HARUN TEKİN

harun-tekin-birgun-gazetesinden-ayrildiEminim ki birçoğunuzun hayatına müziğiyle ve sözleriyle dokunmuştur Harun. İşte ben de onlardan biriyim. Müziğini sever, sözlerinde “Hah işte ben de bunu demek istemiştim” derim. Sohbet etmekten her daim keyif aldığım, bazı betimlemeri, yaptığı kelime oyunları ve taklitleri ile çok ciddi bir durumda bile insanın tebessümünü kaybetmemesini sağlayan nadir insanlardandır kendisi. Röportaj esnasında yazarak aktarmayı beceremeyeceğim espriler ve mimikler havada uçuşurken gerçek de yüzümüze vurmuyor değildi tabii… Kim bilir, belki de gerçekten göçüyoruz…

“Güneşi Beklerken” albümünün üçüncü videosu ‘Eski Şarkısı’na geldi. Video tamamen Gezi ve sonrasına değiniyor diyebiliriz. Nereden, nasıl ve kimden çıktı bu fikir?

Biz geçen Mart ayından beri, yani bir senedir video yapmıyoruz. ‘Güneşi Beklerken’ klibinden sonra uzunca bir süre malum ülke de kendine gelemedi biz de klip yapamadık. Basiretimiz bağlandı gibi oldu. Bir gün Burak’la kendi aramızda konuşurken şu atmosfer var, bu atmosfer var şöyle bekleyelim filan yerine “güzel bir klip yapalım” dedik ve Tan Tunçağ ile bir araya geldik. Çok güzel bir klip ortaya çıktı. Çok hızlı ve temiz bir çalışma oldu. F5 prodüksiyon şirketinin de çok yardımları oldu ve tabii kredinin büyük bölümü Tan’a gidiyor. Video, Doğan Grubu’nun portalı NetD’nin de açılışına denk geldi ve ilk çıkışını oradan yaptık. Kafamda tabii soru işaretleri vardı, exclusive bir anlaşma olduğu için video’nun YouTube’da olmasını geciktiren bir şeydi bu. Fakat sağ olsun hükümetimiz iki gün sonra YouTube’u kapatarak bizim aslında ne kadar doğru bir karar vermiş olduğumuzu bize hissettirmiş oldu.

Video’ya nasıl tepkiler aldınız? Dinleyicileri / izleyicileri de merak ediyorum ama en çok TV kanallarını… Malum sansürlü / yasaklı bir dönemden geçiyoruz.

Video ile ilgili çok olumlu tepkiler aldık. Benim hatırladığım kadarıyla çok uzun zamandır en iyi tepki alan video’muz bu. Bütün televizyonlar video’yu Pazartesi günü girdi, orada kategorik bir sansür yemedik. Fakat daha sonrasında normal bir mor ve ötesi videosunun görüneceği sıklıkta göründü mü dersen, sanırım görünmedi. Ama mesela Dream Tv’de gayet çok göründü. Takip etmek de çok kolay değil tabii, oturup müzik kanalı izlemek gibi bir zaman da yok.

Ama sansüre uğrayacak diye bekliyordun di mi? Öyle bir yorumun olmuştu klibin çıktığı gün konuştuğumuzda.

Sansüre demesek de bir çeşit engellemeyle karşılaşabileceğini düşünüyordum ki hala da “Karşılaştı mı karşılaşmadı mı?”nın cevabını veremiyorum.

Müziğin yanı sıra Birgün’de yazıyorsun. Siyasete esprili bir dille yaklaşıyorsun mesela zaman zaman futbol üzerinden bağlar kurman gibi. Müzisyen kimliğini bir tarafa bırakınca; Birgün hayatında nasıl bir yer kaplıyor?

Mesela “Bugün günlerden ne?” diye kendime sorup, irkilmeme sebep oluyor. Çünkü Pazartesi saat dörtte yazıyı teslim etmem gerekiyor ve bu da stresli bir Pazar gecesi olarak tercüme ediliyor benim hayatımda. İlk haftalar çok uzun cümlelerle yazıyordum. Ece Temelkuran sağ olsun öncelikle kısa cümleler konusunu soktu hayatıma. Sonrasında ben de daha kısa cümlelerle yazmanın daha iyi olduğuna kanaat getirdim. Konu sıkıntısı çekmiyoruz, maalesef (!). Yapmaya çalıştığım şey, çoğu kişinin bilmediği şeyleri bulup yazmak yerine, herkesin gözünün önünde olan şeyi biraz daha tuhaf bir yerinden ele almak. Müzikteki gibi aslında, okumak isteyeceğim, görseydim hoşuma gidecek, yani kısacası başkası yazsa kıskanacağım şeyler yazmaya çalışıyorum. Ama tabii bunu ilk iki, üç haftadan sonrası için söylüyorum.

