ÖZGÜR MUMCU

n_83518_1

Gezi zamanı. Mahallede oturuyoruz ama bir yandan da Sıraselviler’de olay var haberleri alıyoruz. Bir çıkalım bakalım dedik. Özgür, Güneş (Redd) ve ben. Sıraselviler’de kimse yok. Ve bir ses “BOM!!”. Kafamızın dibinde patlayan bir ses bombası. Dikkatinizi çekerim, sadece üç kişiyiz. Düşen omuzlar, evlere doğru yürüyüş ve kafada bir “Neden?” sorusu. İşte o zamanlardan bu zamanlarda birçok “Neden?” sorumu sorabildiğim nadir insanlardan Özgür ile bu günlere dair lafladık.

Bir yandan Galatasaray Üniversitesi, bir yandan Artı 1 Tv, bir yandan gazete. Neler yapıyorsun bir de senden dinleyelim.

Galatsaray Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk Bölümü’nde öğretim görevlisiyim. Radikal Gazetesi’nde yaklaşık dört senedir yazıyorum. Öncesinde Birgün’de yazıyordum. Üç ay evvel de Artı 1’de program yapmaya başladım.

Artı 1’deki değişimi gerek senin ve Can Dündar’ın Twitter’ından, gerekse gazetelerden okuduk. Artık sizlerin kanalı oldu orası. O süreç nasıl gelişti ve şu an nasıl gidiyor?

Zaten üç ay evvel başladığımızda da herhangi bir baskı yoktu, kimsenin karışmadığı bir kanaldı. Şu anda yeni bir formül denenecek, kanalın %51’i orada çalışan insanların olacak. Hisse devri yapılacak bedelsiz bir şekilde. Ve çalışanların birlikte sahiplendiği bir yer haline dönüşecek. Şu anda onun geçiş aşamasındayız. Zaten bir baskı yoktu ama iyice bağımsızlığını kazandığının altı çizilmiş oldu bu şekilde.

Artı 1’de ekstra rahat yayın yaptığınızı biliyorum. Mesela bir tape düştüğünde Can Dündar anında yayında bunu verebiliyor. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Şimdi bizim kanaldaki çalışan insanların çok tecrübesi var. Yıllarca NTV’de CNN’de ya da çeşitli gazetelerde çalışmış insanlardan oluşuyor. Neyin suç teşkil edip neyin etmeyeceğini zaten anlayabilen insanlar. Yani bütün tapeleri de yayınlamıyoruz, çok özel hayatla ilgiliyse vesaire. Gerçekten kamu yararı oldupu zaman yayınlanıyor ya da kayıtların legal kayıt olduğu fikri var ise yayınlanıyor. Dosyadan sızdırıldığı anlaşılıyor ya da teyid edildiyse yayınlanıyor. Henüz bir sorunumuz olmadı ama olmayacağı anlamına da gelmiyor tabii. Görüyoruz artık, patronlara doğrudan telefon açılıyor.

İşte “mahalle baskısı” dediğimiz olay…

Onun hiçbir şekilde olmadığı bir kanal. Çünkü oradaki herkes gayet bağımsız ve bunlardan sıkılıp bir araya gelen insanlar. Hele ki şu durumda kim kime baskı yapacak, Can Dündar mı bana yapacak ya da ben mi Yekta Kopan’a yapacağım?

Siyasetle ne kadar alakasız olduğu çok net biliyorsun.

Artık bayağı var (gülüyor)

Evet, Gezi süreci ile başladı aslında. Açıkcası bu konularda dinlediğimde de en net anladığım kişilerdensin. Mesela tapeler hakkında ne düşünüyorsun? En son gündeme bomba gibi düşen Egemen Bağış’ın tapesiydi mesela.

Ben onu henüz dinleyemedim. Bu tapelerin sürekli düşmesi ve bizim sürekli bunlardan bahsediyor olmamız çok anormal bir durum. Belli ki bunların çok büyük bir kısmı soruşturma dosyasında olan şeyler. Polisin bugüne kadar yapmış olduğu dinlemeler vesaire. Bugünkü tartışılan fezlekenin içindeki ek dosyalarda var bunlar muhtemelen. Sorun şu oldu, bu soruşturmayı yapan polisler görevden alınınca ve bu soruşturmayı yapan savcıların elinden dosyalar alınınca bir şekilde o kişiler büyük olasılıkla bunları sızdırmaya başladılar. O yüzden anormal bir durumla karşı karşıyayız. Normal şartlarda olması gereken hukuki prosedürün işlemesi ve yargılamanın gerçekleşmesiydi. O gerçekleşemedi. Daha önce de çok gerçekleştiğini sanmıyorum bunun dünyada. Tabii belki sızıyordur ama bu kadar sistematik olmamıştır. Yargılama yapılamayınca kamuoyuna sunuldu ki siyasi bir etkisi olsun. Büyük olasılıkla yargılamanın engellenebileceğini düşündüler ve bir B planı olarak bunu gerçekleştirdiler belli ki. Yargının engellenmesi zaten çok ciddi bir sorun o yüzden de bu garip manzara ile karşı karşıyayız.

