BİR ŞEYLER KAFAMI KURCALIYOR

Yine o hayatı, insanları ve en çok da bulunduğumuz ortamı sorguladığım belki de sorgulamaktan ziyade incelediğim döneme girdim. Sarkis (Gazaryan)’dan aldığım bu -yandaki- kolyenin de etkisi büyük bunları düşünmemde…

HAYAT
Hayat sizce komplike mi? Bence pek değil de, abartılıyor.  Doğuyoruz, yaşıyoruz ve de ölüyoruz. Belki de o yüzdendir ki kurallar, kalıplar, söylenenler beni genelde etkilemedi. Asiyim ya da asiydim demiyorum ama onlara uymak adına kendimi hırpalamadım. Sevdiğim işlerin ve hayallerimin peşinden gitmeye çalıştım hep. Sevdiğim güzel insanlarla donattım çevremi. Bazen bunun için çok sıkıntılı zamanlar geçirdim ve çok üzüldüm, bazen gıkımı çıkarmadım. Bazen kendimi vazgeçerken buldum, bazen kendime “saçmalama” dedim. Bazen geleceği düşünüp korkmaya başladım -bkz. son birkaç sene-, bazen “ama ya yarın olmazsam?” dedim. Bazen “ruhum seferi” dedim, bazen keşke yerleşik ve huzurlu olsam dedim. Bazen “yalnızlık en güzeli!” dedim, bazen yalnızlıktan çok ama çok sıkıldım. Bu ‘bazen’ler hayatı çılgın kılan işte.
Daha geçen gün kuzenimle birlikte babamı andık epey. Ben tebessüm ettim, o ise ağladı. Hem de çok ağladı. Babamı sevdiğini bilirdim de bu kadarını bilmiyordum. Tanıklık ettiğim ve de dinlediğim 53 yıllık hayatına baktığımda düşünüyorum da çok erken yaşta biten ama çok keyifle yaşanmış bir hayatı var. Ben babamla sadece 17 yıl geçirebildim, kuzenim ise 31 yılını geçirdi. Benim mezuniyetimi göremedi babam ama onun mezuniyetinde yanındaydı.
Frank Sinatra’nın ‘My Way’ şarkısını neden bu kadar sevdiğini anlayabiliyorum. İşte hayat bu kadarcık.
“I’ve lived a life that’s full.
I’ve traveled each and every highway;
And more, much more than this,
I did it my way.”

İNSANLAR
En sevdiğim şeydir yeni insanlar tanımak. Ve sanırım bu yüzdendir ki tek başıma takılmayı da çok severim. New York hareketim de ondandı. Bugüne kadar kendimi en iyi ve en olmam gereken yerde hissedişim de New York’tu zaten. Neyse… İnsanları tanırken dış görünüş, giyim kuşam, konuşma şekli, jestler ve mimikler kadar gözünün içinde gördüğünüz şey de önemli bence. Abartıyor gibi olmayayım ama genelde pek yanılmadım insanlar konusunda. Hep gözlerinden verdikleri infolar sayesinde. O çok yakışıklı, çok güzek konuşan adamın içindeki karanlığı görmek de, o çok güzel, çok birikimli, çok görmüş geçirmiş kadının içindeki mutsuzluğu görmek de sadece 10 dk. Kendimce uzak durulması gerektiğine inandığım insan tipleri var.

  • Her şeyden her daim söylenen insanlar.
  • Sürekli somurtanlar.  Zaten yaşları kaç olursa olsun yüzlerindeki çizgiden anlayabilirsiniz.
  • Gerçekten ve içten bir şekilde değil de kendi içindeki karanlığı yokmuş gibi göstermek adına ışığa yönelenler.
  • ‘Günaydın’, ‘İyi Akşamlar’ ve ‘İyi geceler’ gibi çok minik detayları atlayanlar ya da bunu yüzüne bakmadan söyleyenler.
  • Dinlemeden konuşanlar.
  • Hayatınızın tüm detaylarını öğrenmeye çalışanlar.
  • ‘İç’e değil, ‘dış’a önem verenler.

Yeni insanlarla tanışmayı sevmenin en güzel yanı da bu işte, profili çıkarmanız çok kısa zaman alıyor. Ama yukarıda bahsettiğim insan tipleri ile kısıtlı vakit geçirmeyi de seviyorum. Neden böyle olduklarını, neden rahat olmadıklarını anlamaya çalışıyorum. Hayatınıza aldığınız insanlar da öyle genel-geçer insanlar olmuyor. Kalıcı, sağlam dostluklar oluyor. Biri hakkında “çok yakın arkadaşımdır” diye bahsederken sırf söylemiş olmak için söylemiyorsunuz, gerçekten söylüyorsunuz. Ama tabii unutmayalım ki hepimiz biraz arızalıyız. Ben de müthiş arızalı olabiliyorum.

BULUNDUĞUMUZ ORTAM
Belki de şu an hayatımızdaki en kötü şey de bu. Her gün aldığımız haberler eşleğinde normal olmamız pek de mümkün değil. Hiçbir şey yokmuş gibi davranmak adına ancak gündemden kopabiliriz. O da ne kadar mantıklı ve sağlıklı tartışılır. Çevremde gündemi tamamen reddedip kendi fanusunda yaşayanlar da var gündeme aşırı gömülüp aklını kaçıralar da. Ben kendimce ikisi arasında bir denge kurmaya çalışıyorum fakat
ne kadar başarılı oluyorum bilmiyorum.
Sokakta yürürken kendimi rahat hissetmemem için bir sürü sebep varken rahat hissetmek adına birçok şeyi görmemezlikten geliyorum. Dünyanın en yorucu şeylerinden biri…
Bitmeyen trafiğe, sürekli kornaya basana, bölgesel bok kokusuna, sokakta laf atana, yolun ortasında çocuğuna tokat atana, bağırarak konuşana, çöpten sokaklara, her şeye ama her şeye dayanmamız gerekiyor.

AMA…
Bazen sinir harbi yaşasam da, arada içim sıkılsa da, sıkılan içimle yakın arkadaşlarımın içini sıksam da. Bazı insanlardan nefret etme noktasına gelsem de -ki nefret etmeyi beceremem- ben yine hep ama hep neşeliyim. Zaten herkes öyle olsa bütün bu saçmalıklar da olmayacak. Çok mu sıkılırız acaba o zaman? Kim bilir…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s