NEW YORK’tan UPDATE

Central Park…

Epeydir yazmadığımı farkettim. Ama bir bilseniz ne koşturuyorum burada. Kendime abidik gubidik mevzular yaratmakta üstüme yok! 🙂 Ama bunun yanında tabii ki yemeler, içmeler, müzeler, konserler dolu vakitler de geçirdim. Juno isimli “bekledik de gelmedi” adlı bir kar fırtınası (!) atlattık. Geldiğimden beri her şeyin videosunu çektiğim için artık paylaşıma geçtim. BURADAN bakabilirsiniz. Chelsea Market‘a bayılıyorum. Gidip saatlerce orada oturup insanları izleyebilir, bıkmadan ve sıkılmadan Artists & Fleas alanındaki ıvır zıvırlarla vakit geçirebilirim.
American Museum of Natural History‘e tekrar gittim. Bir günde bitirmek imkansız çünkü. Museum of the American Indian‘a gittim dün ki gerçekten ama gerçekten görülmeye değer müzelerden. Çok büyük değil ve 1 saatte filan tamamını gezebiliyorsunuz. Peki ya Navajo takılarını n’apacağız? Çok şanslıyım ki bende bir grup mevcut. Ama insan müzede hepsini almak istiyor! Of daha gitmek istediğim bir sürü müze var 🙂

Eğleniyor muyuz gençler?

KONSERLER, PARTİLER, MÜZİKAL…
22 Ocak: Fleetwood Mac @ Madison Square Garden
Kim derdi bir gün Fleetwood Mac konseri izleyeceğim diye. Valla aslında çok da planlamıyordu gitmeyi. Hani “gitmezsem ölürüm” hastalığına yakalandığım konserlerden değildi. Ama veni,vidi,vici. Görülmeye değermiş.

24 Ocak: Spank Mag Party @ The Bell House
Downtown Brooklyn’de git git bitmeyen bir yerde bu The Bell House. Party Spank dergisinin 7. yıl partisiydi. Sahnede pipi, popo her şey dışarıda bir sunucu, mükemmele yakın dans show’lar ama maalesef üstüne korkunç bir konser. Gay partisiydi ve tek straight insan bendim sanırım. Eğlendim mi? Çok. Gecenin bir bakti servis edilen veggie-dumpling’ler ise hayatımızı kurtardı!

29 Ocak: Marilyn Manson @ Terminal 5
Bu ayın en güzel konseri buydu benim için sanırım. Detaylarını Blue Jean/Headbang‘e yazacağım ama şunu söylemeliyim ki Marilyn‘ciğimiz artık çok yaşlı. Nicholos Cage ile günden güne daha çok birbirlerine benzemeleri inanılmaz. Kendisi hala ama hala çok çılgın ve izleyici kitlesi mükemmel.

Bu embesil mirror-selfie olayını yapmasam eksik kalırdı.

30 Ocak: Chicago @ Ambassador Theatre
Buraya kadar geldim de Broadway müzikali izlemedim demem artık. Güzel olmasına güzeldi de ben sanırım müzikal insanı değilim. Bana çok balon geliyor. Ama zaten müzikalden anladığımı iddia etmediğime göre dağılabiliriz. Yalnız Bradley Cooper‘ın oynadığı Elephant Man‘i izlemek istiyorum. Bradley Cooper ile tanıştığımı ve çok tatlı olduğunu söylemiş miydim? Bence söylemeyeyim de uyuz olmayın :p

MEKANLARDAN BİR DEMET
Yavaş yavaş mekanlar konusunda bir duraksama dönemine girdim ki bu çok sıkıcı. Yani her ne kadar bir Journey‘im bir Kaktüs‘üm olmasa da (Cihangir‘i mi özledim ne? Tabii ki hayır.) burada da sabit gittiğim mekanlar oluşmaya başladı. Eve çok yakın OST Coffee gibi ya da Mogador‘da brunch gibi gibi. Ama elimden geldiğince yeni yerler de denemeye çalışıyorum.

El Almacen… (557 Driggs Ave btw 6th and 7th Williamsburg)
Burası komple arjantin mutfağı. Haliyle bir kırmızı et merkezi. Ancak ben size yemelerinden ziyade kendilerine has sıcak çikolatası ve benim gibi tatlı sevmeyen birini bile baştan çıkaran churros‘undan bahsetmek istiyorum. Akıl sağlığını yitirir insan.

El Born… (651 Manhattan Ave Williamsburg)
Ben tam bir tapas insanı olduğumdan bu yeni ve bir o kadar da şık mekanı kaçırmam imkansızdı. İspanyol mutfağı da cici di mi ya? Bir deniz mahsüllü paella‘ları var ki bir noktadan sonra parmaklarınızı yemeye başlıyorsunuz. Güzel şarap listeleri ve tapasların lezzeti de bonusu. Gidin, yiyin ve içinizden bana teşekkür edin.

1-El Born, 2-Peasant, 3-Cafe Lalo, 4-Alsswell, 5-El Almacen

Cafe Lalo… (201 W 83rd Street btw Broadway & Amsterdam Street)
Tatlı sevmiyorum dedim ama kabul etmeliyim ki burada biraz da olsa tatlı yemeye başladım. Özellikle de cheesecake. İşte Cafe Lalo bunun için yaratılmış nadide yerlerden. Gidip çeşit çeşit cheesecake’lerin hepsini denemek istiyor insan.

Esperanto… (145 Ave C 9th Street)
Burası da Brezilya mutfağından esintiler taşıyan ama biraz da İspanyol’a kaçan güzel mi güzel sakin mi sakin bir yer. Özellikle et yemiyorsanız birçok alternatif bulmanız mümkün.

Allswell… (124 Bedford Ave at N 10th Street)
Kahvaltı ve brunch için bıkmadan sıkılmadan hergün gidilebilecek bir yer bence. Çılgıncasına tavsiye. Scrambled eggs? Bacon? Leziz kahve? Doğru yerdesiniz…

Sweetwater Restaurant… (105 N 6th Street btw Berry & Wythe Street Wiliamsburg)
Asıl planım buraya Brunch için gitmek olsa da kendimi bir anda öğle yemeğinde orada buldum ve hem somon fümeli sandviçlerini hem de Quinoa Burger‘larını denedim. Son derece başarılı.

Peasant… (194 Elizabeth Street btw Prince & Spring Street)
Buraya da dün gittim. Bir İtalyan restaurantı. Acaba ben en çok hangi mutfağı seviyorum? Galiba kalbimin büyük bir kısmı İtalyan’da sonra İspanyol’da. Bunların hem yemeklerinin hem erkeklerinin güzel olması da ilginç di mi? Hahaha 🙂 Neyse oldukça leziz mozarella yiyebileceğiniz, gnocchi‘si son dere lezzetli, güzel müzikli, güzel kitleli bir mekan.

İpek Milor.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s