30 Mart yaklaşıyor, hepimiz için çok önemli. Sen ne düşünüyorsun seçim ve seçim süreci ile ilgili olarak?

Seçim sonuçları hakkında öngörüde bulunmak zor şu anda. Yani zor çünkü üç aşağı beş yukarı genelde koşullar değişmediğinde bir şeyler belli olabilir ama her an her şeyin değişebileceği bir zamandayız şu anda. Yarın öbür gün nasıl bir kaydın internete sızacağını ve bunun nasıl bir etki yapabileceğini bilemiyoruz. Bir de yerel seçimlerde bir kaç değişken var. Genel seçimlerde belli bir yüzde alıyorsun ve iş bitiyor. Mesela bunda diyelimki İstanbul ve Ankara’yı kaybettiler. Bunun başka bir tesiri olacak çünkü İstanbul ve Ankara çok ciddi para getiren yerler ve iktidar odakları aslında yani yerel seçimin böyle dğeişken bir durumu da var. Sonuçlar çıkmadan yorum yapmak zor. Ama ben yine AKP’nin birinci parti çıkacağını ama tahmininden biraz daha az oy alacağını ön görebiliyorum.

Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarının ve söylemlerinin çok sert olduğunu ve acayip bir hal aldığını düşünüyorum. Mesela Berkin Elvan’ı ve ailesini yuhalatması gibi. Toplumumuzu düşündüğümüzde çok ters hareketler. Bir şekilde hala saygı duymaya devam eden bir kesimi de var. Bütün bunlara ragmen iktidar AKP ve Recep Tayyip Erdoğan ile devam ettiğinde Türkiye’nin geleceğine dair ne düşünüyorsun?

Çok geniş bir soru, cevap vermesi çok zor. Tayyip Erdoğan’ın bu kamplaştırıcı söylemi çok eskiden beri olan bir şey. Çünkü bu söylemleri ile kendi tabanını bir araya getirip kenetliyor. Zaten diğerlerinden hiç oy alamayacağını biliyor. Ama onları şeytanlaştırarak kendi tabanını kendi etrafında kenetliyor. “Ben bir komploya kurban gidiyorum, bana yardımcı olun” şeklinde. Son videoları filan da o şekilde yani Türk bayrağı aşağıya düşüyor da halk onu tekrar yükseltiyor filan. Siyasi zeka olarak böyle bir yöntem seçmişler ama bunun yanı sıra Tayyip Erdoğan belli ki bir panik halinde ve korku içerisinde. O da söylemlerini sertleştiriyor. Çevresindeki danışman insanlara baktığımızda da bunlar çok kalifiye insanlara benzemiyorlar. Mesela Yiğit Bulut, fantazi dünyasında yaşayan bir adamcağız diğerleri de garip adamlar. Zaman içerisinde otoriter liderlerin yalnızlaşması ve sadece kendilerine onay verenlerle kendini çerçevelemesi görünen bir şeydir zaten. Dünya tarihinde de liderler daha geniş ekiple başlarlar, otoriterleştikçe ve iktidar ellerinden gidecek diye korkuya kapıldıkça etrafını bir takım kendisine “çok iyi yapıyorsun, çok iyi yapıyorsun” diyen insanlarla kuşatırlar. Bu insanların da genelde çok yüksek bir kalibresi olmaz. Birkaç insan hariç etrafındaki insanlar normalde o pozisyonda olamayacak insanlar. Ne eğitim düzeyleri ne de siyasi deneyimleri Türkiye gibi bir ülkede başbakanın danışmanı olamayacak insanlar. Ama bu da onun tercihi, böyle ayakta kalabileceğine inanıyor muhtemelen. Söylemlerinin sertleşmesi ve düzeysizleşmesinde onun da etkisi var.

Yine bu süreçte sol cepheyi, CHP’yi filan nasıl buluyorsun? Mesela ben geçen gün Mustafa Sarıgül’ü izledim televizyonda ama onu da korkunç buldum.

