BERLİN’cilik

Hep merak ettiğim,  2 kere gidişin ucundan döndüğüm, bir kere de küsüp (yani küstüm oynamıyorumculuk) gitmediğim yerdi kendisi. Her ne kadar gittim, gördüm, sevdim diyeceğim kadar tatminkar bir süre geçirmemiş olsam da kendisine 10 üzerinden 6 verebilirim. Hatta 7’yi bile zorlayabilir.
Bilenler bilir ki söz konusu ışıklandırılmış renkli ve karakterli bir şehir (bkz. Christmas’ın güzelliği), lezzetli yemek, yürümeye el verişli yollar ve güzel içki olunca ben mutlu olabiliyorum. Bunlar olmadığında da mutlu olabiliyorum ama olmuyormuş gibi davranabiliyorum.
Kreuzberg’de ne buluyor insanlar anlayamadım ama elbet altında yatan ve benim keşfetmeye vaktimin olmadığı bir şeyler vardır. Ancak sağımda solumda görüğüm dönerci ve pideci abiler bana kendimi başka bir yerde hissettirmiyor ve bunu sevmiyorum. Hali hazırda olduğum yerde olmaktan mutlu değilken neden onun göç etmiş halinin içinde kendimi bulayım ki? Di mi?
Pek sevgili bir tavsiye ile Gendarmanmarkt ziyaretinde bulundum. “İpek oradaki Chirstmas market şahane” cümlesi zaten benim için konuyu kapadı. Orada yediğim leziz sosisler ve sonsuz içtiğim glühwein’lardan bahsedip moralinizi bozmak istemiyorum elbet ama yine de glühwein ile büyük aşk yaşadığımı bilin isterim. Hatta hazır evde hafif hastayken kendime şöyle bir kazan yapsam mı?
Bir diğer Christmas market olan yer Berlin’in meşhur meydanlarından Alexanderplatz’dı ama orayı hiç mi hiç sevmedim. Yine en turistik, efendim en görmezseniz olmaz yerlerden bir tanesi. O yüzden henüz gitmediyseniz ve yolunuz düşerse mutlaka gidin. Ama şahsım adına bir sonraki Berlin ziyaretimde yakınından geçmeyeceğim bir gerçek. Hemen sıcak şarap içerek kendisine sempati duymaya çalıştım gerçi ama işte… Fakat oradan sonra yürümeye başlayıp (arkanıza bakmadan kaçmak da olabilir bu), o kaotik ortamdan çıkınca kendinizi oldukça güzel ve keyifli sokaklarda bulmanız olası. Bu sokaklardan birinde Koppenplatz’da yer alan The Barn’da oturup insanları seyrederek kahvenizi yudumlayabilirsiniz mesela. Nitekim ben bu aktiviteyi saatlerce gerçekleştirebilirim. Yine yakınlarındaki Mogg & Melzer’in sandviçleri de pek lezizdi. Bir de ben orada kendimi New York’ta gibi hissettim böyle bir hüzünlendim.
Bu arada çok komiktir ki The Barn’ın tam karşısında yer alan eczaneye uğradım ve ne olsa beğenirsiniz? Eczacı abi benim zamanında New York’ta bir barda tanıştığım ve saatlerce “Oooo cheers” şeklinde geyik yaparak içkimi yudumladığım kişi çıktı. Valla dünya küçük.
Benim için bu mini Berlin’in highlight’ı kesinlikle Melody Nelson Bar oldu. Son dönemde içtiğim en güzel Old Fashioned’ı orada içmiş olabilirim. Barmenin hoş sohbeti, takılan kitlenin güzelliği ve müzik de bonusu. Ben olsam oraya kesin iyi bir ses sistemi alırdım ama maalesef ben değilim. İçeride sigara içildiği detayını da burada huzurlarınıza sunmak isterim. Nerede mi? Novalisstr. No:2
Şimdi düşünüyorum da “Bir daha Berlin‘e gider miyim?” acaba diye. Sanırım giderim. Gayet de keyifli olur. Çünkü bu kadar insan Berlin, Berlin diye ölüyorsa, Berlin‘i çok sevmek ile onunla uzun vakit geçirmek arasında bir bağ olmalı. Misal Paris‘e beşinci, Roma‘ya onuncu dakikada filan aşık olmuştum. Helsinki‘ye gitmeden aşıktım, gidince zaten vurulduk birbirimize gibi gibi… Ama Berlin‘e pat diye aşık olmadım. Belli ki Berlin emek istiyor. Hatta hemen bilet alayım.
Notcuklar…
  • Önünüz, arkanız, sağınız ve solunuz tahmin edersiniz ki Türk’lerle dolu. O yüzden ne konuştuğunuza dikkat edin. Bunu diyorum çünkü zamanında Roma’da sokaklarda “keh keh keh” diye gülerek küfürlü (evet çok ayıp ama geyikti) bir diyalog içinde yürüyorduk ki dev ayıplanmıştık, çok utanmıştım.
  • Nerede glühwein orada mutluluk demek istiyorum. Özellikle absürd yerlerde sokakta içileni bir başka lezzetli oluyor. Nürnberg’de de kendime hakim olamıyordum. Sadece biri bana onun alkollü bir şey olduğunu arada hatırlatmalı bence. Kendisine meyve suyu muamelesi yapabiliyorum. Valla şu yazı bitsin, kalkıp yapacağım.
  • Bir stripclub’da (ki stripclub değil genel evdi) bir hayat kadınıyla yaklaşık 1 saat sohbet ettiğimi söylesem ne dersiniz? Ben de bir şey diyemiyorum valla. Bir toplum bilimci gibi yaklaştım konuya, gerçekten anlamaya çalıştım. O şampanya içti, ben bira sonra da “Goodnight” diyerek ortamı terk ettim. Ama yani anlatılmaz, yaşanır anlardan bir tanesiydi.
  • Mekanların hepsinde olmasa da bir kısmında içeride sigara içiliyor olması bir Avrupa şehri olmasından ötürü beni şaşırttı. Fosur fosur içiliyor hem de.
  • Yine her zaman olduğu gibi “Neden bizim sokaklarımız da dümdüz değil” diye söylenip durdum içimden. Yürümek ne güzel şey de biz yapamıyoruz işte canım (!) İstanbul’da.
  • Check Point Charlie’yi tabii ki gördüm.
  • Saçma sapan gift-shop’lara da tabii ki girdim.
  • East-Side Gallery’i de tabii ki gittim. Bence duvarlar üzerindeki graffiti’ler muazzam ve ötesi.
  • Metro sistemlerine bayıldım. Küçük, düzenli, temiz ve insan izlemek adına birebir. Ayrıca yer üstünden de gittiği için sağı solu izlemek adına da birebir.
  • Kafamdaki kontrol edemediğim radyo full force çalıştı, hiç susmayarak yer yer beni yordu ama olsun. Kafamdan kötü düşünceler geçeceğine müzik çalsın di mi?
  • Tabii ki durmaksızın kahkaha attım.
  • Instagram’daki “Up” sersininin atasıyla da yine Berlin sokaklarında karşılaşmış oldum. Instagram’a bakabilirsiniz.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s