SERMİYAN MİDYAT

sermiyan-midyatKendi röportajına geç kalan insan olarak kahvaltının sonuna yetişiyorum. Yetmezmiş gibi önce kahvaltımı edip sonra röportaja başlıyorum. Neyse ki karşımda dünyanın nadir anlayışlı insanlarından biri var. Bol kahkahalı bir röportaj gerçekleştiriyoruz. Söyleyecek sözü olan insanları seviyorum. Uzun ama okumaya değer 🙂

Öncelikle “Hükümet Kadın 2”nin başarısı ile başlamak istiyorum. Zaten birincisi de bir o kadar sükse yaratmıştı.

Hep yanlış anlaşılıyor, “Hükümet Kadın” babaannemin tüm hayat hikayesi değil. İlk kadın belediye başkanı oluşunun fikrinden yola çıkarak bir senaryo kurguladım. Orada Demet (Akbağ) çok önemliydi. Sadece bir sayfa sinopsis yazmıştım. Demet’e gösterdim, “oynayacaksan yazacağm oynamayacaksan yapmayacağım ben bunu” diyerek.

Ben bu kısmını bilmiyordum…

Evet oynamasaydı yapmazdım bunu. O da sevdi ve başladık. İlki beklediğimizin de üstünde güzel reaksiyon alınca biz de “Hükümet Kadın 2”yi yaptık. Birincisinde benim oynadığım karakter çok sevildiği için, ikincisinde biraz daha onun üstüne eğildik. O yüzden komedi dozu daha yüksek oldu, birincisinde daha dram anlar vardı.

Tam “Hükümet Kadın 2” çekimlerinden döndüğün gün karşılaşmıştık. Perişandın, “oley İstanbul” halindeydin 🙂

Çünkü orada çok zor yaşam koşulları. Tabii ki güzel ama buraya alıştığımız için bize çok tuhaf gelebiliyor. 2009’da “I Love You”yu çektik sonra 2012’de “Hükümet Kadın”, 2013’te “Hükümet Kadın 2” derken 5 yılda 3 film çektim orada. Gerçekten daral gelebiliyor çünkü burada canın sıkıldı mı arkadaşlarını görebiliyorsun, bir kafeye gidebiliyorsun. Ama orada akşam 11’den sonra hayat duruyor. Mesela kadın nüfusunu sokakta görebilmek çok olası değil. O yüzden İstanbul’a geldiğimizde görüntü yönetmenimle havaalanında bir tane mini etekli kadın görünce “Aaa bacak” filan olmuştuk 🙂 Çünkü bayağıdır görmemiştik yani 🙂

Tam “Hükümet Kadın”ın etkileri sürerken sen bir anda “benim senaryo yazmam lazım” diyerek eve kapandın. O da yakında izleyeceğimiz “Analı Oğullu”.

Herkesin ürettiği bir dönem oluyor. Sanırım benim de bu dönemler. Televizyon aklımda hiç yoktu açıkcası. Necati Abi (Akpınar) yapımcım gibi değil, kendimi onun kollarına bıraktım. Yılmaz Erdoğan ve Necati Akpınar ilişkisi de bu yüzden başarıya ulaşmış bir ilişki. Bu anlamda dahi diyebileceğim bir kafaya sahip kendisi. Nerede ne adım atılması gerektiğini çok iyi biliyor ve bu da beni çok huzura kavuşturdu. O aileye ve Necati Abi başta olmak üzere tüm BKM’ye çok güveniyorum. Bana bir tek yaratıcılık kalıyor. Bir insana dua etmek istesem “BKM ile çalışmak nasip olsun” derim 🙂 Çünkü kirasını, elektrik parasını, osunu, busunu düşünerek yazan bir çok arkadaşım var ve o stresle köreliyor yaratıcılık. Bunları düşünmeyince ve belli bir standarta oturunca çok daha üretken oluyorsun. Verimli bir döneme girdim kısacası, umarım devam eder.

Diziyi senden istediler mi yoksa zaten var mıydı böyle bir projen?

Necati Abi aracılığıyla bana geldi. Mardin’de doğmadım ama köküm orası ve Doğu – Batı hikayelerine çok hakim oldum. Kanala öyle sunulmuş; Sermiyan yazacak, Doğu – Batı hikayesi şeklinde… 30 saniye filan sürmüş anlaşmaları. İnşallah güvenleri boşa çıkmaz, ben de stresliyim çünkü TV çok acayip bir şey, ateş yani.

Diziye alınan reaksiyon çok çabuk oluyor, bazen üçünü bölümde hop yayından kalkıyor. Filmin durumu da bir başka. İkisi de kumar aslında di mi?

