HELLO NEW YORK

Dün güneşi uçakta batırdım…

İnsanın çok istediği şeyleri yapmama sebepleri değişken olabiliyor. Bazen elinde olurken bazen de istem dışı gerçekleşiyor bu sebepler. New York‘a gelmek bir yana burada zaman geçirmek hep istediğim bir şeydi. Hayatımda olan kişi ile bunu yapamıyoruz diye yerimden kıpırmadığım da oldu, işimden dolayı vakit bulamadığım da. Zamanım oldu, param olmadı. Param oldu, çarçur ettim. Ne kadar sürer bilmiyorum ama işte atladım geldim. “Comfort Zone” denilen şeyden çıkmasaydım yine yapamazdım o da bir gerçek.
Tahmin edersiniz ki normal geçmedi geliş sürecim…

Kahve & Kitap keyfi @ Gasoline Alley Coffee

  • Hayatta tasarruf nedir bilmeyen ben, “Ne de olsa acelem yok” teması ile tasarruf ede ede buraya gelişte tasarruf etmeye karar verdim. THY ile çiçek gibi gelmek varken American Airways ile Londra aktarmalı uçtum. Aradaki fiyat farkı kayda değer olsa da çekilen işkenceye değmez söyleyeyim.
  • Londra‘da aktarma sırası o kadar uzundu ki -herkes o sırada- New York için özel çağrı yaptılar ve aldılar bizi bir asansöre koydular. Sonra ben ve bir Amerika’lı nasıl olduysa sürüden ayrıldık ve kaybolduk. Neyse sonra bir şekilde yolumuzu bulduk. Oturdum bira içtim havaalanında. Zaten sigaraya çıkmak gibi bir imkan yok… Derken “Aypek Etken” çağrısı yapıldı, sen dalgınlıkla sosyal medyaya gömül, rezalet! Neyse bindim uçağa assolist gibi…
  • Exit seat almayı beceremediğimden normal bir yere oturdum ama uzunum diye demiyorum bazaklarımın sığması imkansız. İçimden öfleyip pöflerken birden yanımdaki çift boş olan uçaktan dolayı başka bir yere geçti ve ben 3 koltuklu kocaman bir yere sahip olarak uzun uçusu sorunsuz geçirdim. Yolda sinemada kaçırdığım “Edge of Tomorrow”yu izledim, berbat filmmiş.
  • Pasaport kontrolü için herkes “of çok zor” demişti. Bana bir tek sarılmadıkları kaldı, demek ki uygun gördüler şehire.
  • Bu arada banka kartımı İstanbul‘da unuttuğumu söylememe gerek var mı? Tam benden beklenecek hareket! Uçakta farkettim, “Pilotcuğum bir dönsek ya?” diyebilmeyi çok isterdim 🙂
  • Havaalanından kalacağım yere taksiyle geçerken gördüğüm her yer, trafik, taksici, insanlar sanki hepsi ama hepsi tanıdıktı… Çok acayip ama Amerikan filmleri ile büyümemizin etkisi olsa gerek.
  • Tuttuğum evde iki kedi yaşıyor. Thanks to Mededi & Spike büyük kankayız. (Spike’tan tatlı olmasınlar ciciler!)
  • Dün buranın saat ile 19:00 civarı gelmiştim. Nil‘in arkadaşı Tunç ile buluştuk. Sağ olsun hızlandırılmış NYC bilgisi verdi. Bu arada söylemeyi unuttuğum bir detay, direkt tanıdığım kimse yok şehirde ama dolaylı yoldan bir sürü insan var. Komple heyecan katıyor duruma.
  • Bugün sabah sanki buranın yerlisiymişçesine -geri kalan hepsi bitti ya!- kendimi yeni açılan bir kahvaltıcıya attım bayılmadım ama olsun. O kadar yeni ki Swarm’da ben açtım sayfasını öyle düşünün. Adı Chuvoys.
  • Her köşe başından buram buram yükselen kahve kokularına doğru gitmemek elde değil. Öyle böyle değil insanı çekiyor. NoHo‘da Gasoline Alley Coffee‘ye gittim, oldukça cool’du bence.
  • Her Amerika’yı ziyaret eden türk gibi Apple Store‘a gittim ama tamamen telefonumun bozuk oluşundan. Hala deli gibi sıra var iPhone için. “Bana ne ya!” diyip çıktım, hayatta sıra bekleyemem.
  • Kendime öğlen birası ısrmarlamak en büyük keyfim. NoLita‘da The Butcher’s Daughter‘ı seçtim. O kadar tatlı görünümlü bir mekandı ki anlatamam. Çalışanlarından takılan insanlarına kadar mükemmeldi.
  • Mercer St. tabelasını görür görmez içimden “Anybody Seen My Baby?”i söyledim elbet 🙂 Sesli de söylerdim ama henüz New Yorker‘ların buna hazır olduğunu düşünmüyorum.
  • Daha buna karar vermek için çok erken ama Williamsburg o kadar tatlı ki Manhattan onun yanında çok kaotik. Bu arada hava bildiğin sıcak! T-shirt ile gezebildim bugün öyle söyleyeyim. Bizim pastırma yazımız onlarda bacon yazı mı acaba? (Tamam, iğrencim!)
    Tabii ki hemen bacon’lı omlet yedim!

Bu yazının ardından yine dışarı çıkıp yürürüm sanıyorum ki. İstanbul‘da artık her yeri bildiğimden ve yolda yürürken ki manasız insanlardan olsa gerek; kimsenin birbirine karışmadığı ve bol gülücük saçtığı bu koca şehirde durmaksızın yürümek istiyor insan… Şimdilik bu kadar. Bilmiyorum ama bana şimdi “dön” deseler “durun daha yeni geldim yahu!” demek yerine yine de mutlu olurum sanırım. Dünya o kadar büyük, o kadar güzel, o kadar küçük ve göstermelik dünyasına boğulanlardan uzak durulabilecek bir yer ki; dışarıdan 1 gün bakmak bile ruhun nefes almasına yardımcı olabiliyor. Bunun için okyanus ötesine gitmeye gerek yok elbet, bunu zaten durduğum yerden de görüyordum. Siz de görebilirsiniz, yeter ki isteyin 🙂
Ha bu arada, “Begin Again”i izlemediyseniz izleyin. Ben evdeyken izlemiştim de soundtrack’teki şu şarkı bugün gördüğüm manzaralara cuk oturuyor. Kafamda çalıverdi 🙂


3 thoughts on “HELLO NEW YORK

  1. kendi gözümden new york gibi resmen. fena canım çekti yine.
    şöyle güzel rock/metal çalan loş bar istersen library'e bi uğra derim. 7 Ave A, East Village, Alphabet City.
    peki ya, brooklyn'deki sayısız beer bara ne demeli!? biz de anca efes, bomonti, tuborg içelim burada fahiş fiyatlara.

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s