KEŞFETMENİN DAYANILMAZ GÜZELLİĞİ: NEW YORK

Şimdilik evim budur

Keşfetmek derken bunu sadece şehir olarak duymamalı. İnsan kendini de yeniden keşfedebiliyor. Konu bulunduğum ve tercih ettiğim yerin New York olmasıyla da alakalı değil, konu tamamen hiç bilmediğin bir yerde yalnız olmakla alakalı.
Sabah uyanmak, köşedeki Bagel’cıya gidip berbat olan kahvesinden içmek ve çeşitli bagel’lardan tatmak. Sonra bilmediğin sokaklarda yürümek, insanları seyretmek, insanların seni seyretmesi, müzik dinlemek, kitap okumak, herkesin gülümesemesi ve tatlı tatlı gülümsemek… Sonra bir vitrinin camından yansımanı görmek ve “Ne iyi yaptım lan!” demek (kendinize “lan” demek kabalık sayılmaz hehe)

Bread Brother Bagel Cafe

Mahalleli Olmak…
Hiç bahsetmedim ama çok tatlı bir ev tuttum Williamsburg‘de. Gerçi birkaç güne başka bir eve geçmeliyim ama ilk etapta burası çok iyi oldu. Ev sahibinin bana emanet ettiği iki mükemmel kedisi ile keyifli günler geçiriyorum. Şu hayatta kedi tuvaleti de temizledim ya, tamam!

Bayan ‘hangover’, o eski dayanıklılığım yok artık

Evin hemen köşesinde oldukça berbat olan ama bir şekilde çok sempatik bulduğum Bread Brothers Bagel Cafe sabahları kahve bakımından hayatımı kurtarıyor. Ama o kadar güzel bagel’lar yedim ki buradaki bagel’lar klasman dışı kalıyor. Her sabah McCarren Park‘ta yürümek çok keyifli. Bir sürü genç anne ile tanıştım pusette bebekleri ile dolaşan. İnsanın çocuk yapası geliyor. Gerçi henüz baba adayı yok ama n’apalım haha!
Bedford Ave. vintage shop’ları ve minik cafe’leri ile güzel bir yer. Bir bütün günü orada gezip, oturup geçirebiliyor insan. Akşamları da gidip güzel müzik dinleyip bir iki bira içebiliyorsunuz. Biraların çeşitliliği konusuna girmeyeceğim bile -ki ben bira sevmem-.

Yemeler, İçmeler…
Dün arkadaşım Sesim‘in önerilerine kulak verdim ve SoHo‘daki Cafe Select‘e gittim maalesef kahvaltı saatini kaçırdığımdan dolayı Croque Monsieur servis etmiyorlardı ve fakat yine mükemmel sayılabilecek bir scrambled eggs & bacon ikilisine gömüldüm ki evlere şenlik. Tekrar gideceğim kesin. Ardından yine bir Sesim önerisi olan McNally Jackson Books‘a gittim ve bir küçük servet bırakıp çıktım. Kitap görünce bana bir şey oluyor! Yolunuz düşerse kesin girip bakmanız gereken bir yer. Orada kitaplara bakarken bir çocukla tanıştım ve biraz sohbet ettik. Yaşça benden epey küçüktü, kitap alacak parası yokmuş ve her gün işe gitmeden önce gelip yarım saat kitap okuyormuş. Bu şekilde alamadığı birçok kitabı bitirmiş. İnanılmaz güzel geldi bana bu hikaye…
İlerleyen saatlerde ise Sermiyan (Midyat)‘ın arkadaşı Dev ile buluşmak üzere Fort Greene‘deki Annex Cafe‘ye gittim. Söylememe gerek yok sanırım ama yine dekorasyon bakımından mükemmel bir yerdi. Clinton Hill‘e genel olarak bayıldım. Çok güzel caddeleri, brownstone townhouse’ları ile aşırı huzur dolu bir yerdi. Hatta aksiyonlara uzak olsa da “Acaba oralarda mı ev tutsam?” diye de düşündüm. Dev mükemmel biri çıktı, Sermiyan boşuna tanıştırmamış 🙂 Acıktığımda sanki doğduğumdan beri Mexican food yermişçesine Mexican sayıkladım ve yine Clinton Hill‘de Hoja Santa‘ya gittik. Taco’larına bayılmadım ama deli gibi mojito ve sangria içtiğim doğrudur. Ardından Dev gitti Serkan geldi 🙂 -Gördüğünüz üzere hiç boş durmuyorum!- onunla da sangria üstü bira içtik ve ben knock-out! 

Rice noodle @ Chai Thai

Keşif… 
Foursquare ne kadar yardımcı bir application’mış onu gördüm bu süreçte. Onun önerdiği birçok mekanı gezip görüyor, yemekleri tadıyorum. Fakat ilk defa bugün “Foursquare’e değil, kendi iç güdülerime güveneceğim!” diyerek yine Williamsburg‘de Chai Thai isimli bir restaurant’a gittim. Nasıl ağırdı yemek anlatamam. Lezzetli tamam ama insanlık dışı ağır. Bir de Amerikalıların çok net bir şekilde porsiyon problemi var, tek porsiyon dedikleri şey kesinlikle 4 porsiyon. Chai Thai‘deki talishsiz sayılabilecek deneyimimden sonra hemen karşısındaki Toby’s Estate Coffee‘ye gittim ki sanırım önümüzdeki zamanlarda da bol bol gideceğim. Lezzetli kahvesi ve güleryüzlü personeli bir yana iç dekorasyonu o kadar güzel ki insan saatlerce orada oturup kitap okumak istiyor. Birazdan Nublu‘ya geçiş yapacağım zira burada sahat hala çok erken.

Toby’s Estate Coffee

Özetle güzellik şundan kaynaklanıyor ki burada yalnız olman ve takılman kimsenin dikkatini çekmiyor, kimse bunu üzücü bir durum gibi algılamıyor. Çünkü zaten genelde insanlar yalnız 🙂 Kimse birbiriyle sohbet etmekten çekinmiyor, yolda yürürken birine gülümsemek altında saçma sapan anlamlar taşımıyor… Tabii ki arkadaşlarımı çok özlüyorum o ayrı. Özlemeyen bir öküz değilim 🙂
Hiç unutmuyorum 2013 yılbaşında bir arkadaşımın evindeki partiye gitmeden önce Kanyon‘daki Carluccio’s‘ta tek başıma yemek yemiştim. Gayet güzel şarabım ve gnocchi’m ile… Bırakın mekan çalışanlarının bana acır bakışlarını o akşam orada yemekte olan tüm çiftler ve aileler bana üzüntü dolu gözlerle bakmışlardı. Muhtemelen ben nasıl şu anda onları komik bulup hala herkese anlatıyorsam onlar da “2013 yılbaşındaki yalnız kız” olarak benden bahsediyorlardır. Hayat 🙂

Bu arada Robert Pattinson’la sohbet edip yarım saat sonra kim olduğunu anlayarak da tarihe geçebilirim. Acaba çocuk bozuldu mu?

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s