İNSANLIĞIN BAŞINDAN BERİ…

Birkaç gündür farkettim ki kafamdan geçen tek düşünceler “şunu da yapmak istiyorum, bunu da yapmak istiyorum” şeklinde. Yani insanlık için küçük, benim için büyük hayaller. Ama hayal etmezsek nasıl yaşayacağız di mi?
Sonra farkettim ki bu düşünceler ile anı kaçırıyorum “boş ver!” dedim kendi kendime “anı kaçırıyorsun salak!”. Neyse ki boşvermem 10 saniyemi filan aldı çünkü anı yaşamak konusunda üstüme yoktur. Fakat beyin ya bu, durmuyor. Bugün American Museum of Natural History‘de yukarıdaki atalarımız(!)ı görünce düşünmeye devam ettim ve ne alakaysa insanın hayatında “ilişki” denilen şey iyi gitmediğinde hiçbir şeyin iyi gitmediğine karar verdim. N’apayım, sarılmış yürüyorlar. Bu sonuca varmam çok da zor olmadı! Aslında üçe ayrılıyor bu durum… İlişkisi kötü gittiği için her şeyden mutsuz olanlar, ilişkisi iyi gittiği için her şeyden mutlu olanlar ve yalnızlıktan mutlu/mutsuz olup neye mutlu/mutsuz olacağına şaşıranlar.
Çevremdeki herkesten -ben dahil- biliyorum ki işin, gücün, arkadaşlıkların her şeyin mükemmel gitsin; kedinin başını okşa, köpeğini yürüyüşe çıkar, en güzel şarabı aç, peynirleri hazırla, çalan müzik en sevdiğinden olsun, araban, evin her şeyin olsun filan hiç fark etmez… İlişkin kötü gidiyorsa en mutsuz insansın. Kimsenin problemi de senin bu probleminden büyük değil. Öyle bir karalar bağlama potansiyeline sahip oluyorsun ki engellenmesi mümkün değil. Devreler yanıyor bir kere.
Bir de tam tersi var tabii. “İşte bu ya!” dediğin adamla birliktesin. Çok beğeniyorsun, en önemlisi de içini beğeniyorsun. Bir anda dev burnu sana okka gibi gözükmeye başlayabiliyor. Ya da manasız saçları en sevdiğin saçlar olabiliyor. Ne bileyim yanında “zooort!” diye pırt (‘zooort’ sonrası da ‘pırt’ biraz fazla kibar oldu ama neyse!) yapsa hoş karşılayabiliyorsun. Tabii öte yandan işlerin berbat gidebiliyor, beş parasız kalabiliyorsun; arkadaşlarınla aran açılabiliyor ya da aile bireyleri ile problemler yaşayabiliyorsun. Evini, arabanı, malını, mülkünü satman gerekebiliyor. Ama umrunda mı? Değil. Neden? Çünkü çok aşıksın, aşık olduğun kişi de sana aşık. Devreler devre dışı!
Bir de yalnızlıkla aşırı barışıp hayattan keyif alma versiyonu var. ‘Keyif’ dediysem en güzel opsiyon gibi gelmesin tabii kulağa yine hayata karşı zırıl zırıl isyanlarda olabiliyorsunuz ya da aşırı mutlu… Hatta bir gün öyle, bir gün böyle olup “Neden bu kadar değişiyor acaba ruh halim? Ne ilginç.” diyebiliyorsunuz kendinize. Bu da histerik bu ruh hali tabii. Bu da işte kesin duyguları bağlayacak bir adam/kadın olmadığından.

Neyse uzun lafın kısası bugün bu Neanderthal kardeşlerimizin önünde durup şöyle bir tiplerine baktım. Önce Pink Floyd’un ‘Keep Talkin’ şarkısının şu sözleri geçti kafamdan: “For millions of years mankind lived just like the animals then something happened which unleashed the power of our imagination, We learned to talk” (TR: Milyarlarca yıl insanoğlu tıpkı hayvanlar gibi yaşadı sonra hayalgücümüzü harekete geçiren birşey oldu: Konuşmayı öğrendik.) Sonra gülümsedim ve “Konuşmayı öğrendik de ne oldu?” diye düşündüm. Bir de acaba bu Neanderthal kardeşlerimiz farkında mıydı gelecekte yol açacakları şeylerin? Onlar 200 ile 28 bin yıl önce yan yana yürüyüp, hayvan avlayıp, yaşam sürdürürken 2015 yılında o işin hiç de öyle olmayacağından? Bırak hayvan avlamayı “Akşam eve gelirken manavdan iki kilo portakal alır mısın?”ın sorun olacağından?
Neanderthal kardeşlerimize, 200 bin yıl önceye -ve tabii onlardan da öncesine- sevgilerimi yolluyorum 🙂

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s