Çok da uzun zaman oldu di mi?

Aslında Eylül ama arada Birgün’e Mehmet Ali Alabora için portre gibi bir şey yazmıştım, Radikal’e de bir Gezi yazısı yazmıştım ondan dolayı daha uzun gibi geliyordur.

Gelelim gündeme. Bitmek bilmeyen bir yerel seçim sürecinden geçiyoruz. Perşembe gününe geldik ama hala bitemedi. Aradave belki de hep konuşuyoruz bunu zaten ama ne düşünüyorsun süreç ve sonuç hakkında?

Anayasa Mahkemesi’nin bir Twitter kararı var. O uygulanmazsa hiçbir şey düşünmemize gerek yok zaten. Uygulamamaları şeklen ve hukuken demokrasinin bitmesi demek. Yani röportaj çıktığında Twitter’a hala VPN üzerinden giriyorsak problem var demektir. Yani bu şu demek, sağ olsunlar yapmadılar ama; mesela genel seçimden önceki Perşembe günü bir anda meclisten “iktidar partisine verilen oylar dörtle çarpılır” gibi bir yasa çıkarsa onun iptal edilmesi için herhangi bir mekanizma yok. Mekanizma olur da onu iptal ederse de o uygulanmayacak demek oluyor bu. Ezgi Başaran’ın yazılarını tavsiye ediyorum bu konuda.

Bu tarz konularda öngörüsüne güvendiğim kişilerdensin, aynısını Özgür’e (Mumcu) de söylemiştim. Bazen duymak istediğim şeyleri söylemeseniz de hep bir haklılık payı var. O yüzden bundan sonraki süreç hakkında ne düşündüğünü çok merak ediyorum. Çünkü Mayıs’tan beri bitmeyen bir sürecin içerisindeyiz.

5 ay 7 günümüz var Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna kadar. Yaşadığımız hangi dönem daha kritik ona karar veremiyorum ama çok kritik bir takım dönemler yaşıyoruz. Mesela Gezi’den sonraki dönem öyleydi, 17 Aralık’tan sonraki dönem de öyleydi. Şimdiki süreç önümüzdeki 20 yılı, belki de daha fazlasını belirleyecek bir süreç. Dolayısıyla ya herro ya merro. Cumhurbaşkanlığı seçiminde olacaklar ki bu illa AKP’nin kazanması ya da kaybetmesi ekseninde değil, o süreç içerisinde yaşanacaklar, kimin aday gösterileceği, başka bir Anayasa değişikliği referandumu olacak mı filan diye uzuyor. Ama şunu da üzüntü ile eklemek isterim, Özgür’ü ben de çok takdir ederek izliyorum ve onu kötümser buluyordum ve ben onun yanında daha iyimser kalıyordum. Ama şu anki görüntü Özgür’ün daha haklı olduğu yönünde. Ama şöyle bir şey var, bizim vereceğimiz tepki de önemli. Biz derken, meslek sahibi ve biraz sıksa Avrupa’nın bütün başkentlerinde hayatını kazanabilecek olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünden bahsediyorum. Bu insanların kendilerini ifade edecek yolları bulamama durumu devam ederse büyük bir göç dalgası bekliyorum. Bu durumun ülkeye böyle bir maliyeti olur. 1915’in de 100. yılı geliyor. Ermeni tehciri veya büyük felaket veya soykırım nasıl andığına göre çok farkediyor ya… Ve Çanakkale Savaşı’nın 100. yılı. Burada ikisinin de ima ettiği bir şey var. Cumhuriyet kurulmadan önce yaşanan ve bizim ya bastırdığımız ya hiç konuşmadığımız ya da başka türlü anlattığımız olaylar onlar. Bizim ulusal anlatımımızın bastırılmış yanları. Yani 1915’te ne oldu? Bu ‘Sarı Gelin’ türküsü ne? Bu insanlar neden gittiler? Öbür tarafta biz Çanakkale Savaşı’nda ne kazandık, ne kaybettik? Bunların tartışmasına çok fazla girmeden şunu söylemek istiyorum, 1 milyondan fazla çoğu meslek sahibi gayrimüslim vatandaşımızın kaybından ve Çanakkale Savaşı’nda da Müslüman olan meslek sahibi insanlarımızdan 200 – 250 bin kişinin ölmesinden bahsediyoruz. Yani askere giden doktor, mimar, eczacı filan öldü o savaşta. Bu da meslek sahibi insan eksikliğine tekabül ediyor. Benim korkum 2015 yılında belki savaş, sürülme ya da sürgün yoluyla değil ama buradan yine benzer boylarda bir akın bekliyorum ben. Mesela Türkiye’de software engineer olsan, Almanya’da kazanacağından daha az para kazanıyorsun, hayat standartın da daha düşük. Ama buna rağmen buradasın. Demek ki burada hem bir alışkanlık hem bir üşengeçlik hem de bir bağlılık var. Bunların artık değerini yitirmeye başlayacağı bir zaman doğru gidiyoruz. O yüzden bu 5 ay 7 günü birazcık kendimize geldikten sonra iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü 10 ile 24 Ağustos arası bizim ne yapacağımız belli olacak zaten.

