DJ’LİK SERÜVENİM, CİBALİKAPI, GRİPİN KONSERİ ve BÜYÜKADA

Ezgi ve ben @ Narpera

Perşembe gününden beri bilfiil sokaklardayım. Bitmek bilmeyen aktiviteler ve eğlence dolu günler. Şu an şişmiş bademciklerim ve sıcak kahvemle bu satırları size yazıyorum.

NARPERA’DA GET UP STAND UP
Müzik sevgimden midir, TV programımdan mıdır bilmem “İpek DJ’lik yapmaya ne dersin?” sorusu bana hep sorulmuştur ve ben de hep “ya beceremem ki” demişimdir. Kendi kendimin DJ’i olmaktan, ev ortamında arkadaşlarımı eğlendirmekten öteye gitmemişimdir. Toprak’la da bunun konusu hep geçmiştir derken 4 Nisan’da yapmaya karar verdik bu aksiyonu. İsim annesi Sinem. Kendimle alakasız her şeyde harika isim bulurum ama söz konusu ben olunca bulamadım. DJ Set’in başında eşlikçim yine bizim kanaldan Ezgi (Cantekin) müzik zevklerimiz hemen hemen aynı. Fenerbahçe maçının bizi vurması dışında keyfimiz yerinde. 22:00 civarı başladık 02:30 gibi bitirdik.
Yunan ve Alman iki ekip vardı ki çok eğlendiler. TV’nin gücüdür ki Alman olanlar kaldıkları otelde Dream Tv izlerken beni görmüşler ve bayaa inanamadılar. “Tanrım şans eseri bir TV yıldızının DJ Set’ine denk geldik” tribine girdiler. Dedim o iş öyle değil, en azından Türkiye’de değil 🙂 Yunanlar da “yarın tekrar çalıyor musunuz?” dediler Ezgi’yle ikimize. Kendi arkadaşlarımızı saymıyorum ama genele bakınca eğlendik gibi günün sonunda. Devamı geliyor, haber verceğim elbet. Lynchburg aşkına gelin derim.

CİBALİKAPI’DA POLKA

Zeynep, Burak, Sinem, Zeynep, Can & ben @ Cibalikapı

Cuma günü Beyoğlu’ndan uzaklaşalım mottosuyla çok da uzaklaşamayarak Cibalikapı balıkçısına gittik. Zeynep & Burak, Sinem, Zeynep, Can ve kısa uğrayışlarıyla Levent ve kız arkadaşı şeklinde güzel bir ekiptik. Mezelerden pek randıman alamadım. Her şey gerçekten de çok tuzluydu ve ben tuz sevmeyen bir insan olarak biraz üzüldüm. Masada benim gibi sarımsak yemeyen olduğunu her zaman unuttuklarından istedikleri salataya da sarımsak sos istediler ki içimden küstüm haha. Küsmem etkili olmuş olacak ki gelen salatanın sarımsak sosunun miktarından kimse salataları yiyemedi nihaha (kötü kadın gülüşü). Fakat ara sıcaklara geçtiğimizde işin rengi değişti. O ahtopot ızgara, o ızgara kalamarlar ve harika soslu deniz tarağı beni benden aldı. “Now we’re talkin’!” dedim. Konularımız babaannelere, dedelere uzandı. Burak Polka dersi (!) verdi bize. Belime bağladığım şal ile lambada yaptım. Zeynep yemek boyunca yeni aldığı bir iş için çalıştı. Ve sadece 2 tek rakı içerek geceyi kapadım. O kadar güzel bir yerde oturduk ki manzaramız harikaydı. Sırf ara sıcaklar için bir daha giderim Cibalikapı’ya. Beyoğlu’ndan bir minik uzaklaşmak bile iyi geldi. Boğulmuşum, haberim yok. Ve hatta boğulmuşuz haberimiz yok çünkü herkes hem fikirdi.

YANİ GRİPİN HER ŞEYİ ALIP GÖTÜRMEYECEK Mİ?
En son Ana Sahne’ye geldiklerinde canlı canlı dinlemiştim ki Gripin’i. O da Şubat başı filandı sanırım. Sonra bitmek bilmeyen bir yurtdışı serüvenine başladılar. Cuma akşamı İzmir’de verdikleri konserin ardından Cumartesi de İstanbul’da Jolly Joker’dalardı. Kendimden sonra gördüğüm en Gripin-sever insan hiç süphesiz ki Müjde. Hatta benden daha deli bile olabilir bu konuda. Zeynep, Cansu, Müjde eşliğinde gittiğimiz konser daha sonra sürpriz bir biçimde Gülce ve Can’ın da katılımıyla devam etti.
Açıkcası benim için garip bir gündür 6 Nisan’lar. Bütün güzellikleri ve hüznü bir arada barındırır. 8 senedir ilk defa bir konserdeydim bu tarihte. İyi de geldi. Eski parçalara uzandılar mutlu ettiler, yenilerden keyif aldığım parçaları çaldılar. Ama kesinlikle sahnede yorgun gözüküyorlardı. İzmir’in etkisinden midir, bitmek bilmeyen seyahatlerden midir bilinmez ilk defa yorgun gördüm onları. Bir tek bazı cover’larda kendimi sigara alanına attım ama onun dışında sahnenin dibinde, balkondaydım. Ve bir ara Birol’un “İpek burada dimi?” demesi ve Murat’ın ‘Rüzgar’a girmesi ile benim için zaman durdu. O kadar severim, o kadar güzel ve o kadar değerlidir ki o şarkı benim için. Ve o kadar çalmazlar ki konserlerde, büyük sürpriz oldu. Acayip mutlu ettiler beni. Konser sonrası çocuklar gibiydim zaten kuliste. Herhalde bıkmalarına sebebiyet verecek kadar teşekkür etmiş olabilirim. Güzel anlarla ve yüzümde tebessümle ayrıldım konserden. Umarım en kısa zamanda yine konserleri olur da gider eğleniriz, mutlu oluruz gerekirse de ağlarız 🙂 Tabii ki Gripin her şeyi alıp götürmüyor ama iyi geliyor. ‘Rüzgar’ gönderme yapmadan bir başlık atmam mümkün değildi 🙂

