SOĞUKTAN DONMAK: NEW YORK

Ama görüntü mükemmel!

Ben ki kış seven bir insan(d)ım artık nefret etmeye yakınım. Her ne kadar New York halkı Kasım’da havanın ılık oluşuna şaşırsa da, her ne kadar Christmas Eve’de üstümüzde t-shirt’ler çocuklar gibi şen olsak da tabii ki geldi o tarihin (yine) en soğuk kışı”.
-22 dereceleri bulan hissedilen sıcaklık ki bence buna “hissedilen soğukluk” diyelim bundan sonra insanda bir “Yeteeeer!” diye çığlık atma isteği uyandırmıyor değil. Hatta şöyle söyleyeyim neredeyse evde mutfakta 1 hafta su yoktu. Neden? Borular dışarıdan geçtiği için donmuşlar. Neyse ki aynı problem banyo için geçerli değil…
Geçenlerde Twitter’da bir fotoğraf paylaşmıştım, donmak üzere olan ve hatta donmuş bir New York fotoğrafı. Cidden durum bu şekilde. Buradan “The Day After Tomorrow”ya bağlarız gibime geliyor. Neyse… Özetle “Bıktım senden kış! Kış-kış kış!”
(Yalnız şu an size bunu yazarken hava 0 derece, insanda bir bikini giyme isteği uyandırıyor!)

Eskimo’lardan kim kaldı?

Görüşmeyeli bu soğuklardan ötürü pek bir şey yapamadım aslında. Of büyük yalan, bir sürü şey yaptım yine! Yalnız pek konsere gitmedim o ilginç. Yani hemen hemen haftada 3-4 gece mutlaka bir canlı müzik dinliyorum ama konserden kastım kocaman olanlar. Neyse… Fakat bu yazıda size saçma sapan birkaç bilgi vermek istiyorum New York adına.

    • Geldiğimde tabii ki aylık unlimited ($112) metro kartı aldım. Belki ilk ay için mantıklıydı çünkü yanlış metroya binişler gerçekleştirebiliyorsunuz ama sonrası için pek de mantıklı değil. Aylık tüketiminiz $80’ın üstüne pek çıkmıyor.
    • Sigara içen biriyseniz maliyetiniz büyük demek bu şehirde. Sigaranın paketi $13.5! Ama Duane Readei Walgreens ve CVS gibi 24 saat açık yerlerde $11’a alabilirsiniz. $2.5 deyip geçmeyin. Damlaya damlaya göl oluyor. Yalnız sigara demişken, -konunun paketin pahalı oluşu ile ilgisi yok- buraya geldiğimden beri ne kadar azalttığımı anlatamam. Yani 10 tane sigara içtiğimde ertesi gün 2 paket içmiş gibi uyanıyorum. Bir sürü insan içmediği için bir şekilde siz de içmezken buluyorsunuz kendinizi. Galiba arkadaş çevremi değiştieceğim! :p
    • Market alışverişi yapacaksanırz hem hesaplı hem de organik Trader Joe’s‘u seçebilirsiniz. Akşamları ve haftasonları gidilecek gibi değil çünkü daha kapıdan sıra başlıyor ama hafta içi insanların işte olduğu bir saatte 10 günlük mutfak ihtiyacınızı $100 dolara tamamlayıp çıkabilirsiniz. Gerçi ben ağırlıklı olarak kahvaltılarımı evde yapıyorum ama hadi olsun $130. Ama büyük saçmalık insanlar bir yandan kasa kuyruğundayken bir yandan da alışveriş yapıyor. Gerçekten değişik kafalar.
    • Normal taksiler yerine über‘i tercih etmenizi tavisye ederim, çok daha uygun.
    • Ve New York gerçekten de düşündüğünüz kadar büyük bir yer değil. Bütün şehri yürümek mümkün. Ben şahsen öyle yapıyorum ve çok mutluyum.
Trader Joe’s (büyütüp bakın!)
  • Burada İstanbul’u zerre kadar özlemeyeceksiniz.

MEKANLARDAN BİR DEMET

Dominique Ansel Bakery… (189 Spring Street. Sullivan & Thompson arası)
Burası Cronut’ı ile meşhur. Croissant’dan türetilmiş bir donut gibi düşünün. Ben cronut’ı yiyemedim bana çok ağır geldi ama madaleine’leri harika. Böyle siparişi veriyorsunuz o anda pişiriyorlar ve sıcak sıcak yiyorsunuz. Tavisye ederim, kesin gidin

Salud SOHO… (107 Thompson Street. Prince & Spring arası)
Dominique Ansel Bakery’e çok yakın ufacık bir mekan. Buranın da çeşit çeşit sıcak çikolataları deneeye değer.

