1 – 2 AĞUSTOS CHILL-OUT FESTİVAL BODRUM

Poi konusunda uzmanlaşmak istiyorum!
Siz bu satırları okurken ben yine biten bir festivalin ardındaki hüznü yaşıyorum. Hiçbir festival olmadı ki bitince “oh bunu da atlattık” diyeyim. Ki çoğunda da koşturdum hep. Kimi zaman röportajlar peşinde koşturdum, kimi zaman TV için canlı yayın yapmaktan sevdiğim birçok konseri kaçırdım. Ama hepsinde hep çok ama çok eğlendim. Eğlenmek benim genlerimde var.
Bu festivalde diğerlerine nazaran Xuma’nın sosyal medyası elimdeydi, haliyle mobil olduğum için hiçbir konseri kaçırmadım. Arada başka detaylar da düşünmem gerekti ama hepsinden keyif aldım. 13 yıldır yıl içinde birkaç festivalde şahane bir izleyici olarak ve de yapımından sonuna kadar yanlarında olarak şahane bir gözlemci olduğumdan içim hep rahattı bu festivalle ilgili. Chill-Outekibi zaten çok chill. Xuma’nın sahada çalışan tüm insanları tüm yoğunluğa ve yorgunluğa rağmen hep güler yüzlü ve samimi. Halinden ve hayatından mutsuz olanlar ise hep mutsuz olmaya mahkum. Müziğin bile ruhuna iyi gelmediğini gördüğüm insanlar için hep hüzünlenmişimdir. Neyse konumuz festivaldi di mi?
1. GÜN
Zaten son dönemde günlerim sürekli Xuma’da geçtiğinden ilk etapta festivali algılayamadım. Ta ki DJ-set’in başından güzel müzikler genele göre bir tık daha yüksek volume’da başlayana kadar. Groove’u hissetmek kadar yaşamak da önemli. Soul Revue ile iyice konuya girişmişken Londra’dan gelen tatlı mı tatlı DJ Izy’nin ve Xuma’da dönem dönem sahneye çıkan İlhem’in birlikte sahneyi devralması ile işin rengi değişti. Ilhem’in enerjisine zaten hakimim. Hem güzel, hem güzel sesli, hem de sahneden izleyici ile kurduğu iletişim mükemmel. Izy’yi ilk kez izlediğim için nasıl bir kombinasyon çıkacaktı bilmiyordum ama izlediğim şey gerçekten çok iyiydi. İşin güzel tarafı İlhem & Izy de ilk kez birlikte sahne alıyorlar ve ne oluyorsa o an spontane oluyordu…
1. GÜN…
Saatler 20:00’yi gösterdiğinde ise Kraak & Smaak yavaş yavaş sahnedeki yerini aldı. Ne yalan söyleyeyim bir an olsun yerimde durmadım, duramadım onları dinlerken. İlk defa izledim kendilerini ve konser gerçekten de bitmesin istedim. Benim heyecanla beklediğim isim hiç şüphesiz ki Stavroz’du. Kısa da olsa bir dönemimin soundtrack’i demiştim bir önceki Chill-Outyazısından hatırlarsanız. Kraak  & Smaak’ten sonra her ne kadar down-tempo gelmiş olsa da Stavroz, yine mükemmeldi. ‘The Finishing‘ çalar gibi yapıp çalmamış olmaları beni üzdü. Ama olsun Stavroz aşkım bakii.
2. GÜN
İkinci gün itibariyle artık festival insanıydım. Elimden poi, ruhumdan dans eksik olmuyordu. Jose Padilla’nın DJ-set’in başına geçmesi ile de keyfim epey yerine geldi. Ibiza’da kim bilir ne çılgın partilerde, ne acayip kitlelere çalmıştır Jose Padilla. Ama gelin görün ki buradaki kitle bir türlü gelip onu dinleyemedi. Ben ve birkaç arkadaşım dışındaki tüm kesim barın etrafında oturmuş sohbet ediyordu. Ama sorsan hepsine tek tek “Ooo Café Del Mar bayılırım yaa!” derler. Yurdum insanın ilginç halleri işte…
Ardından diğer sahnede BaBa ZuLa hazırlıklara başladı. Bir gidip soundcheck’e bakayım dedim. Bakmaz olaydım. Zaten BaBa ZuLa’nın müziğini pek sevmem, ama hep “ne tatlı insanlar” diye düşünürdüm. Ve fakat dün, soundcheck esnasında hala Jose Padilla çalarken müziğine ettikleri laflar gerçekten olacak iş değildi. Düşünce ve bu düşünceyi ifade özgürlüğüne her zaman varım ama üslup ve tarzın da önemli olduğuna inanırım. Önce kendine, sonra yer aldığın festivale ardından da senin gibi müzisyen olan bireylere saygılı olmalısın bence. Müziğin bu kadar bastırıldığı, her olayda müziğin susturulduğu bir ülkede –ki buna da her daim dem vuruyorlar- daha farklı olmalarını beklerdim. Müziklerini ‘uzay’ kelimesi ile tanımlarken artık biraz uzaya da gittiklerini düşünüyorum. Performanslarına gelince; Türk insanının ruhuna işleyen 9/8 yine çalıştı, yine herkes göbek attı.