Bisikletle takla atmadan biraz önce ben!

ADA VAPURU YANDAN ÇARKLI
Evet, ben ve bitmek bilmeyen planlarım. Ben ve bitmek bilmeyen enerjim üstü kısa süreli hasta oluşlarım. Ama n’apayım, durmayı bilmiyor ve çok da sevmiyorum. Daha cuma günü rakı masasında çıktı “Adaya gidelim” fikrim. Ama sessiz, derinden ve “amaaan İpek ne adası” cümlelerine hazır. Herkesi organize etmek zor bir de farkettim ki kalabalığı organize ederken çok yoruluyorum ben artık ve hatta haftalardır yapmamaya çalışıyorum bunu. Kendimi emekli ettim bu konudan. Ama Zeynep’e cumartesi fısıldadım bunu sonra Müjde ve Cansu’ya da sordum Müjde yorgunluktan, Cansu işlerinden kabul etmedi. Ama Zeynep’le biz azimle gittik Büyükada’ya…

By Şükrü’de takı keyfi…
    • Maceralı bir biçimde yakaladık Ada Vapuru’nu. Levent metroda başlayan koşumuz son olarak Kabataş’ta vapura uçmakla devam etti.
    • Mülteciler gibi yerde oturduk resmen, nasıl bir kalabalık vardı vapurda anlatamam. Çok lazımmış gibi zihni sinir projesi bir limon sıkacağı aldık.
    • Büyükada’ya vardığımızda açlıktan öldüğümüz için kendimizi kahvaltıya verdik.
    • Bisikletleri kitalayıp Aya Yorgi’ye doğru yol aldık. Yokuşl
      arda mahvolduk.
    • Meydandaki saçma yerde çay, kahve, sigara keyfi yaptık. Benim Zeynep’e “Ama bak Aya Yorgi daha çok uzakta yürüyerek çıkmak konusunda emin misin?” sorum tabii ki çıkmamak üzere yanıt aldı ve bisikletlere atlayıp dönüş yoluna geçtik. Çıkmadığımıza hiç üzülmedim valla o da ayrı, kaç kere çıktım artık 🙂
    • Tek başına yürüyen yaşlı ve muhtemelen hasta atı görünce gözlerimde yaşlarla, burnumu çeken de bendim. İnsan ne acayip bir şey ya.
    • Zeynep’in bisikletinin zinciri attı. En sevdiğim aktivitedir zincir takmak. Neyse ki centilmen bir adalı halletti bu işi.
    • Dönüş yolu yokuş aşağı olduğundan pek keyifli. Tabii ta ki bendeniz yokuş aşağı giderken ön frenleri sıkana kadardı bu keyif. Havada takla attım. Dizlerim mosmor, kolum ağrıyor. Yerde bir müddet oturdum zaten. Zeynep de bana güldü filan, çok iyiyiz.
    • Bu arada yukarı çıkarken montumu oturduğumuz cafe’de unuttum. Yarı yolda aklıma gelince Zeynep dönüp almayı teklif etti, tabii tahmin edersiniz ki ben “Amaan boşver” dedim. Ya kaybolursa dedi ona da aynı cevabı verince üstüme gelmedi elbet ama dönerken bu kadar üşüyeceğimi bilemezdim.
    • Bir baktık ki son vapur kaçıyor. Eh dedik oturalım ve By Şükrü’de kendimizi mini-meze & mini-rakı olayına verdik. Bu arada hava öyle bir döndü ki anlatamam bir anda dev dalgalar, sağanak filan bayağı kış yani, donduk!
    • Yemek bitti motorla döneceğiz (araya waffle sıkıştırdım ama!) bir gittik 1 saat var. Nasıl mağduruz. Nasıl üşüyoruz ve nasıl her yer kapalı! Tek açık olan yer var Büyükada’ya açıldığı için öfkelendiğim Starbucks. Gittik oturduk n’apalım. Deli bir çalışan ve biz.
  • Motora bindik, deli insanlar ve biz.

Büyükada’da yaşanır ben söyleyeyim. Yine aşık oldum evlere, yine aşık oldum oksijene ve yine aşık oldum doğaya. Yakında başka başka ada programlarımız var. Yürüyüş, yemek ve muhabbet bizim işimiz.

Advertisements

2 thoughts on “DJ’LİK SERÜVENİM, CİBALİKAPI, GRİPİN KONSERİ ve BÜYÜKADA

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s