Gezi ile başlayan ve bitmeyen bu süreçte artık hepimiz başka başka ruh hallerinde yaşıyoruz. Birçok sanatçı çeşitli kanallardan duygu ve düşüncelerini dile getirirken bir kısım da ilginç bir şekilde ortadan kayboldu. Ben hiç anlayamadım onları. Korku mu, kayıtsızlık mı dersin?

Aslında tabii ki korku. Ama bir yandan ne söyleyeceğini bilememek de var. Kayıtsızlık olduğunu zannetmiyorum çünkü kimsenin kayıtsız kalıp “Her şey ne kadar normal devam ediyor” diye düşündüğünü düşünmüyorum. Ben de kimseyi yargılamak istemiyoru. Zaten “Konuşanlar konuşunca ne oluyor?” da ayrı bir soru. Mesela Irak Savaşı’ndan önce de konuşuyorduk biz. Çünkü o zaman Amerika Irak’a girecekti ve biz konuşarak bunu engellemiyorduk ama iki hedefimiz olabilirdi, bir tanesi Türkiye’nin o savaşa girmemesi diğeri de ileride çoluğumuz çocuğumuz olur ve “Sen o sırada ne yaptın?” diye sorarlarsa “Ben de böyle yaptım” diyebilmek. İki buçuğuncusu da olaya tanıklık etmek. Birileri arayıp “O zaman ne olmuş?” diye bakarsa “Bunlar da böyle düşünüyorlarmış.” desinler gibi. Böyle iki buçuk, üç sebepli bir şey vardı. Yine öyle aslında. Bundan 100 yıl sonra birileri kayıtlara filan bakarsa alternatif tarih okuması yapabilsinler.

Gerçekten tarihe geçecek bir süreç yaşanıyor di mi?

Evet. Tabii eğer o nükleer santralleri yaparlarsa tarihe geçemeyebilir durum.

Biz tarih oluruz o noktada.

Aynen. Trafoya kedi girebildiğine göre düşün santrale neler girmez…

Son olarak Twitter kapandı. Gerçi kapandı da kime kapandı, biz hala kullanmaya devam ediyoruz. Sen de Twitter’ı en aktif kullanan kişilerdensin. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Eğer gerçekten Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmazsa ister VPN’le bağlan, ister dumanla bağlan hiç farketmez; neyle bağlanırsan bağlan resmen en yüksek mahkemenin kararını tanımayan bir yönetim olmuş olacak. Bunun da Twitter üzerinden olması manidar. Twitter’daki yasağı iktidar açısından çok akıllıca buluyorum. Çünkü onların aslında bizimle derdi yok ama eskaza kendi seçmenleri, o gazeteleri okuyup, o televizyonları izledikleri halde ne bileyim sevdikleri bir sanatçının ya da kitaplarını okumayı sevdikleri bir yazarın bir tane görüşüne rastlar da, hani olur da fikrini değiştirirse diye onlar kendi sevenlerini oradan çektiler. Yani mesele aslında bu. Twitter’a bağlanmanın kötü bir şey olduğu ve hatta günah olmasının yanında yasadışı olduğunu ima eden bir durum ortaya çıktı. Twitter yasağını da kaldırabilirler artık çünkü artık yasak kalksa da zaten bir sürü insan geri dönmeyecek. Ama dediğim gibi oradaki kritik nokta Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdikten sonra bunun uygulanmaması. Zaten belli olan bir şey kocaman harflerle yazılmış demektir. Artık yönetimin denetimi yok yani. Denetimi olmayan yönetim de ağaçların mavi olduğunu ilan edebilir, AKP’ye verilecek oylar dört tane sayılacak diyebilir. Ne bileyim elektrik zinadır diyebilir. İşte bugün filan Twitter açılmazsa o noktadayız.

Nisan 2014 / Mono

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s