1-Shun Lee, 2- Salud SOHO, 3- Public, 4-Remedy Diner

Shun Lee… (43 W 65th Street. Broadway & Central Park W arası)
New York’un en eski Çin restaurantlarından biri. Fiyatlar X
bir yerde yiyeceğiniz Çin yemeklere göre yüksek tabii ki. Ama lezzet konusunda %100 garanti verebilirim. Ve fakat şehirde birçok yerde çok güzel Çin yemekleri yiyebilirsiniz o yüzden buraya şımarıklık için filan gidin. Güzel bir şarap seçkileri de var misal harika bir Rosenblum Zinfandel içtim ki mis!

Spring Lounge… (48 Spring Street)
Burası böyle canım sıkıldığında “öf! pöf!” dediğimde tek başıma gitmeyi sevdiğim barlardan. Kendi yaş grubuma uygun, güzel müzikler çalan, çeşit çeşit biraları olan ve kokteylleri de güzel olan bir yer. Özellikle barda oturmaya bayılıyorum.

Public… (210 Elizabeth Street. Prince & Spring arası)
Dışarıdan ufacık gözüken ama içeri girince bir dev olan mekan. Yemek sunumları harika, tablo gibi tabaklar geliyor. Tabii bana menüde ‘püre’ olarak adlandırılan ve püre beklentisi yaratan şeyin tabağa damlatılan 3 topçuk püre olması komik geliyor. O kadar da sanata gerek yok, günün sonunda midemize indiriyoruz. Bu arada mutlaka Manhattan için burada, çok iyi.

Fat Cat… (75 Christopher Street. 7th Ave & Bleecker arası)
Sanırım gidip de en eğlendiğim mekanlardan. Oldukça leş aslında. Liquor lisansları yok bu yüzden sadece şarap, bira ve soju satabiliyorlar. Ama onun dışında sürekli canlı jazz müzik ve bunun yanı sıra istediğiniz kadar oynayabileceğiniz langırt, bilardo, pinpon masalarıyla kalbimi çalan bir yer.

Remedy Diner… (245 E Houston Street)
Evime çok yakın olan bir mekan. Gerçi yakın dediğim 19 blok ama artık benim yakın kavramım yerle bir oldu. Neyse 24 saat açık deli bir yer. Sabaha karşı gidip Hindi Buger ve yanında saçma sapan mojito, margarita filan isteyip 3 yaşında gibi davranabilirsiniz. Lezzet 10 numara.
Petite Abeille (401 E 20th Street)

Atrium DUMBO… (15 Main Street Water & Playmouth Street arası)
DUMBO’ya hep gitmek istiyordum ama bir pizzacıya, henüz başaramadım. Neyse efendim burası harika yemekleri olan, güzel kokteyller içebileceğiniz, özellikle deniz mahsülleri tabağı çılgın olan bir mekan. Gitmezseniz dünyanın sonu değil ama giderseniz mutsuz çıkmazsınız.

1&2- Rintintin, 3&4- Raoul’s Restaurant

Rintintin… (14 Spring Street)
Burası bana kesinlikle Journey’i hatırlatıyor. Hatta Journey’i özlememe sebep oluyor diyebilirim. Çok sevdiğim ve ara ara gittiğim Cafe Select’in kardeş mekanı Rintintin’ gidiyor Lobster Bisque çorbasına gömülüyor, arada kokteyllere dadanıyor, beni düşünüyor ve “cheers!” diyorsunuz.

Raoul’s Restaurant… (180 Prince Street)
New York’a geldiğimden beri yediğim en güzel yemeklerden birini burada yedim diyebilirim. Bir kere barda oturma konsepti benim en sevdiğim şey. Sanırım İstanbul’a döndüğümde en çok özleyeceğim şeylerden biri olacak. Yada özlemeyeceğim ve oturmaya devam edeceğim. Neyse harika bir balık, müthiş lezzetli bir şarap, üstüne çılgın martini’ler içip “Hayat ne güzek be!” dediğim yerlerden biriydi. Yine New York’un eskilerindenmiş, zamanında New York’ta yaşamış olan arkadaşım Can götürdü.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s