VE 25…

üflemelere doyamadım!

Zamanın ne kadar hızlı geçtiğine cidden hayret ediyorum. 25 ne büyük ne de küçük, o kadar ortada ki. Geldiğin yere de gideceğin yere de çok yakın olduğun bir yaş. Doğum günleri ile ilgili saçma inancımı belki biliyorsunuzdur. Güzel olması şart, güzel olmalı ki devamı güzel olsun. Bir şekilde bu sene de bunu başardım. Hayatımda ilk defa doğum günümüm olduğu günden başka bir gün kutladım doğum günümü. Haftaiçi de olsa benim için farketmez, mutlaka gününde kutlarım ama bu sefer pazartesi olan doğum günümü cumartesi kutladım ve 3 gün 3 gece şeklinde bir süreç olmuş oldu. Eğlendim mi? Evet. Yüzümde hep bir tebessüm mü vardı yoksa? Evet. Hayatımızda giren, çıkan insanlar oluyor ama çok azı var ki gözlerinden gerçek olduklarını anlıyoruz (ve bazen çıksalar bile) onlar da var mıydı? Evet. Eh bir kız çocuğu başka ne ister ki?

Notcuklar…

    • Çok sevdiğim bir kısmı yıllardır yanımda olan bir kısmı da yıllardır yanımdaymışçasına varolan Zeynep & Burak, Deniz & Kerem, Zeynep (Mededi), Elif ve Sinem ile ilk doğum günü yemeğimi yedik cumartesi. Yıllardır ilk defa, ben “ne yapsak acaba?” cümlesini kurmadan organize edilen bir yemek oldu. En kötü zamanlarda bile gülecek bir şeyi bulduğumuz bir ekip bu ki özellikle Zeynep, Sinem, Deniz ve Elif dörtlüsü için bunu söyleyebilirim.
    • Roxy’de zaten hali hazırda bir etkinlik vardı. Ben de insanları oraya çağırarak “eh madem orada toplanalım” dedim ki aslında dünyanın en akıllıca hareketi değilmiş. Epey dağıldık. Bir kısım Yan’a bir kısım Roxy’e derken ara ara buluşup eğlendik. Geçen seneki Yan fikri buna kıyasla çok daha iyimiş. Ama ben çok eğlendim o ayrı.
    • Seviyorum her gelen ve özellikle geldiğine şaşırtan insanlarla sarılıp ayak üstü muhabbet etmeyi. Herkes mi güleryüzlü olur dedirten bir kitleydi.
    • Yalnız ne zaman ki bir başka arkadaşımızın da doğum günü olduğunu öğrenip “aaa o zaman hepimize shot” dedim. Ki o sırada 3 kişiydik, işte o noktadan sonra shot’lar havada uçuşunca herkesin pili bitti tabii. Ama boşuna ‘jübile’ denmedi bu akşama 🙂
    • Pazar günü dünyanın en yorgun ama bir o kadar da sakin ve güzel günüydü. Sadece yemek yemeye odaklı başlayan günümüz devamında katlanarak büyüdü. Evren, Serkan, Elif ve ben muhtemelen dünyayı yemiş olabiliriz. Neyse ki hepimiz pazartesi itibariyle dikkat (!) etmeye başladık, sıkıntı yok.
    • Esas doğum günüm olan pazartesi gününe çalışan bir insan olarak toplantıyla başladım. Doğum günü filan dinlemem çalışırım dedikleri bu olsa gerek.
    • Öğlen annemi “beni doğurdun” yemeğine çıkardım. Bence esas tebrik edilmesi gereken o.
    • Sonra öğleden sonra Cansu & Caner, Tuğçe & Övünç’ün evinde sürpriz doğum günü pastası ile karşılaştım. Çok sevdiğim şaraplardan birinin yanımda olması (manyak mışım dimi hep şarapla geziyormuşum) ise ayrı güzellik kattı konuya tabii 🙂 (not: şarap hediye edildi mecbur onunlaydım!)
    • Doğum günü akşamım ise çok sevdiğim Corvus Wine & Bite’da Deniz & Sinem ikilisi ile devam etti. Sürekli konuşacak kadar dolu hayatlar yaşamamız bence muhteşem.
Let the shot begins! Cidden ilk shot buydu…
  • Peki doğum günüm nasıl bitti? Hastanede! “Kesin biri çekiştiriyor” şeklinde geyiklere maruz kalan kulak çınlamam akşam artık dayanılmayacak hale gelince Amerikan Hastanesi’nin yolunu tuttuk. O çınlama ve hatta kulağımın içinde davul çalan minik adamlar olduğunu iddia ettiğim ağrı bir enfeksiyonmuş! Antibiyotikli hayata 23:55 sularında merhaba dedim. Kısacası yeni yaşın ilk dakikalarını popoda Voltaren, bünyede antibiyotik ile karşılamış oldum.
Aslan sütü tabii ki biberonla içilir 🙂

Kime nasıl ve ne kadar teşekkür etsem bilmiyorum ama mini bir ‘EN’ler’ listesi yapacağım huzurlarınızda.
En iyi ki var(lar): Zeynep, Elif, Sinem, Deniz.
En muhteşem hediye: Aslında hediye mühim değil ama bunu yazmak için bu başlık olmalıydı. Tabii ki içi rakı dolu biberonum! Tabii Zeynep annem ve Burak babamdan 🙂 Gerçi Güray’ın mini kitabını da unutmamak lazım.
En ilk kutlayan 5’li: Çağlan, Zeynep (Mededi), Zeynep, Sinem ve Elif
En beni güldüren(ler): Sinem, Deniz, Elif, Evren, Serkan.
En teşekkürler: Zeynep & Burak, Zeynep (Mededi), Elif, Sinem, Deniz, Cansu, Tuğçe, Cem.
En iyi ki doğurmuş: Tabii ki annecik!
En doğum günü kızı: Tabii ki ben!

Kulağım ağrıyor doktor bey!

Sonuç olarak; hayat akıp gidiyor ama o kadar tatlı, o kadar şaşırtıcı ve iniş çıkışlı gidiyor ki seni sarhoş ediyor. Yerden yere de vuruyor, “dur ya ayaklarım yere bassın” dediğinde havalandıra da biliyor. Hangi açıdan baktığınla orantılı olarak mutluluk ve mutsuzluk seviyeni değiştiriyor. Ve söylemeliyim ki 25 olmak (büyük bir yaş olmasa da) hiç hoşuma gitmiyor. “Yapmak istediğim çok şey var” dediğim günlerim hala geçmemişken, sanki zaman daralıyor. Ve hala yapmak istediğim çok şey var.
Aslında yazacak da çok şeyim var ama duymayan kulağımla da yapmam gereken bir canlı yayın var bu akşam! O yüzden burada kesiyorum maalesef.

Mutlu olun, güzel şey.
Ben yazayım tekrar sonra ya 🙂

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s