GEZİ PARKI DİRENİYOR…

Her şey hükümetin “Üç beş ağaç” dediği ama aslında bir doğa katli olan Gezi Park’ının yıkılma olayı ile başladı. Bir grup insan gayet masum ve hakları olan bir şekilde parkı korumak adına yola çıktı. Oradaydık. Kendi gürültü(1)sü kendine olan müzikler, çevreci söylemler ve güler yüzlü insanlar. Ama öyle devam edemedi maalesef…

31.05.2013
29 Mayıs Çarşamba…
Oradayız. Duruyoruz, konuşuyoruz… “Yahu ne acayip şu parka kıyacak olmaları.” diyoruz. 1,5 saatimi filan orada geçiriyorum. Zaten arkadaşlarımlayım. Ama arada yeni insanlarla tanışıp onlarla da sohbet ediyorum. Amaç ortak. Arkadaşlarımla buluşmak ve ertesi gün tekrar gitmek üzere ayrılıyorum Gezi’den…
30 Mayıs Perşembe…
Parkta kalan insanların çadırlarının yakıldığı haberi ile uyanıyoruz. Söylenene göre yakanlar polis. Arkadaşımın bekarlığa vedası var (az önce Bülent Arınç düğünden bahsedince bunu sıkıştırmadan edemedim!) neyse önce park sonra bekarlığa veda ardından yine park günümün planı. Akşam üstü uğradığımda kalabalık bir önceki günün birkaç katı. Bir dayanışma başlamış, bambaşka bir duygu var. Bekarlığa veda molası ertesi dönüyorum parka. Saat 3:00 filan sanırım. Kalablık bir ekip oturuyoruz parkta. Doğan (Duru), Güneş (Duru), Birol (Namoğlu), Aylin (Aslım), Eren, Burak, Akif ve daha niceleri. “Biber gazı geliyor” haberi geldi. Biz bayağı piknik tadında takılıyoruz. Saat 05:00 aniden biber gazları başladı, göz gözü görmüyor. Nereye koşmalıyım ne yapmalıyım hiçbir fikrim yok. Koşuyorum şuursuzca ama bir yandan da koşamıyorum. Gözüm yanıyor, burnum akıyor, midem bulanıyor sürekli tükürüyorum. Neyse ki Güneş yanımda yardımcı oluyor. Panik atak geçiriyorum çnkü nefes alamıyorum. Herkes birbirini sakinleştirmeye çalışıyor. Birbirimizi kaybediyoruz, herkes birbirine “x nerede?” diye soruyor. Bir şekilde birleşiyor ve Cihangir’e dönüyoruz. Firuzağa’dayız. Herkes sessiz ve herkes kızgın. Ne yaptık da yedik gazı? Saat 7:00, evde oturmuş bunu düşünüyorum.
31 Mayıs Cuma…
Hiç uyumadım. Uyuyamadım yaşadıklarımızı düşünmekten. Gün başladı ve saat 19:00’da Gezi Parkı’nda olacağız. Öğlen 14:00 gibi Taksim Meydan’dayım. Yer yer biber gazları atılıyor. İnsanlar çoluk, çocuk dışarda bir de gözaltılar var. Eve döndük, TV’de hiçbir şey yok zannedersiniz ki normal bir yaz günü. Ne zaman ki saat 19:00 oldu halk Gezi Parkı’na gitmeye çalışıyor her yer barikat. Sıraselviler, İstiklal, Gümüşsuyu, Harbiye… Tüm gelişler kapalı. Polis barikatların ardından biber gazı atıyor. Bir değil, iki değil, üç değil; onlarca! Geberiyoruz gazdan, ardı arkası kesilmiyor baktık ki meydana çıkamıyoruz evi yardım merkezine çevirdik ve gazdan etkilenenlerle ilgilenmeye başladık. Saatlerce… Son olarak sokağa girdiler. Polis duvalarla ve apartmanlara biber gazı atıyor, insan yok. Evdeyiz, kalabalığız. Işıkları kapadık, perdeleri çektik, çıt çıkarmıyoruz. Tek ses havadaki helikopterler. Real-time korku filmi. Uyku mu? Yine yok… Günler birbirine bağlandı bitmeyen uzun günler yaşıyoruz resmen…
1 Haziran Cumartesi…