2. GÜN…
BaBa ZuLa ardından Feathered Sun sahnedeydi. Jo.Ke ve Raz Ohara olmasına karşın NU yoktu. Kendisinden 4 – 5 gündür haber alınamıyor olması da ilginç aslında. Yokluğu tabii ki hissedildi ama bu performansın güzelliğini bozmadı. Bol bol Acid Pauli’nin kulakları çınlatıldı. Ben çoştum da çoştum. “O zaman dans! Renk!” işte tam da bu. Müziğin ve dansın insanı soktuğu ruh hali, gözün kapalı dans ederken hissettiklerin, tanımadığın insanlarla paylaştığın o ortak haz paha biçilmez cidden.
Ve geldik festivalin kapanışına… Matias Aguayo yaptı kapanışı. Benim için çok da güzel olmayan ama kalan kitleyi bolca eğlendiren bir kapanış oldu. Veda ettik Chill-Out’a. Ve ben tabii hüzünlendim. Hayat hep festival olsa keşke…
Notcuklar…
  • Bildiğiniz üzere İstanbul’daki Chill-Out 10 binlerce insan ağırlıyor. Burası için tahminim her iki günün de 1.500 – 2.000 kişi arası olmasıydı, öyle de oldu.
  • En büyük kaygım tuvaletlerdi. 7 tuvalet ve bu kadar insan… Ne pis tuvalet gördüm ne de tuvalet sırası. Oldu mu oluyor demek ki.
  • Yemekler herkese uygundu. Vegan da vejateryen de etobur da mutlu oldu. Besinsiz kalmadık, bitap düşmedik.
  • Chill – Out ekibinden herkes, tek tek süperlerdi. Yorgun da olsan güleryüzün ne kadar önemli olduğunun bilincinde bir ekip. Ki gerçekten de deli gibi yoruldular. Hep derim, burundan soluyarak ve somurtarak hiçbir şey çözülmez. Sadece iş yapıyor gibi gözükür ve kendini mutsuz edersin.
  • Xuma’da 2 gün boyunca saatlerce koşturan ekibin ayrıca hastasıyım. Özellikle mekanlarda çok yaşanan bir şeydir somurtkan personel. Ama yorgunluğuna rağmen gülücük ve neşe saçan herkese tek tek sarılmak istiyorum. And the Oscar goes to… Mutfak ve bar ekibi.
  • Xuma harika bir bir festival mekanı olabilir. Umarım devamı da gelir. Bence tek eksik ufak tefek alışverişlerin yapılabileceği, ıvır zıvır satan standlardı. Bence bir festivalin olmazsa olmaz parçalarından biri bu da.
  • Eğlenmesini bilen Mededi, Nil ve karnındaki bebepe rağmen bütün gün danseden Dönis’e de ayrıca teşekkürler. İyi ki varsınız festival dünyamda 🙂
  • İlk günün sonunda son sürat koşup kendimi iskeleden denize attığımda, “işte festival böyle bir şey olmalı” dedim. Müzik size de yaşadığınızı daha derinden hissettiriyor mu?
  • 15 Ağustos’ta da Çeşme’de Chill-Out gerçekleşecek. Belki giderim ama siz ‘belki’ gitmeyin, kesin gidin.

İşte bir festivalde böyle bitti. Yazarken hüznüm hafifledi, “ne şanslıyım” diye düşündüm eğlenmesini bildiğim için ve de eğlenmesini bilen insanlar olduğu için. Ve de tabii ne şanslıyız ki hala hayatumızda müzik olabildiği için.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s