2015 DİLEKLERİ

Yine yılın o “biteyazan” günleri geldi çattı. 6 yıldır bunu tekrarladığıma inanamamakla birlikte geleneği bozmuyor ve tabii ki dileklerimi yazıyorum. Bir şey dilemekten zarar gelmiyor ne de olsa. Belki dilekleri paylaşmaktan geliyor olabilir ama o da karşı tarafın kötülüğü, biz n’apalım.

Hep tekrar etsin istediklerim…
– Oncelikle herkesin saglikli ve mutlu olmasi.
– Sevdiklerimin mutlu olmasi (baskalari da olsun tabii, herkes olsun)
– Hayatimi guzel kilan seylerin bozulmamasi. Geçen sene bu kısım için “En zoru bu sanirim ki geçen yil ne kadar zor oldugunu daha net gorürken bu yıl abarttığım kadar da zor olmadığını görmüş oldum. Bakalım seneye ne göreceğim 😉” demişim. Ne mi gördüm? “Güzel kılan şey” dediğin şey toz olup uçuyor. Ama olsun dileyelim 🙂

Ve dilekler…
– Bir sertifika var almayı çok istediğim. Onun için bir adım atsam mesela.
– Çok ama çok güzel yerler gördüm bu sene, teşekkürler. Tabii yine de dünyayı gezmek istiyorum, o ayrı mesele 🙂 Mesela Berlin’e hala gitmedim ona gitsem, sonracığıma tekrar Oslo ve yanına bonus olarak Bergen seyahati yapsam. En çok da Peru’ya gitmek istiyorum. Lütfen, n’olur, gitsem 🙂
O kadar istiyorum ki Machu Picchu’yu göreyim.
– Spora devam etsem.
– Ve tabii beni her türlü ayakta tutan yegane şey müzik. 2014 cidden iyi albüm yaptı. ‘Chandelier’ ile beni benden alan Sia’nın “1000 Forms of Fear”ı, tabii ki Pink Floyd’un “Endless River”ı, AC/DC’nin “Rock or Bust”ı… Ki saymadığım daha neler var. İşte yeni yılda da bir sürü güzel müzik olsun hayatımda… Müzik ve müziksever insanlar.
– Tabii ki yeni yaşıma güzel girmek! Geçen sene mükemmeldi mesela… Bakalım bu sene nasıl olacak?
– Geçen sene gitmeyi dilemişim. Bu sene ise kalmayı diliyorum. 

– Bu yıl arabamı satmam gerekti, hem de kendisine kocaman aşıkken. Umarım tekrar bir araba alırım yine küçük, yine sevimli, yine kendine has bir ifadesi olan.
– Heyecan, mutluluk, huzur ve düzen dolu bir yıl olsun 2015…

Yılın Dersi…
2014 hayatımın en zorlu, an çalkantılı yıllarından biriydi sanırım. Tabii gelecek neler getirir bilinmez ama geçmişle kıyaslayınca öyle. Tabii bu zorluklar ve çalkantılar bir sürü şey öğetiyor insana.
2014’e çok büyük hayal ve beklentiler ile girdim. Yine bunca kötü şeye şeye rağmen mükemmele yakın bir yıl geçirdim, hakkını yememek lazım ama işte görüyorsunuz k insanoğlu tatminsiz…
Neler mi öğrendim bu yıldan? Kimseden bir şey rica etmemeyi öğrendim öncelikle. Kimseden ama kimseden -hele ki gerçekten ihtiyacın varsa- bir şey rica etmeyeceksin. Çünkü ya ciddiye alınmıyorsun -ki buda seni kırıyor- ya da karşındaki bir anda kendini Tanrı sanmaya başlıyor. Ben ise benden istenen bütün ricaları bunu bir “kamuoyu açıklaması” boyutuna getirmeden, kişiyi/kişileri mutlu etmeye çalışarak gerçekleştirmeye çalıştım… Üzgünüm ama ben doğruyum bu konuda.
Hayatının sonuna kadar ruhunda taşıyacağın ve bir o kadar da sevdiğin insanların ne denli bencil olabileceğini gördüm. Kötü olduklarında yanında olabilen, hayatları rayına oturdu mu toz olup yok olan… Sanırım fazla duygusal yaklaşıp, fazla anlam yüklüyorum insanlara. Ama değişeceğimi de sanmıyorum. Yine kötü olduklarında sadece yanlarında olamayacak kadar körelmiş olabilirim hepsi bu. Ben dostluğun/arkadaşlığın iyi gün/kötü gün olarak ayrıldığına pek inanmıyorum. Ama kötünde ve çıkmazında aşırı mutluluğundan ötürü yanında olamayanın da bencillikten öteye gitmediğini düşünüyorum…
Hayatına çok zor insan alan ben bu yıl yeni yeni insanlar aldım. Merak ettim, tanımak istedim. Çeşitli kademelerde de olsa aldım işte. Ve yalancılığın, bencilliğin, yüz gülümserken ‘iç’in kötü oluşunun en bariz örneklerinden biriyle tanıştım. Ve bu, bana bir kere daha az ve öz ile ne kadar mutlu olduğumu hatırlattı. İnsan önce kendini sorguluyor “nasıl yanlış insan seçerim?” diye ama biraz daha derine inince bütün sebebin bu tarz kişilerin kendi ‘iç’ mutsuzluğu ve kendi psikolojik sorunları olduğunu, dönem dönem dışa vurduklarını, onun dışında ise içinde barındırdığı az da olsa iyilikten ötürü her şeyin güzel kamufle olduğunu görebiliyorsunuz. Böyle insanların benden ve sevdiklerimden uzak durmasını diliyorum.
Paylaşmanın dayanılmaz güzelliğine kapılıp her şeyi paylaşmamayı öğrendim (yalan hala öğrenmedim, devam ediyorum her şeyi anlatmaya hahaha!). Ağzını kapalı tutacakmışsın, hayat o kadar da tatlı, şeker, toz pembe değil.
Kesin olmayan hiçbir şeye karşı heyecan duymamayı öğrendim. Ki bu epey kötü oldu çünkü hayatta azıcık heyecan kaldı. Ama yine de içi boş heyecanlardan daha iyi sanırım bu di mi? Futbol maçında “gooool” diye sevinip aslında gol olmaması gibi. Bence şu hayatta futboldan da örnek verdiğime göre olaysız dağılabiliriz 🙂

Ve thanks to Zeynep, Zeynep, Nil, Emre.

 


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s