Yeni bir güne başlamayı umut edip aynı güne devam etmek. Artık havada doğal bir biber gazı kokusu, bitmiyor, bitemiyor. Galatasary’a gitmemiz lazım, Firuzağa’dayız. Zeynep ve Burak’ı kaybedince ben kalıyorum meydanda. Kalabalık inanılmaz Sıraselviler’de ve tam karşımızdan gelen bir TOMA. Ara sokaklara sularını sıka sıka geliyor üstümüze ve ardından biber gazı bombardımanı. Bir tanesi 1,5 adım önüme düşüyor nasıl kan beynime sıçaradıysa alıp göremediğim ama orada olduklarını bildiğim polislere doğru fırlatıyorum, elim yanıyor, umrumda değil. Koşmaya başlıyorum Cihangir Caddesi’ne doğru, biber gazlarının yine ardı arkası kesilmiyor. Kaktüs’te ufak bir molanın ardından bu sefer Burcu (Kutluk), Birol, Koray (Candemir), Duygu, Gökçe (Balaban) şeklinde çıkıyoruz yola, hedefimiz meydan. Olay çıkarmaya değil, hakkımız olan yere yürümeye. Alman Hastanesi’nin yanında bir giriş katı, evin içinden biber gazı dumanları yükseliyor. 90 yaşında bir adam Alman Hastanesi’ne kaldırılıyor. Evin içine biber gazı? Evet, evin içine biber gazı. Sinirimiz bozuk, barikatlar kalktı Taksim Meydan’a yürüyebiliyoruz. Bütün barikatlar kalkmış hatta meydanda 10.000 – 20.000 kişi var maskelerimizi çantamıza attık “ulan işte bu ne problem var ki” diyoruz, yüzler gülüyor insanlar alkış tutuyor. Ve aniden havaifişek gibi onlarca biber gazı yine havada uçuşmaya başladı, herkesi meydana aldıktan sonra. Nereye kaçacağımızı şaşırdık. Ben küfür eden bir insanım ama hayatımda böyle küfür etmedim. Ben kendimi kaybettim, içimden bir hayvan çıktı! Ve o gün, bir gün önce yaşananlardan dolayı tüm Türkiye ayaklandı. Artık sadece Gezi Parkı değil, Türkiye’nin meselesiydi bu… Geceyi ufak biber gazlarıyla bitirdik. Uyudum Cumartesi gecesi biraz, Pazar’ın daha güzel olmasını düşleyerek.
Aşağıdaki Tweet’imdeki Video Firuzağa’ya Biber Gazı Atılmadan Hemen Önce
2 Haziran Pazar…
Hani bekarlıpa veda var demiştim ya, arkadaşlarım evleniyordu işte 2 Haziran’da. İptal ettiler, ben de ederdim. Dışarıda vahşet varken kim “evet” diyebilir ki, kim gülümseyebilir ki… Nispeten sakin bir gündü Pazar… Ta ki Beşiktaş karışana kadar. TOMA’lar, aralıksız biber gazları, mücadele etmeye çalışan insanlar, gözleri yaşartan duruşuyla Çarşı ekibi ve ne yaptığına anlam veremediğimiz polisler. Çıkamadım dışarıya, Halk TV’den canlı canlı izledim. En dokunaklı an da polisler tamamen gittikten sonra olay yerine dönüp tüm pisliği ve dağınıklığı yaşadıkları onca şeye rağmen temizleyen halktı.
Pazar Günü Gezi Parkı’ndan Bir Video
Dün hala devam ediyordu Gümüşsuyu’nda olaylar. Tabii artık provakatörler de var. Konuyla alakasız olay çıkaran. Polis onlara müdahale ettikçe yiyoruz gazı. Kim bilir ne zararlar oluşturacak bu gaz bizlerde? Kim bilir daha ne kadar sürecek bu olay. Medya satılmış. Medya gıkını çıkarmadı/çıkaramadı günlerce. Utanıyorum, utancım direnişimi daha da kuvvetlendiriyor. Kalabalığa bakıyorum, gözlerim doluyor. Bu kadar apolitik bir jenerasyonun bu kadar kollektif bir şekilde bir araya gelişi gözümün içini güldürüyor. İnsanlar yaralanıyor ve hatta ölümler yaşanıyor. Kalbim kan ağlıyor ama umudum orada bir yerde, benimle. 
Hükümet yok, Tayyip konuşuyor, Bülent Arınç konuşuyor ama ne sorulan soruya cevap veriyorlar ne de bir “DUR” diyorlar. Cumhurbaşkanı deseniz ortada yok. “Biz” diyorlar ve de “onlar” diyorlar. “Onlar” dedikleri kişilerden biri olarak “onlar” olmaktan gurur duyduğumu söyleyebilirim. Her duyduğum “pat!” sesinde biber gazı diye yerimden fırlıyor, her koşan insan gördüğümde kaçmam gerektiğine inanıyor, her sivil polis olduğunu sandığım insandan bir adım uzaklaşıyorum. Sonra Gezi Park’ına giriyorum, tek başıma va kalabalığa bakıyorum içimde bir güven hissi. Kalbim pır pır.
Tüm Türkiye ayakta. Ne kadar sürecekse bu direniş, biz de o kadar oradayız. Konuyu saptırmaya çalışanları yok sayarak oradayız.
Bir şeyler yanlıştı ama bir şeyler doğru olma yolunda gidiyor şu anda.

Ne mutlu ÇAPULCUyum diyene!
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s