İSTANBUL vs NEW YORK

Yürüyordum Alphabet City’de…

Benim İstanbul‘a ne kadar aşık olduğumu herkes bilir. Ama bu aşk ve nefret ilişkisidir benim için. Yani sahilde yürürken “Seni seviyorum İstanbul!” diye bağırmak isterken yarım saat sonra trafikte “Senden nefret ediyorum” diyebilirim. Cihangir‘de aşırı mutluyken, İstiklal Caddesi‘ne çıktığımda kalabalıktan ve garip insan kitlesinden boğulabilirim. Hepsi bir arada yani… Sorunlu bir ilişki gibi 🙂
New York için de benzer duygulara sahibim -ki daha sadece 15 gün oldu-. 15 dakikalık yolu 1 saatte gidebilirsiniz taksi ile, ya da gecenin bir yarısı apartmana girerken kendini komik (!) zanneden gençlerin “Let’s get her! Haha!” naraları ile üstünüze yürümesine maruz kalabilirsiniz. Kocaman farelerle -ki bence onlar birer birey!- selamlaşmak zorunda kalabilir, haftasonları kusmukların üzerinden seke seke yürümek zorunda kalabilirsiniz… Ama bütün bunların yanında; sokaktaki her insanla ayrı ayrı gülümseyerek selamlaşabilir, mekanın önünde sigara içerken yepyeni dünyalarla tanışabilir, her dakika güzel kahveler içebilirsiniz. Girdiğiniz her mağazada gülümseyen insanlara denk gelebilir, herkesin ilginç bir şekilde aşırı nazik olduğunu görebilirsiniz…

RAW @ Brooklyn Night Bazaar

Yaşamı kıyaslamak gerekirse; bir kere burada yemek olayı hiç de ucuz değil. Yani parkta pretzel + coca-cola aldığınızda bile 6$, geçmiş olsun. Bizim simit + ayran gibi 3 TL değil haha! Ama içmek çok ucuz mesela. Yani gerçei biz o konuda ultra pahalı olduğumuz için ucuz geliyor yoksa Avrupa ile kıyaslayınca pahalı tabii ki..
Ulaşım oldukça rahat günün her saati her yere metro ile gitmek oldukça rahat, ben neredeyse hiç taksiye binmiyorum. Yanımdakiler illa taksi diye tutturmadığı sürece metro ve hatta mümkünse yürüyüp şehri görmek benim için çok daha güzel. Tabii şimdi kar başlayınca ve deli gibi soğuk olunca bu konuda ne düşünürüm bilemiyorum…
İstanbul’daki kaosu aratmayacak kadar kaos mevcut burada da… Ama tabii parka gitmek, oturmak, spor yapmak, oksijen almak, insanları seyretmek gibi lüksler -evet bunlar bence lüks!- insanın bu kaos içerisinde nefes almasına yadımcı oluyor. Bilmiyorum ama bu şehir bana hem İstanbul’u özletmiyor hem de kendimi iyi hissettiriyor…
Peki bu aralar neler yaptım?

Chris Ofili @ New Museum

RAW / Natural Born Artists @ Brooklyn Night Bazaar
New York‘a gelmeden önce instagram üzerinden duyduğum bir etkilnikti bu. Kariyerlerinin ilk 10 yılında olan ve birçok alanda faaliyet gösteren bağımsız sanatçıların katıldığı bir etkinlik. Müzik, moda, fotoğraf, takı, performans sanatları gibi birçok alandan birçok isim yer alıyor. Açıkcası benim düşündüğümden küçük bir etkinlikti ama yine de böyle bir şey yapıyor olmaları mükemmel. Bizde “underground” olmak havalı bir kelime olmakla birlikte sürünmek ve kimsenin destek olmaması demek iken, burada “underground” olmak kenetlenmek ve birbirini takdir etmek anlamına geliyor. Çok güzel designer’larla tanıştım, Çok güzel bir dans performansı izledim ve bir takım New Yorker instagram fenomen(!)leri ile sohbet ettim. Detaylar için www.rawartists.org ‘a bakabilirsiniz. Ben tekrar gideceğim mesela çünkü çok güzel ve keyifli bir etkinlikti…