İkisi de kumar ama TV’ye baktığında kapitalizmin bize sunduğu bir kutu. Oradaki reklamlar izlensin diye biz bir şeyler çekiyoruz ara sıra, ticari bir arena. Televizyonda o yüzden o kadar özgür olamıyorsun. Ticaretin ve paranın döndüğü bir yer. Az önce küfrettiğin bir taksi şöföründen sevmediğin bir komşuna kadar herkese bu diziyi beğendirmek zorundasın. Sinemada biraz daha özgürsün en azından cümlelerini söyleyebiliyorsun. Tabii ki bu yapımcıya bağlı. Tiyatro aslında en özgürü, tam sokağın sanatı. Ama bizde tiyatro çok yanlış anlaşılıyor, elit kesimin sanatı gibi algılanıyor.

Tiyatro neredeyse yok artık hatta…

Sevgili büyüklerimizin hatasından kaynaklanıyor. Atıyorum Jonathan ile Mary’nin hikayesi anlatılıyor. Jonathan 56. Cadde’de oturuyor, biz ya Yukarı Ayrancı’da ya Aşağı Ayrancı’da. Adamın bir tane uncle’ı (amca) var bir tane aunt’u (teyze) var. Bizde baldız, görümce, kayın… Biz onlarla özdeşleşemeyiz, o oyunu anlamamızı kimse beklemesin. Kendim için söylemiyorum, genel bir seyirciden bahsediyorum. O yüzden rahmetli Can Yücel “Türkçe Çeviren” yazmazdı kitaplarında “Türkçe Söyleyen” yazardı. Mesela “To be or not to be”yi bir çok yazar “olmak ya da olmamak” diye çevirirken o, “bir ihtimal daha var o da ölmek” diye çeviriyor. Eğer ki Hamlet Türk olsaydı tam bu cümleyi söylerdi. Daldan dala atladım ama TV’de biraz daha genele ulaşmak gerekiyor. Beni takip eden seyirci, zaten kuduruk bir bünyeye sahip olduğumdan illa ki bir yerden laf sokacağımı tahmin ediyordur. Ben de yapıyorum zaten.

Diziyle ilgili heyecanlı mısın?

Şöyle heyecanlıyım, sinema yapmaya çok yoğunlaştığım için takip etme olasılığım yoktu. Bir yandan seyirci alışkanlıkları nediri takip etmediğim için kötü olabilir ama bir yandan da iyi olabilir çünkü “sistemden beslenenler sistemi değiştiremez” derler ya, ezber bozmak için uzaktan da bakmak gerekiyor. Seyirci alışmadığı bir çok şey görecek. Bir sit-com ama hiç beklenmeyen anlarda hiç beklenmedik şeyler olabilir. Bizimle aynı anda başka kanalda yayınlanan diziye laf atma da var, eğleniyoruz yani 🙂 Bakalım, umarım saçma sapan bir sonuçla karşılaşmayız 🙂 Dizi tuhaf yani, ya herkes çok beğenecek ya da “bu ne yaa!” diyerek kanalı değiştirecekler.

Kimler var dizide?

Ben, Melisa Sözen, Devrim Yakut, Köksal Engür, Murat Başoğlu, Sera Tokdemir, Deniz Erdoğan, Çiğdem Tunç, Caner Alkaya, Onur Buldu, Burcu Gönder, Duygu Yetiş var. “Yenek Sizsiniz” birincisi köpek Max var. Kalabalık bir ekibiz. Bir de bir anda tuhaf bir şeyden beliriveren konuk oyuncular da olacak.

Yazıyorsun, oynuyorsun, süpervizörlüğünü yapıyorsun… Nasıl bir süreç senin için?

Çok yorucu. Bir de dizi olduğu için bitmiyor yani. Tam üçüncü bölümü yazdım diyorsun dördüncü bölüm. Sonra hop beşinci bölüm. Kendime bir ekip kurdum, yazar asistan ekibim var. Ama onlar senaryo yazmıyorlar, fikir üretiyorlar.

Dizi dışında başka ne projelerin var?

Daha ne olsun İpek! 🙂 Yazın bir film yapacağız. Söyleyemiyoruz, çalınabilecek bir konu. İyi niyetle bile konuşurken bir başkası tarafından ele alındığında o filmi yapmanın bir anlamı yok. O da herhalde Ocak gibi vizyona girer. Bir de oyun yapacağım yetiştirebilirsem. Tek kişilik “Sermiyan Midnight” onun adı da.

Senin komik olman gerekiyor gibi bir algı var. Ama görsel olarak bakınca mafya babası da olur senden 🙂

Ben zaten öyle oynadım ilk başta ama ne bileyim mizah seviyorum. Dram oynamayacağım anlamına gelmiyor. Ama ters köşe daha güzel. Hayata daha fırlama, daha p*ç, daha mizah yönünden bakınca daha yaşanılır oluyor. Mizah çok ciddi bir şey, dünyanın en büyük silahı. Antik Yunan’da bile bir tek soytarılar krala kafa tutarmış. Kafaları kopuyordu ama yine de tutuyorlardı. Ya da 2. Dünya Savaşı’nda bir sürü ciddi film yapıldı ama Charlie Chaplin bize mizahla anlattı.

