26 – 27 – 28 EYLÜL ASMALIMESCİT GÜNLERİ

Hala geceleri yatağa uzandığımda, 30 Mayıs’ı 31 Mayıs’a bağlayan gecenin sonunda, sabaha karşı 5’te yediğim(iz) gazla başlayan o süreci unutamıyorum. Bitmeyen bir kabusun içinde gibiydik (ki hala bitmedi). Haklı olduğumuz, inandığımız bir şeyin peşinde haketmediğimiz bir muameleyi görerek…

Ben tam bir Beyoğlu kızıyım. Çok küçük yaşlardan beri hep ikinci evim oldu orası. Kulağımda hep müzik; kafam bozulduğunda yürüdüğüm, albümler almaya gittiğim, insanları izlediğim, mutlu suratlarla mutlu, acılı suratlarla mutsuz olduğum Beyoğlu… Yazacak çok şey var bunun üzerine ama yazılmış öyle güzel bir yazı var ki Hazal Yılmaz tarafından bir CLICK ile onu okumanızı tercih ederim.

Yaşadığımız olaylar bizleri sadece bedenen ve de özellikle ruhen çökertmekle kalmadı, sosyal hayatlarımızı da derinden vurdu. Birçok mekan sahibi, müzisyen, sanatçı arkadaşım bu olaylardan inanılmaz etkilendi. Kimse söylendi mi bu duruma? Elbette ki hayır… Sonuçta sokaklara dökülüp kendimizi Call of Duty’de filan sanmıyorduk. Kaybedilen canlar için, inandığımız bir şey için sokaklardaydık…
Fakat zamanla manasız bir hal almaya başladı olaylar. Ortada hiçbir şey yokken özellikle Cuma ve Cumartesi akşamları çevik kuvvet İstiklal’i esir almaya başladı. Düşünün ki bir Cuma gecesi İstiklal’de in, cin top oynuyor. Ya bir salgın hastalık olmalı ya da OHAL. İşte bu bir OHAL’di, sadece haftasonları gerçekleşen…

Sizleri baymaz umarım ama bir günümüzü anlatmak isterim…
Zeynep, Kerem, Burak & Zeynep ve ben gayet güzel bir cumartesi akşamı Savoy’daki harika bir yemeğin ardından biraz dolaşmak ve biraz da bir şeyler içmek için Beyoğlu’na çıkmaya karar verdik (gerçi bu bir rutin). O gün “MilyonlarTaksime” hashtag’inin olduğu gündü. Kim, neden çıkardı o hashtag’i bilmiyorum ama bırakın milyonları normal bir haftasonunun da altında bir kalabalık vardı… Alman Hastanesi’nin karşısındaki sokaktan (kestirme ve sevdiğim bir yoldur) Mojo’nun olduğu yere çıkarak “Asmalı’ya yürürüz” dedik. Tam Mojo’ya gelmek üzereyiz ki koşan insanlar, burnumuzu yakan biber gazı ve son dakikada gördüğümüz çevik kuvvet… Ben bir taksinin resmen tepesine atladım. 6 kişiydik ama aldı taksici bizi, ne yalan söyleyeyim birazcık mırın kırın etti. Neden bilmiyorum ama eve dönmek yerine “Asmalı’ya lütfen” dedik. Aslında hepimizin derdi ortaktı; normal olmak, normale dönmek.
Kulp’a gittik. Normalde ben çok daralırım oranın kalabalığında ama bir haftasonu için inanılmaz az bir kalabalık vardı. Malum polis oyun oynuyor Beyoğlu’nda. Neyse, müzik güzel. Elimde iPhone sürekli Twitter’a bakıyorum, kendimi tutmam imkansız. Bırakın eğlenmeyi içten içe cinnet geçiriyorum. Tüm ekip o haldeyiz. “Hadi…” dedik, “Çıkalım…”
İstiklal’deyiz yine in, cin top oynuyor. Hedef Cihangir, eve dönüyoruz.
Meydana doğru ilerledikçe ara ara yollarda yakılan ateşleri görüyoruz (artık insanlar da aklını kaçırmış). Ben de ruh hastası olduğumdan yürümek istiyorum sonuna kadar. Ufak insan toplulukları ve belli belirsiz sloganlar. “Ne gerek var?” diyorum içimden. Ama diyorum ya artık aklımızı kaçırdık, yakalayamıyoruz. Çalışan bir TOMA sesi duydum. Kendi uydurdukları (T)oplumsal (O)laya (M)üdahale (A)racı. Ve bir akrep geliyor son sürat, plastik mermileri şuursuzca sıkarak.
O an “Zeyneeeeep!” diye (sanırım hayatımda ilk defa) çığlık attım. Bir yandan da ara sokağa kaçtım. Sanırım bu kadar gaz, toma, akrep, kalabalık vs arasında ilk defa bu kadar korktum. Neredeyse arkadaşıma bir şey olacaktı… Neyse ki onlar da bir şekilde kaçtı ve gazları soluya soluya eve döndük.

Bunu neden anlattım? İkinci evim dediğim ve hatta birçok kişinin ikinci evi olan; tam da “onlar” diye hitap ettikleri insanların büyük kısmının hayatını sürdürdüğü, eğlendiği, geçimini sağladığı güzelim Beyoğlu’nu bitirmek(ti) bence bütün amaçları. Ya da ben artık neye inanacağımı şaşırdığımdan buna inanıyorum. Evet, evet kesinlikle buna inanıyorum.

Biz olduğumuz sürece orası da var.
Hazır havalar en güzel halini almışken (tam bir sonbahar ve kış insanıyım), hazır hayat hala çok güzelken ve daha da güzel olacakken 26 – 27 – 28 Eylül Asmalımescit Günleri’ni kaçırmayın derim. Zaten her haftasonu renkli Asmalımescit ama bu sefer her mekanda ayrı eğlence, her mekanda ayrı sürpriz sizleri bekliyor olacak.

Ben de 28 Eylül gecesi Birol (Gripin Birol yani) ile Narpera’da DJ Set’in başında olacağım. Komiklikli, gülücüklü, eğlenceli.

Eğlenmediğim ve mutlu olmadığım bir hayat düşünemiyorum, eğlenmediği ve mutlu olmadığı bir hayat düşünemeyenlere…

#Direnİnsanlık
#DirenHayat
#DirenMutluluk

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s