New Museum: Chris Ofili

John Varvatos Bowery

Kaldığım yere yakın favori mekanlarımdan Cafe Mogador‘da harika ve ötesi bir öğlen yemeğinin ardından “Ne yapsak acaba?” diye düşnüyordum ki… Tahmin edersiniz ki adım başı bir etkinlik, adım başı bir sergi mevcut. Arkadaşımın “İstersen New Museum‘a gidelim?” teklifini elbette geri çevirmedim.  Chris Ofili‘nin Night and Day sergisi oldukça keyifliydi. Her şey çok renkli ve ilgi çekici olmasına rağmen oldukça karanlık ve iç gıcıklayıcıydı. 45 dakikanın ardından mekandan çıktığımda içimde bir “of, aman, pöf” hali vardı. Ama bir o kadar da güzeldi.

John Varvatos Bowery NYC
Beni tanıyanlar John Varvatos sevgimi bilir. Bütün ürünlere tek tek bakabilir, hepsini tek tek takdir edebilir ve buna saatler harcayabilirim. Eski CBGB artık John Varvatos Bowery olmuş. Bir kere her şey birbirinden güzel. “Pure rock’n roll!” demekten kendimi alamıyorum. Tabii ki kendimi tutamayıp t-shirt’ler aldım. Her ne kadar sadece erkekler için olsa da small bir t-shirt giymekten hiçbir zarar dokunmaz! 🙂 Buraya geldiğinizde mutlaka gidin, müze gibi. Erkek arkadaşımı baştan aşağı John Varvatos‘a boğabilirim yani.

Kinz + Tillou Fine Art

Kinz + Tillou Fine Art
Ben yine yorgunluktan ölürken ve Jeffrey yine enerji patlamasındayken “Bu açılış kaçmaz!” demesi üzerine Clinton Hill‘deki Kinz + Tillou Fine Art‘taki serginin açılış kokteyline gittik. Harika bir brownstone town house’un iki katını galeriye çevirmişler. Beni en etkileyen Ai Weiwei oldu. Üşenmezseniz lütfen hayat hikayesini okuyun, gerçekten çok ama çok ilgi çekici… Jenny Holzer‘ın da işlerine bayıldığımı söylemeliyim. Onu da bir Google’layın bence.
Tabii ki açılışta çok tatlı insanlarla tanıştım. İstanbul‘daki sanat ve moda çevresi ile karşılaştırınca -ki çok da büyük bir etkinlikten bahsetmiyorum- buradaki insanların ne kadar da “down to earth” olduğunu görebiliyorsunuz. Rahatlar yani, sıkıntı yok 🙂

Katz’s Delicatessen

Katz’s Delicatessen
Buna ayrı bir başlık ayırmamak olmazdı çünkü bizim Bambi’miz onların Katz’s‘i. Manasız kuyruklara denk gelmeniz olası. Tam bir gece sonu mekanı bazen de gündüz hangover’ların adresi. Ben her ne kadar sadece patates ile sınırlı kalmış olsam da denenebilecek çok fazla şey var. Bir de Bambi’yi öpüp başınıza koyun çünkü burada bir sandviç 19$ haha! Ama mekan full. Acaba Katz’s mi açsak İstanbul’a 😉

Ve son olarak Central Park…
Huzur kelimesinin karşılıklarından biri olabilir Central Park. Saatlerce vakit geçirip, saatlerce yürüyüp, çeşitli köşelerdeki jazz müzisyenlerini dinleyip, kitap okuyup, köpek sevip mükemmel bir gün geçirdim orada. Önce kulağımda iPod Nick Cave & The Bad Seeds, Placebo, Yoav gibi çeşitli isimleri dinliyordum. Sonra “doğayı dinlesene dostum!” dedim ve tabii ki de öyle yaptım. Bu güzel günde havanın bir anda sürpriz bir şekilde 20 derece olmasının da etkisi var. Yoksa soğukta bu keyfi yaşayamayabilirdim. Soğuk demişken yarın fırtına, kar mar diyorlar ne saçma.

Central Park’tan öpücükler…
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s