CHP Ankara, İstanbul ve hatta Hatay adayları konusunda çok fazla eleştiriye uğradı. Sarıgül yine bir nebze CHP geleneğinden geliyor ama diğer adayların tamamen başka partilerden gelmesi vesaire. CHP’nin yapmaya çalıştığı şey şu, Erdoğan’a karşı bir cephe oluşturmaya çalışıyorlar, anti-Erdoğan cephesi. Burada da oyları en fazla arttırabilecek adayları seçiyorlar. Ama “benim geleceğe yönelik projem şudur” demiyor ve tepki oylarını arttırabileceği kadar arttırmaya çalışıyor. Bu ya partinin yeterince vizyon üretememesinden kaynaklanıyor ya da böyle bir kolaycılıktan kaynaklanıyor. Eğer arkasında besleyebileceğiniz bir belediyecilik anlayışı, bir siyaset anlayışı yoksa bu iyi bir tercih. Ankara’da Mansur da iyi bir seçim. Ama tamamen siyasi basit hesaplarla adayları belirlediler. Bu da CHP’nin bütünlüklü bir gelecek projesini henüz koymamasından kaynaklanıyor maalesef.

Az önce söylediğin gibi Ankara, İstanbul önemli iller. Diyelim ki CHP aldı bu illeri. Plansız ve programsız olduklarını düşündüğünü söylüyorsun ama sence nasıl olur? Bir şeyler değişir mi?

Şu değişir, ihaleler sisteminde ciddi bir değişiklik olur. Şu anda biliyoruz ki bütün bu tapelerde çıkan iş adamları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ihalelerinin büyük bir kısmını alıyorlar. Orada belli ki bir düzenek kurulmuş, o düzenek değişecek o insanlar gidecek ve yerine başkaları gelecek. O adamlar gider de CHP’ye yakın adamlar gelirse bir şey değişmez aslında, sadece iktidar zayıflar. Ama genel olarak fazla bir şey değişeceğini zannetmiyorum. Ama yeni bir belediyecilik anlayışı getirilirse, halka sürekli danışılan filan o zaman bir şeyler değişebilir. Ama en önemli hikaye iktidarın elinden önemli bazı küçük iktidar alanlarının gitmesi olur. Ne olur bir de bunun üzerine? Büyük olasılıkla eğer iktidar devam ederse TOKİ eliyle büyükşehirlere müdahale etmeye başlarlar. İstanbul ve Ankara’da kendi projelerini empoze etmeye başlarlar tabii eğer CHP’nin eline geçerse. Orada da çeşit çeşit gerilimler görürüz gibi geliyor bana. Ama ciddi bir kan kaybına uğrar. Bir de şunu unutmamak lazım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1994’ten beri bu geleneğin elinde. Onu kaybetmenin vermiş olduğu moral bozukluğunun da çok önemli tesirleri olur.

Böyle bir sürece faşizm demek sence ne kadar sert bir söylem? Ya da yerinde bir söylem mi?

Ben çok faşizm olduğunu düşünmüyorum. Baktığımız zaman dünyada faşizme, arkasında bir endüstri de gerekiyor. Türkiye’de bu yok, şu an yayılmacı bir ideolojisi de yok. Ama burada otoriter bir rejim var illa faşist olması gerekmiyor bir rejimin otoriter olması için, insan haklarını kısıtlaması, ifade özgürlüğünü sınırlaması için. Siyaset bilimindeki faşizme uyduğunu düşünmüyorum şu anki durumun. Her şeye rağmen bir demokrasi de var. O sebeple faşizm söylemi bana sert geliyor ve aynı zamanda eleştirdiğimiz insanların da işini kolaylaştırıyor. “Yok canım o kadar da değil” diyor adamlar haklı olarak. O yüzden şu anda otoriter bir rejim var, giderek totaliterleşirse yani otoriter bir lider yerine bütün kurumların o liderin söylediğine bakar bir hale gelirsek ki o yola doğru gidiyoruz, o zaman faşizm tehlikesi başlar tabii.

Sence o noktaya yakın mıyız peki?

Öyle bir niyet ve gidişat var gibi ama bunu becerebilirler mi emin değilim. Çünkü Türkiye toplumunda Erdoğan’a oy verenler gibi vermeyen ve hiç vermeyi düşünmeyen ve ona direnmek isteyen de çok ciddi bir kitle var. O yüzden biraz zor gözüküyor. Çünkü diğer faşist liderler toplumun genelini ikna edebilmiş insanlardır. Mussolini de Hitler de muhalefet olmasıan rağmen ülkenin çok büyük bir genelini ikna edebilmiştir. %50 filan yetmez yani.

Twitter’da dikkat ediyorum da senin de söylemlerin sertleşti. Nasıl tepkiler alıyorsun?

Oluyor tabii tepkiler. Bir kısmının haklı olduğu da oluyor. Bazılarından ben de besleniyorum. Ya da soru işaretleri doğuyor “Böyle yazdım ama acaba doğru mu yazdım” diye. Ama gelen cevapların önemli bir kısmı tek merkezden yönetiliyormuş gibi. Çok birbirine benzeyen eleştiriler birden bire gelmeye başlıyor. Ama bu da normal, partinin büyük bir olasılıkla memur ettiği insanlar var. Onları çok ciddiye almıyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s