JESSE HARRIS

Jesse-HarrisGRAMMY ÖDÜLLÜ JESSE HARRIS’IN SON ALBÜMÜNÜ DİNLEMEYEN?

Geçen sene Aralık ayı. New York’tayım ve Christmas akşamı yaklaşıyor, herkes ailesi ile yemekte olacak, şehrin geri kalanı da yalnız. Jesse beni evine Christmas yemeğine davet ediyor. Herkesin “Hep donarız” dediği o Christmas akşamı mucizevi bir şekilde harika bir havaya sahip. Jesse, Jesse’nin annesi, Norah Jones, Norah’nın minik bebeği ve birçok müzisyen çok keyifli sohbetler ettiğimiz bir akşam geçiriyoruz. İnandığım ve sevdiğim bu albüme de röportaj olmadan olmazdı.

90’ların ortasından beri şarkıcı, söz yazarı, gitarist ve de prodüktör olarak dünyanın birçok yerinden müzisyenlerle çalışıyorsun. Solo olarak da 12 adet albüm çıkardın. “No Wrong, No Right” da 13. albümün. Müzikal olarak neler değişti o günden bugüne senin için?

Bütün albümlerim, çalıştığım ve albüm kaydını birlikte gerçekleştirdiğim gruplara göre ya da albümün konseptine göre değişiyor. Örneğin son albümümü davul & gitar ikilisi Star Rover ile yaptım. Albümde aynı zamanda, gelecek albümünün prodüktörü de olduğum genç gitar virtüözü Julian Lage de yer alıyor. Bir önceki albümüm “Born Away”de bütün enstrümanları kendim çalmıştım. Ondan önceki albümüm “Sub Rosa” Brezilya’da, Brezilyalı müzisyenlerle kaydedilmişti.

13. albümün “No Wrong, No Right” Şubat ayında dinleyici ile buluştu. New York’taki Rockwood Music Hall’daki lansman konseri gerçekten harikaydı. Ardından hemen Amerika turnesine başladın. Dinleyicilerin tepkileri nasıldı?

Aslında, bu sefer Amerika’nın dışında daha çok konser verdik. Brezilya’da, Meksika’da, Japonya’da ve de İngiltere’de. Birlikte her çalışımız bize kendimizi yeniden yeni hissettiriyor. Bence dinleyici de bunu hisediyor. Aynı zamanda bu süreç içerisinde albümdeki bütün şarkıları Los Angeles’taki arkadaşım Petra Haden ile bir kez daha kaydettik ve şarkıları o söyledi.

“No Wrong, No Right” albümünü bir kelime ile özetleyecek olsan bu ne olurdu? Ve neden?

Bu kelime “deneysel” olurdu. Çünkü albümün tamamını bass gitar olmadan kaydetmeye ve bir eksiklik olacak mı diye bakmaya karar verdik. Bir de albüm rock şarkıları, akustik baladlar ve enstrümantal kompozisyonlar olarak üçe ayrılır mı diye görmek istedim. Hepsi oldu.

Albümün son şeklini alması senin Star Rover ile bir araya gelmenle gerçekleşti. Bu yüzden Jesse Harris olarak değil de, Jesse Harris with Star Rover olarak çıkardın albümü. Nasıl gerçekleşti bu birliktelik?

Ben Star Rover’ın büyük hayranıydım. Bütün konserlerine gidiyordum ve sonunda arkadaş olduk. Bir gün beni jam session için çağırdılar ve anında birlikte rahat olduğumuzu hissettik. Hala da öyleyiz. Bir yandan şarkıların aranjelerine sağdık kalabilirken, bir yandan da doğal ve özgür çalmakta çok iyiler.

2003’te Norah Jones’un en büyük hit’lerinden ‘Don’t Know Why’ için “Yılın Şarkısı” Grammy’sini sen aldın. “Shoot The Moon” “One Flight Down” “I’ve Got To See You Again” ve “The Long Day Is Over” o albümde yer alan diğer şarkıların. Sadece müzik yapmıyorsunuz, aynı zamanda çok iyi iki arkadaşsınız. Hem arkadaşlığınız ve de iş arkadaşlığınız için neler söyleyebilirsin?

Norah ile birlikte müzik yaparken zorlanan kimse olduğunu düşünmüyorum. Oldukça doğal biri. Büyük bir şanstır ki daha kimse onu tanımıyorken tanıştık ve birlikte çalıştık. Arkadaşlığımız konusuna gelince, çok yakınız, kız kardeşim gibidir.

Ethan Hawke’ın 2006’daki “The Hottest State” filminin soundtrack’inde sadece ismin geçti diyemeyiz çünkü o albümde Cat Power, Feist, The Black Keys, Brad Mehldau, Bright Eyes, Norah Jones gibi birçok isim sana ait şarkıları seslendirdi. Nasıl hissettin? Ben söylediğinde çok etkilenmiştim. Birçok müzisyenin böyle bir şansı elde etmesi için ölmüş olması gerekir sanırım 🙂

Tekrarlanması imkansıza yakın deneyimlerden biriydi sanırım. Ethan ve ben sürekli olarak; bir sonraki şarkıcının ya da grubun seçtiğimiz şarkı ile ne yapacağını bekleme sürecimiz bittiğinde kendimizi boşlukta hissedeceğimiz konusunda şakalaşıyorduk. Sadece şarkılarımın seslendirilmesiyle kalmadım, Cat Power ve Willie Nelson gibi isimlerin seslendirdiği şarkıların prodüktörülüğünü de ben yaptım. Unutulmaz günlerdi.

Albümdeki favori şarkılarım ‘Nothing’s Gone But The Night’ ve ‘River of Stars’. Ancak bunların yanında ünlü Japon anime yönetmeni Miyazaki için yapılan ve adı ‘Miyazaki’ olan enstrümantal bir şarkı da yer alıyor. Gerçekten dikkat çekici. “Castle In The Sky”, “The Wind Rises” ve “My Neighbor Totoro” favori filmlerimdendir. Haliyle dikkatimi çekti. Tanışma şansınız oldu mu? Nereden çıktı bu fikir?

Maalesef tanışamadım kendisiyle. Gripten dolayı evde yatıyordum ve her gece onun filmlerini izliyordum. Ve çok ateşimin olduğu bir gün o şarkıyı yazdım ve şarkıya onun adını verme fikri çok uygun geldi. Tabii bunun üzerine geçenlerde Tokyo’dayken arkadaşım beni Ghibi Müzesi’ne götürdü.

Amerika’da sürekli turnedesin ama peki ya Avrupa? Belki de İstanbul?

Tabii ki Avrupa’da daha çok konser vermek isterim. Ve Türkiye’ye hiç gelmedim. Bu konuda ne yapsak acaba? İstanbul’da Jesse Harris & Star Rover konserine ne dersin? 🙂

Gelecek günler için planlar nedir?

Bu aralar bahsettiğim gibi Petra Haden’ın albümü üzerine çalışıyorum. Jesse Harris şarkıları söyleyen bir Petra Haden güzel bir fikir gibi geliyor. Aynı zamanda Sophie Auster isimli bir şarkıcının da albümünün prodüktörlüğünü yapıyorum. Ekim’de ise yine Meksika ve Los Angeles konserlerim olacak.

Eylül 2015 / Artfulliving

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s