VE (P)İSTANBUL…

Parti basmak benim işim…

Gittim ve de döndüm. Sanki hiç gitmemişim hissi ile döndüm hem de. Döner dönmez havaalanında ilk hissettiğim şey bu oldu. Korkunç bir kulak ağrısı ile dönmeme rağmen (ertesi gün doktora gittiğimde iki kulakta da kanama olduğunu ve birinde sıvı birikmesi sebebiyle işitme kaybı olduğunu öğrendim. Yalandan ağrı değil yani!) gördüğüm şehir benim kalbimi daha bir ağrıttı…

AMA…
Havaalanından çıkarken beni karşılamaya gelen Haldun Abi ve Susu‘yu görmek beni sevindirdi. Yavrucum Susu (bilmeyeniniz yoktur gerçi ama kardeşim, 7 yaşında!) yokluğumda 2,5 numara olan gözlerinden ötürü ancak gözlük ile görebildi beni. Ağlayacak yer aradığımdan bir ufak gözlerim doldu buna. Sonra önce anneme doğru yola koyulduk ardından da ev ve uyku. Hiç gitmemiştim sanki…

Bir tatlı huzur / NYC…

Bu arada kimseye söylememiştim döneceğimi. Çünkü tüm sevdiğim arkadaşlarımın katılacağı bir partiyi basma kararı almıştım; Murat (Gripin)’ın organize ettiği The Dubliner partisi. Böyle Jameson’la yıkanacağımız deli akşamlardan biri. Duymayan kulağım ve ben acı çeke çeke gittik partiye ve bir grup insanı sevinç göz yaşlarına boğduk. Ve ben de sevindim çok çok. Yaşasın arkadaşlar, arkadaşlıklar! Peki acaba hiç gitmemiş miydim?
Cuma günü oldu. Bırakın olmadığım 5 ayı, çok daha uzun süredir konserine gitmediğim Koray‘ı izlemek istedim. Hayal Kahvesi‘ne doğru yol aldık. Size sebebini anlatmam uzun sürer ama adeta 2013’te gibiydik (kadrosal, ruhsal…), yine bir mutlu oldum. Harika da bir konser izledik, ya da her zamanki gibiydi ama ben özlemiştim. Hayal’den çıktık “Hadi Yan!” dediler. 5 dakikadan fazla duramadım. Ben geceleri sakinlik ötesine gidemiyorum artık. Ya da güzel bir konser. Mışıl mışıl uyudum o gece. Gerçekten gitmemiş miydim ya?
Cumartesi “Hadi kız rakısı!” dedik. Her zaman tam kadro toplanmayı beceremeyiz ama bu sefer becerdik işte. Rüya, Mededi, Sipahi, Cansu, Nil, Deniz ve de bendeniz! Savoy’da harika muhabbetler ettik, bol kahkahalar attık. Deli gibi rakı içtik, deli gibi de yedik. Yan masadaki tipleri çekiştirdik, geçmişi konuştuk, geleceği konuşmaya fırsat bile olmadı. Ne anılar biriktirdiysek… Sanki hiç ama hiç gitmemiştim.
Dün akşam ise yine çok ama çok uzun aradan sonra Özge Fışkın‘ı izlemeye gittim Hayal Kahvesi‘ne. Her ne kadar yorgun olsam da sonuna kadar durdum. Bilemeyen yoktur ama Özge evlendi, yüzüne mutluluk yansımış resmen. Tabii o mutluluk bize de geçti. Özellikle beni epey gülümsetti. Çıkarken sanki bir hafta önce de onu izlemişim gibi hissettim ve hatta ondan önce de… İçimden de “Haftaya gelmem artık” dedim. Eskiden her hafta gittiğim düşünülürse kendi kendime gerçekleştirdiğim bu diyaloğum oldukça anlaşılır. Halbuki 1 yıl bile geçmiş olabilir son izlediğimden bu yana. Yoksa ben cidden gitmemiş miydim?

AMA GİTTİM…
Evet şaka maka delirdim de gittim. Zaten bol bol okudunuz, ya da okumadıysanız da en azından başlıkları gördünüz. Giderken bol soru işaretli ama cevapsız gittim. Dönerken az soru işaretli bol cevaplı döndüm. Şimdi de elimdeki fazlalık olan cevapların sorularını arıyorum. Hayat dediğin bir arayış zaten.
Beni görüp, “Hehe yapamadın di mi?” diyen de oldu, artık ne yapacaktıysam? İşte kendi küçük dünyaları…
Beni görüp, “Üzüldün mü döndüğüne?” diyen de…
Beni görüp, “Özlemiş misin?” diyen de oldu, maalesef cevabım olumlu değil.
Beni görüp, “Neler yaptın?” diyen de…
Beni görüp, “Neden döndün ki?” diyen de oldu ki belki de en doğru soruydu…
Beni görüp, “Aferin!” diyen de…

Ama döndükten sonraki ilk 72 saat içinde yaşadığım; herkesin bana uzaylı gibi bakması, yediğim laflar ve uğradığım taciz yetti de arttı. Gelenin geçenin poposunu ellemenin legal olduğu günümüzde tam da polis merkezinin önünden geçerken şikayet etmeye korkmam, onun yerine bildiğim tüm küfürleri en yüksek volume’da sıralamama sebebiyet verdi. Bana deli diye baktılar, evet deliyim. Ben artık bir deliyim. 
Metrobüs ve otobüs maceralarımda “yalnız kadın binemez” hissiyatı yaşadım. İstiklal Caddesi‘nde yürürken ürktüm. Jenaratörümüz olduğu için elektriksiz kalıp karanlıklara gömülmedim belki ama karanlığı görmek için elektriklerin gitmesine gerek yoktu… Ben karanlığı gördüm, karanlığı epeydir görüyorum. Görüyoruz.

Arkadaşlarımın babası sonunda Balyoz‘dan beraat etti, kutlamak istedik bunu. Ama bununla eş zamanlı bir savcıyı rehin aldılar, bir savcıyı başarılı (!) bir operasyonla öldürdüler… Madde 1: Sevinmek yasak.
Bunu size“ay şekerim bizim New York’ta böyle değil” diyerek yazmıyorum. 5 aylık bir macera ile bu kıroluğu yapmam zaten. Ama 5 ay boyunca kendimi teslim ettiğim güven ve bir o kadar da özgürlük duygusu bir yana dursun, 5 ay boyunca yaşanan değişimi içinde olan sizlerden daha net görebiliyorum. O yüzden evet ben gittim, yokum artık. Esas kafam gitti.

BEN GİTTİM, YOKUM…
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s