Kesinlikle, Gezi’yi de öyle atlattık.

Aynen. Mesela komiklik yapar insanları güldürürsün. Mizah ama derdini söyler, suya sabuna dokunur, lafı gediğine oturtur. O yüzden komedi erotizmse mizah pornodur demiştim. Erotizm de çekingendir ama porno direkt girer konuya.

Diziyi izleyip de yorum yapanlar oldu mu?

Olmaz mı, Ömer Faruk Sorak’a izlettim. Çok önemsediğim bir akıldır ve çok beğendi. Ama bu herkes çok beğendik diyor, sonra bir sonuç geliyor başka.

Filmin vizyona girmeden önce TV’de ülkenin gidişatını protesto etmiştin yine mizahi bir hareket ile. Aslında ne kadar riskli bir şey günümüz Türkiye’sinde.

Çok riskli canım. Belki etkilemiş de olabilir ama sanmıyorum da. O kadar gerizekalı bir şekilde bir insan dünyaya bakıyorsa zaten sinemaya gitmeyi de akıl edemez. Ahmet Ümit de önemli bir yazardır, bir ar akitaplarını protesto edelim diyorlardı. Hayatında Cin Ali’den başka bir şey okumamışsın Ahmet Ümit’i protesto etsen ne olur, etmesen ne olur? Bir sanatçının bir siyasi partiyi açıktan desteklemesi ya da fikrini beyan etmesini de çok yanlış buluyorum. Çünkü sanatçı, sokak adamı ve muhaliftir. Bu her dakika muhalefet yapacağın anlamına gelmiyor ama dediğim gibi sanatçı sokak adamıdır, sokağın sesidir. Hiçbir iktidarın ya da muhalefetin yalakası, soytarısı değildir.

Sanatçı olmak da zor iş vesselam.

Kategorize etme telaşı var. Oralısın, buralısın vs. Abi ben hiçbir yerli değilim. Ben sokakta yaşayan bir insanım. Benim sanat yapıyor olmam, beni herhangi bir marangozdan, taksi şöföründen, café sahibinden ya da bir bankacıdan, avukattan üstün kılmıyor. Bir taksicicin mesleğinin yan etkisi Allah korusun kaza yapmasıdır ya da bir marangozun elini kesmesidir. Sanatçının da yan etkisi meşhur olmaktır. Tamamen mesleğin yan etkisi. Faydalı tarafları tabii ki var. Devlet dairelerinde ve polis çevirmelerinde çok işe yarıyor. Kabus haline döndüğü zamanlar da oluyor. Sevgilinden ayrılmış oluyorsun, ailenle kavga etmiş oluyorsun, acın oluyor ama hep gülmek zorunda oluyorsun. Gülmezen “aa bunun da çok g*tü kalktı” dedikleri oluyor. Hiçbir sanatçıyı halk yaratmadı. Yani “beni sizler yarattınız” rahmetli Zeki Müren’in esprisidir. Beni normal annem, babam yarattı. Ne münasebet yani 🙂 Ünlü dediğin şey alfabede sekiz harf yani. Bunu çok ciddiye almanın sağlıklı bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Bir de sanatçının “örnek” olma durumu var 🙂

Benim öyle bir durumum yok. Örnek dediğin şey bir şeyin varsayımıdır. Ben hiçbir şeyin örneği değilim, gerçeğin ta kendisiyim. Birine ceketimi ilikleyerek, yerlere tükürmeyerek örnek oluyorsam benim suratıma tükürsünler o zaman. Böyle örnek mi olunur? O zaman Shakespeare dünyanın en manyak adamıydı. Van Gogh dediğimiz adam kulağını kesti, Picasso ruh hastası. Dali manyaktı. Bunlar sanatçı değil mi yani? Dostoyevski kumarbazdı. Bunların hangisi topluma örnek? Zihninle, gönlünle, beyninle örnek olursun ancak. Havalanmaya gerek yok ama kendi işini iyi yapıyorsan gururlanırsın, o ayrı.

Son olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı?

Benim kendime verdiğim bir söz var. Eğer yazdığım bir şeyin bir cümlesi yoksa, hayat dair bir cümle sarfetmiyorsa ben öyle bir film yapmam. Yan sırf komiklik yapacaksam evde arkadaşlarıma yaparım. Eğer sahneye ya da beyaz perdeye çıkıyorsam söyleyecek bir şeyim olması lazım. Geyiği aramızda yapalım. İnsanların karşısına çıkıyorsak bir sebebimiz olsun. Cümleler var hayata söylemek istediğim, filmler buna vesile oluyor.

Nisan 2014 / Mono

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s