TESADÜFLER, GÜZELLİKLER, AKSİLİKLER: HAYAT

Jimmy’den manzara…

Keşfedilecek bir sürü şeyin olduğu bir şehir New York. Şimdi kızacaksınız ama bunun yanında biraz sıkılmaya da başladım. İnsan dediğin böyle iğrenç bir varlık işte. Bir an önce başlasa her şey iyi olacak.
Biraz mekanlardan bahsedeceğim yine ama öncesinde Boston maceram ve başıma gelen talihsizlikleri de yazmamak olmaz. Hem gülersiniz. Belki de üzülür müsünüz?

NOAM CHOMSKY İLE TANIŞMAK

Tabii ki Chomsky’den imzayı kaptım 🙂

Kim derdi ki New York‘lara geleceğim, atlayacağım arabaya Boston‘lara gideceğim Orada MIT’de Noam Chomsky ile tanışacağım. Bir de üstüne kitap imzalatacağım. Valla oldu işte. Chomsky röportajı için Boston‘a giden ekibin peşine takılıp hem Boston hem MIT havası alır, dünya gözüyle Chomsky görmüş olurum dedim. İyi ki de gitmişim. Kendisi, fikirleri, konuşması, anlattıkları, yaşadıkları ve 86 yaşında olmasına rağmen yaşayacakları ile saygı ötesi saygı duyduğum birisi kendisi. Unutulmayacak bir hatıra olmuş oldu benim için. Boston‘ı pek görme şansım oldu diyemeyiz ama arabayla 3,5 saat muhtemelen tekrar giderim. Bir de ben arabayla yolculuk yapıpı etrafı izlemeyi çok seviyorum.

Will Butler @ Nublu

NUBLU’DA WILL BUTLER KONSERİ
Açıkcası son dakikada haberim olan ve “tabii neden gitmeyelim ki?” dediğim bir konser oldu. Will Butler‘ı Arcade Fire grubundan biliyorsunuzdur. Kendisinin aynı zamanda solo projesi de var. 5. Nublu Jazz Festivali kapsamında 3 Aralık’ta sahnedeydi. Hem synthesizer hem bass gitarı ile multi-enstrümantalis insan tanımını bizler için canlandırdı sahnede. Yaklaşık 10 tane kadar şarkı çaldı. Sonrasında Nublu‘nun kapısında epey sohbet ettik gördüğüm en utangaç insanlardan olabilir. “Çok iyiydiniz!” dediğiniz an kaçmak istiyor. Umarım yakında yine bir yerlerde yakalarım konserini.

AKSİLİKLER
Biliyorum çok saçma ama (çünkü batıl inançlardan nefret ederim) birilerinin bir yerde işi gücü olmadan benim için kötü şeyler dilediğini ya da ne bileyim bana uyuz olduğunu, kara büyü yaptığını filan düşünüyorum artık. Sürekli aksilik gelir mi insanın başına?

Boston yolunda  sıfır ciddiyet ben…

Mesela iki saatlik bir örnek size: Eve girip yerde kırılmış olan cam parçalarına basıp ayağımdan onları tek tek cımbız ile çıkarmak zorunda kalmam… Gerilip camı açıp sigara içeyim derken camın (yukarıya doğru sürgülü açılanlardan) kafama düşmesi… Tamamen kendi salaklığımdan “restore from back-up” demem sonucu telefonumdaki tüm fotoğrafları kaybetmem…
Kredi kartımın kopayalanması $1000 çekmeye çalışmaları neyseki bankanın bu konuya uyanması, işlemi kabul etmemesi ama mecburen kredi kartlarımın iptal edilmesi. Burada kredi kartsız kalmam. Haliyle elimin kolumun bağlanması.
Bir de geldiğim ilk hafta $10 diye $100 verip inmiştim taksiden. Daha anlatayım mı? Hayır yani anlatacak çok hikaye var da böyle…

MEKAN ÖNERİLERİ ve KAPANIŞ
Biraz da mekanları yazayım. Yolunuz düştüğünde veya hali hazırda buradaysanız gidersiniz belki.

@ Niagara Bar & Lounge

Angel’s Share… (E 9th St & 3rd Ave)
Çok absürd bir mekanın içerisinden girdiğiniz harika bir kokteyl bar. Onlarca çeşit kokteylleri mevcut ben içeriği cin olanlardan birkaç tanesini denedim. Evidence kesinlikle favorim. Yolunuz East Village’a düşerse mutlaka uğramanız gereken yerlerden.
Niagara Bar & Lounge… (112 E 7th St & Avenue A)
Arkadaşımla buluşmayı beklerken “oturayım bakalım nasıl bir yermiş?” diye girdiğim bir mahalle barı. Tek güzel yanı rock müzik çalıyor olmaları ki zaten buradaki mekanların çoğu rock müzik çalıyor. Barda çok tatlı bir teyze (!) vardı. Neyse en güzel yaptığı şey martini’ymiş ben de martini içiverdim. Yolunuz düşerse ve gitmeseniz üzülmeyin. Yok illa oturacağım derseniz de martini içip kaçın.
Black Market… (110 E 7th St & Avenue A)
Hemen diğer mekanın yanı. Çok güzel draft biraları var. Ama esas olay atıştırmalıklar ve vegie burger’ları bence. Bir de barda çalışan çocuk sihirbazlık gösterileri ile beni benden aldı. Hatta kartlarını unuttuğu için beni yarım saat orada bekletip gidip bir yerden kart alıp geldi. Güldük, eğlendik. Zaten herkes sihirbaz.
Blue Ribbon Sushi… (119 Sullivan St)

@ Blue Ribbon

Buraya geldiğimden beri sushi sushi diye diye şehirdeki herkesi ağlatmış olabilirim. Sushi manyaklığım olduğundan değil de İstanbul’da ne zaman sushi yesem/yesek “Ah bunu bir de New York’ta yemelisin” diyen arkadaşlarımdan ötürü. Nitekim dün Blue Ribbon’a gittik. Gerçekten akıl kaçırtacak derecede güzel sushi’ler yedim. Bir kere yediğin şeyin gerçekten tadını alıyorsun, bizdekiler adeta sentetik/plastik maddeler gibi. Tabii ki “Ah bunu bir de New York’ta yemelisin. Aaah ah!” yapmayacağım dönünce ama Blue Ribbon’a saygı duydum.
Jimmy at The James… (15 Thompson St)
SoHo’daki James Hotel’in roof barı. Manzarasıyla ve güzel kokteylleri ile çok keyifli vakit geçirebilirsiniz. Ben elimi kolumu sallayarak giriyorum ama öğrendim ki otel müşterileri ve davetliler dışında pek kimseyi almıyorlarmış. Ya da acaba davetli miydik? Neyse bence yok öyle bir şey, alıyorlar herkesi. Gittiğinizde Manhattan içmeyi ihmal etmeyin.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s