ÖZÜR DİLERİM ÇOK SEVDİM

Ben şımarmayayım da kimler şımarsın? Şaka Şaka 🙂

Bu yazıyı yazmak için bekledim de bekledim. Dün parti gerçekleşti belki onu bekledim, bilmiyorum ama bekledim işte. Çünkü muhtemelen sizler kitapçıya koşup kitabı aldığınız sıralarda ben çoktan bir solukta okuyup bitirmiştim.
Uzun zamandır Tolga’dan dinliyordum kitabı. Yine kitap çıkmadan bir ya da iki ay kadar önce bir rakı masasında kitaba dair mini bir yazı okutmuştu bana okuyup heyecanlanmıştım çıkacağı gün için. Sonra kitabın çıkmasından bir iki gün önce Kaktüs’te buluştuk. Klasik sohbet seansları, hayat filan derken hop çantadan kitabı çıkardı. Ben bir mutlu, bir mutlu anlatamam. Bugüne bugün yılların Tolga’sı, kendi yaşım için uzun sayılacak (gerçi “küçül de cebime gir yaşlarına geldim sanırım artık) neredeyse 10 yıllık bir arkadaşlık, birilerine Takstar birilerine Takyıldız, bana Toti olan kişiden alabileceğim en güzel hediye; “Özür Dilerim Çok Sevdim”.
Açıkcası o dakikadan sonra bir yandan Tolga ile sohbet ederken bir yandan da kitaba başlamak istemiştim. Zira tam o sırada Tolga’nın çalan telefonundan faydalanıp bir bölümü okudum hatta!

Kitap, Tolga’nın yıllar içerisinde yazdığı yazıların bir birleşimi aslında. 41 yazıdan/bölümden oluşuyor. Öyle bir sıralanmış ki; her bir yazı bir diğerinin ardından akıp (‘akıp’ı uzatarak okuyun) gidiyor. Sizlerde de var mıdır bilmem ama ben kitap okurken -ki çok okurum- “X bölüme geldiğimde bırakayım” derim kendi içimden, sonra devam etmek adına… İşte “Özür Dilerim Çok Sevdim”de böyle diye diye gecenin 3:40’ında kitabı bitirmiştim.

Kitabın (bence) güzelliği şu ki; her hikayede olmasa da bazı hikayelerde kendinizi bulmanız çok olası. Yani kendinizi bir an “Evet ya…”, “Valla ne doğru gözlemlemiş”, “Yok artık! Aynı o durum!” derken bulabilir; sonra bir de insan içinde okuyorsanız “Özür dilerim, gözüme bir şey kaçtı da” diyecek noktalara gelebilirsiniz.

Kitaplar beni okuduğum mevsimlere, saatlere, ortamlara ve ruhsal dönemlerime göre hep farklı farklı etkilemiştir. Hani bazen bir olay karşısında ya da sokakta yürürken kafanızda bir şarkı çalar “hah işte! Tam şu an hayatımın / durumun / gördüğüm manzaranın fon müziği bu!” dersiniz ya, bu kitap da bende, “işte şu an hayatımın fon kitabı buydu” etkisi yarattı. “Fon kitabı diye bir şey yok!” diye bıdı bıdı yapmayın sakın, müziksel yaklaştım mevzuya 🙂 Babamı, sevdiğim adamları, bizi biz yapan şeyleri düşündürttü bu kitap bana ve bizi biz yapan şeyleri bir kenara bırakıp bir başka “biz” olarak insanlara davranışlarımızı da tabii.. Düşündüm de düşündüm.
Bu arada yazılara güzellik katan bir diğer unsur da Eliff Karadayı’nın çizimleri olmuş tabii. Minimal, konulara uygun ve hatta tebessüme sebebiyet veren çizimler.

Dün Roxy’de kitabın partisi gerçekleşti. Aklınıza gelebilecek herkes oradaydı. Yani bir grup insan düşünün bir kutlama için orada. Ve bu insanların büyük bir yüzdesinin de kitabı okuduğunu düşünün. Hah şimdi bunları düşündüyseniz, bir de bu okuyan insanların kitaba dair sohbet ettiğini düşünün. İşte öyle komiklikli bir geceydi.

Tek tek “Özellikle şu bölümler çok acayip” demeyeceğim demek istesem de ama tek bir şey diyeceğim, okuyun!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s