STREEP, BURTON, ADAMS, WALTZ, KONSERLER VE DAHASI

Herhalde ben yaratılırken bana bir enerji fazlalığı verilmiş ben de madem öyle onu tüketeyim dedim -kahramanımız bitirmiş bulunmakta-. Bir yandan konserlere gidiyor, bir yandan güzel mamalar yiyor, bir yandan evde de vakit geçiriyorum tabii! Bu arada öküz gibi yemek yememe rağmen kilo verdim sanırım ki dişi bir varlık için böyle şeyler sevindirici oluyor biliyorsunuz ki. Halbuki obez olmayı bekliyordum burada. İnsana garip bir tebessüm veren gaip bir enerjisi var şehrin. Tabii alıştığım ve bildiğim bir yerde olmayışımın etkisi büyük. Keyfim mi? Yerinde, teşekkürler. Peki neler oluyor?

KONSERLER…
Fırsat buldukça konserlere gitmeye çalışıyorum. Hiç bilmediğim bir sürü grup izliyor, bazen acayip bayıyor bazen de acayip eğleniyorum. Geçenlerde Music Hall of Williamsburg‘de tUnE yArDs konserine gittim. Nasıl sevmedim, nasıl beğenmedim anlatamam. Hoş ilginç bir sahne performansları var ama bu benim konseri yarıda bırakıp çıkmama engel olmadı… DROM‘da güzel konserler izledim. Mesela bugün Michal Urbaniak vardı ki benim gibi jazz dinlemeyen bir insanı bile jazz sever hale getirir nitelikte bir konserdi. Yine geçenlerde çok ahım şahım olmasa da Kat Rodriguez‘i izledim. Dün nublu‘da İlhan Erşahin‘in de içinde bulunduğu Spank City Trio görülmeye değerdi. Ah bir de Justin Timberlake konserine gittim ama onu yazmama gerek yok sanırım, İstanbul‘da izlediğimizin aynısıydı diyebilirim. Tabii ki Justin‘ciğim Timberlake‘ciğim yine çok acayipti.

ACADEMY AWARDS PRE-SCREENING…
Evini paylaştığım İdil ile çok güzel iki gösterime gittik. Bir tanesi 25 Aralık’ta vizyona girecek olan “Into The Woods” diğeri de yine 25 Aralık’ta vizyona girecek olan “Big Eyes”. “Into The Woods”un sonunda filmin oyuncuları Meryl Streep ve Anna Kendirck, yönetmeni ve producer’ı Rob Marshall, yazarı James Lapine, cinematographer’ı Dion Beebe ve editörü Wyatt Smith‘in yer aldığı harika bir Q&A seansına da şahitlik ettim ki tadından yenmez cidden. Meryl Streep‘e bir kez daha aşık oldum. Nasıl bir cool’luk, nasıl bir hala genç göstermek… Filme de gidin, bence eğlenceliydi.
Dün ise “Big Eyes”ı izledik ki filmden çok etkilendiğimi söylemeliyim. Alıştığımız Tim Burton filmlerinden değil, kaçırmayın. Q&A kısmında ise yönetmen Tim Burton, filmin oyuncuları Amy Adams ve Christoph Waltz, yazar ve producer’ları Scott Alexander ve Larry Karaszewski vadı. Tim Burton’a aşık olabilir insan.
Filmleri izledikten sonra sormak istediğim bütün sorular soruluyor neredeyse bu Q&A seanslarında. “Hayat ne güzel lan!” dediğim anlardan kesinlikle. Sahi hayat ne güzel di mi? Bu arada daha sonrasında internete koyuluyormuş bu Q&A kısmı ama bulamadım. Bulursam mutlaka paylaşırım.

MEKANLARDAN BİR DEMET…
S’MAC… (34 E 12th St 1st & 2nd ave. arası)

Sırasıyla: Mercadito, Cafe Gitane, Schiller Liquor Bar & S’MAC

Eminim çok daha güzelleri de vardır ama sanal araştırmalarım sonucu tanıştığım S’MAC’teki  mac&cheese seansıma bayıldım. İnsanın gerçekten yedikçe yiyesi geliyor. Hatta şu an yazarken bile canım çekti. Yolunuz düşünce hop gidiyorsunuz mutlaka.
Cafe Mogador… (101 Saint Marks Pl 1st ave. & Avenue A arası)
Daha önce burayı yazdım mı acaba? Galiba yazmıştım, emin olamadım. Sanırım en favori mekanım olabilir defalarca brunch’a ve yemeğe gittim buraya. Arkadaşım Sesim önermişti ben buraya geldiğimde ama yerel halktaki arkadaşlarımın da favori mekanlarından. Evribadi lavz Mogador!
Artichoke Basille’s Pizza & Brewery (328 E 14th St 1st & 2nd ave. arası)
Burası da Birol‘un önerilerinden biri. Tıklım tıkış bir şekilde, ayakta, koştur koştur yemeniz gerekebiliyor ama o nasıl bir lezzet! İnsan aklını kaçırır yani o derece. Adından da anlaşılacağı üzere esas olayı enginarlı pizzası, inanılmaz da ağır ama yiyor işte insan. Buraya kesin ama kesin gidiyorsunuz, pizza deyip geçmeyin 🙂 Of ağzımın suyu aktı yazarken, öyle vahim durum.
Schiller’s Liqour Bar… (131 Rivington St)
Yine güzel brunch mekanlarından. Hele ki hangover’sanız ilaç gibi. Değilseniz de ilaç gibi gerçi. Bloody Mary‘sini mutlaka deneyin.
Cafe Gitane… (242 Mott St.)
NoLita’daki güzel mekanlardan birisi. Dışarıdan bakınca hiçbir numarası yok gibi minnacık bir yer ama kahvaltı & brunch konusunda yine en iyilerden. Üç gidişimin ikisinde Alexander Skarsgard‘ı görmüş olmam da çok ilginç. Vampirler şehri basmış!
PDT (Please Don’t Tell)… (113 Saint Marks Pl 1st ave. & Avenue A arası)
Dışarıdan bakınca hot dog satan bir yer olarak görünmesine karşın içeriye girdiğinizde telefon klübesi kılıklı kapıdan geçip bir anda kendinizi gizli bir barda buluyorsunuz. Bir sürü bu tarzda mekana gittim ama sanırım şimdilik içlerinden en beğendiğim bu oldu. Normalde 1-1,5 saat bekletiyorlarmış ama tabii ben beklemedim hehe! Çeşit çeşit kokteyleri içip, güzel müzik dinleyebilirsiniz. Adına saygısızlık edip yazmış oldum ama n’apalım!
Mercadito… (179 Avenue B 11th St & 12th St arası)
Burası da İdil‘in önerisi olan bir Mexican restaurant. Kendinizi taco ve quesadilla denizinde kaybedebilirsiniz. Her şeyin karideslisi tavsiyemdir. Margarita içmeden de çıkmak yok mekandan.

Şimdilik bu kadar. Gerçi daha ne olsun. Gerçi çok şey olabilir. Yoksa var mı?
Bye.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s