OVERDOSE SANAT!

Metropolitan Museum of Art…

Şimdi tutup, “sanattan aşırı anlıyorum” diye bir iddiada bulunmayacağım elbet -ah keşke anlasaydım!- ama burada kendimi sanata ve müzelere adadığım bir gerçek. İnsan müzelerin içinde saatlerce kendini kaybedebiliyor. Ben hiçbir zaman audio-guide insanı olmadım. Alıyorum elime müze haritasını ve başlıyorum gezmeye… Kendi yorumum, kendime =) Müzelerin ardından kısa bir yeme içme olayına da girişeyim ama di mi?!

METROPOLITAN MUSEUM OF ART
Bir kere şunu söylemeliyim ki saat 14:00 gibi girdiğim MET’ten 17:00 gibi çıktım ve hala göremediğim birçok şey var. Kocaman ve ötesi bir müze. Zaten belli bir yerden sonra beyin algıları mahvoluyor. Sanırım haftaya tekrar gidip göreceğim gezemediğim güncel sergileri. Amatabii birçok şeyi de görme şansım oldu.
Assyria to Iberia at the Dawn of the Classical Age… Yakın doğuya yakından bakış şeklinde geçen bir sergiydi. Yanlış hatırlamıyorsam 17. ve 18. yüzyıl eserleri vardı. Bizim de köklerimize tanıklık edebileceğimiz nitelikte bir çalışmaydı. Zaten zamanımın büyük bir kısmını da burası aldı. Şaşalı olduğunu tahmin edersiniz. Batı Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan gelen birçok eser vardı. 4 Ocak’a kadar da devam ediyor. Hani olurda yolunuz düşerse aman kaçırmayın!

Metropolitan Museum of Art…

Splendor and Eroticism in Imperial Prague… Çizimlerden, resimlerden oluşan ve dünyanın birçok ülkesindeki müzelerin özel koleksiyonlarından getirilen harika bir sergiydi. Her çalışmanın önünde uzuuun uzun vakit geçirebiliyorsunuz ve anlatılan hikayelerin de hepsi birbirinden ilgi çekici. Bu sergi de 1 Şubat’a kadar devam ediyor.
A Set of Renaissance Tapestry Cushions…
Kendinizi bir sürü goblenin içinde bulacağınız çılgın sergilerden biri. Benim “halı bu ya ehi ehi”, “hangi manyak halıyla böyle uğraşır keh keh” şeklinde geyik yaparak gezdiğim bu sergiydi ve fakat inanılmazdı tabii ki. Gerçekten akıl almaz detaylar mevcut ve her biri tablo gibi. Temmuz 2015’e kadar da devam ediyor.
Bunlar dışında Ancient Near Eastern Art, Arts of Africa, Oceania, and the Americas, European Painting -ki gerçekten hiç ama hiç ilgimi çekmiyor!-, European Sculpture and Decorative Arts ve Musical Insturments bölümü de gezdiklerim arasında. Of evet, şimdi tekrar düşündüm de kesin ama kesin gitmem lazım en kısa zamanda tekrar!

The Cloisters

THE CLOISTERS
İnanılmaz güzellikteli Fort Tyron Park’ın içinden yürüyerek ulaşıyorsunuz The Cloister’a. Yani cennette bir bahçe tanımlamak gereksek kendisi buna bir örnek olabilir. The Cloister’a geldiğinizde ise bir anda kendinizi hristiyanlığın yüzlerce yıllık geçmişinden Gothic birçok eserin, mezarın, figürün ortasında buluyorsunuz kendnizi. Ben ağzım beş karış açık baktım mezarlara. Konu Gorhic çalışmalar olunca gerçekten kendime hakim olamıyorum. Gezmesi çok kısa süren, çok da büyük olmayan bir yer The Cloister ancak baharda tekrar gitmeli ve bahçelerinin tadını çıkarmalı. -5 derecede burundan akan sümüğün neredeyse donduğu bir havada pek de tadını çıkaramamış oldum.

Union Square Holiday Market…

UNION SQUARE HOLIDAY MARKET
Malum Holiday Season’dayız. Herkes nasıl alışveriş yapacağını, nasıl paketleyeceğini şaşırmış durumda. Bu vesileyle kurulan Union Square’deki Holiday Market birçok alternatife ev sahipliği yapıyor. Hediyelik eşyalar bir yana dursun, pastadan çikolataya, sebzeden kıyafete, plaktan cd’ye kadar birçok şeyi alabileceğiniz bir yer. İnanılmaz ama ben hiçbir şey almadım ve fakat almaya niyetlenip iki kere dolaştım. Sonra çok turistik ve kaos olunca “ne işim var burada ayol?” diyerek uzaklaştım. Böyle demiş olmama bakmayın, gayet de keyifli ve güzel bir yer aslında. Bir gün Holidas Season’da burada olduğunuzda uğramanızda fayda var.

MEKANLARDAN BİR DEMET…
Cafe de La Esquina… (225 W Wythe Ave btwn N 3rd & Metropolitan Brooklyn)
Tekiladan nefret eden bendeniz burada margarita seven bir insan oldum. Bunu söylemiş miydim acaba daha önce? Ve Cafe de la Esquina’nın margarita’sı bir harika. Aynı şekilde nachos’larıyla da kendinizden geçebilirsiniz.

Euzkadi & Cafe de la Esquina…

Tom&Jerry’s… (228 Elizabeth St. at E Houstan St)
Civardaki keyifli, güzel müzik çalan, kitlenin eğlenceli olduğu güzel kokteyl barlardan. VE fakat içeriğinde şeker olan her ne içecekseniz az şekerli istemenizde fayda var. Aşırı şekerden yere yığılabilirsiniz.
Euzkadi… (108 E 4th Street 1. ve 2. avenue arası)
Geldiğimden beri “Tapas istiyorum ben!”, “Tapas istiyorum kardeşim!”, “Tapas diyoruz alo!” şeklinde söylenmelerim nihayetinde sonuç buldu ve “Acaba nerede güzel Tapas yiyebilirim?” diye sorduğum İdil bana Eukzadi’yi tavsiye etti. Tek kelimeyle lezzet patlaması yaşayabileceğiniz; gerek red gerek white sangria’larının mükemmel olduğu cici mi cici bir mekan.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s