19.02.2016 – %100 AÇIK SAHNE

12744529_10153473445928723_5637402028121334446_nTam da doğum günümün ertesi günü Garajistanbul‘da gerçekleşen Açık Sahne bana bir hediye gibiydi. Her sene mutlaka bir gün önce ya da sonrasında güzel bir konsere denk gelirim zaten ama bu sefer ki malum festival kıvamında olduğu için daha da mutluydum. Hem de bir değil, iki değil biri sürü sevdiğim isim sahne alacaktı.
Kaç oldu emin değilim ama sanırım dördüncüdür ben sunuyorum Açık Sahne‘yi. Son derece keyifle sunduğum, uzun saatler sebebiyle yorucu ama dolu dolu ve güzel müzik sayesinde sevindirici, gelen kitlenin keyifli olduğu güzel mi güzel bir etkinlik.
Malum çok da güzel günlerden geçmiyoruz, herkeste hafif bir ağırlık bir rehavet vardı ama işte müzik! Müziğin gerçekten iyileştirici ve insanları kenetleyen bir tarafı var. Müzik, biraz olsun aldı bizi güzel mi güzel diyarlara götürdü.
Dokuzuncusu gerçekleşen %100 Açık Sahne uzun bir aranın ardından sahne alan, hatta isimler arasında görünce şaşırdığım Sultana ile başladı. Kendisini dahan önce hiç canlı izlememiştim ama çok keyifli bir performans olduğunu söyleyebilirim.
Şenay Lambaoğlu güzel sesi ve gülümseyen suratı ile geceye ışık gibi doğanlardan oldu.
Uzun aradan sonra sahnede gördüğüm, oldukça gibi yoğun geçen turne programının arasında İstanbul’da olan Aydilge de yine deli dolu sahnedeydi. Tutamadım kendimi kuliste ve kafasındaki tüylü aksesuarı sordum. Aslında bir maskeymiş ama Aydilge bu şekilde kullanıyormuş ve kendisine uğur getiriyormuş.
Siyah ve In Hoodies‘i ilk defa canlı olarak izlemiş oldum. Siyah‘ın EP’sini dinlemiştim ama In Hoodies‘e dair hiçbir fikrim yoktu, çok beğendiğimi söylemeliyim. Feryin ve Gülşah‘ın varlıkları da ayrı bir güzellik katıyor gruba.
Daha çok yeni Kulis Bebek‘te izlediğim ve daha öncesinde de sayısız kere izlediğim Özge Fışkın, bende yine kendisini ilk defa izliyormuş hissiyatı yarattı. Artık defalarca dinlediğim ve ezbere bildiğim şarkıları olmasına rağmen nasıl bıkmıyorum, nasıl her seferinde heyecanla ve hayranlıkla izliyorum belli değil.
Gecenin en iyi performanslarından bir hiç şüphesiz ki Aslı Gökyokuş‘unki idi. Zamanında birçok şarkısını ezbere bildiğim, ‘Ölüm Kapımı Çalmasa da’ şarkısı ile dev hayranlık beslediğim, hatta gitar çaldığım dönemlerde elime her gitarı alışımda bu parçayı mutlaka çaldığım bir isim kendisi. Gerçekten de deli gibi çalardım onu 🙂 Mükemmeldi. Daha çok konseri olsun biz de çok çok gidelim.
Genç Osman Yavaş ve Feridun Düzağaç gecenin sakin ve güzel isimlerindendi.
Ünlü maalesef yaşanan ulaşım aksaklıklarından ötürü sahne alamadı.
Karaca Project gümbür gümbürdü.
Gecenin kapanışı ise pek sevdiğim Şebnem Ferah tarafından yapıldı. Nasıl bir ekiptir ki kapalı bir alanda bile Açık Hava’da verdikleri senfoni konserin etkisini yaratabiliyorlar insanda. Nasıl bir sestir, nasıl bir gitardır, nasıl bir klavyedir, back vocal’dir, davuldur, bass’tır. Müziğini anlatmaya kelimeler yetmiyor Şebo’nun. Sözleri sesiyle beyninize kazıyabiliyor. En büyük artısı da seyircisi ile olan iletişimi zaten. Sadece o değil, tüm ekip o şekilde. Sabaha kadar çalsalar dinlerdik valla. Türk rock’ının kraliçesi diyorlar ya, boşa demiyorlar. Ondan önce yoktu ama ondan sonra umarım yolundan giden, onun gibi fark yaratan niceleri olur zira ülkemizdeki müziğin kesinlikle ama kesinlikle buna ihtiyacı var.
Gecenin bir diğer güzelliği ise o kadar koşuşturma ve hengamenin arasında kuliste benim için kesilen “Yüzde Yüz İpek” pastası oldu. Bunu düşündüğü için Tolga’ya teşekkürler elbet. Mum üflemelere doyamadım anlayacağınız. İyi ki doğmuşum da bu kadar güzel insanlar biriktirmişim.

Sipeşıl tenks tu:

  • Her seferinde sahneyi bana emanet eden ve böyle şahane bir organizasyonu gerçekleştiren Tolga‘ya
  • Çılgın mı çılgın, komik mi komik Muzo‘ya.
  • Tolga’nın ekibinde yer alan, epey koşturan Esma‘ya.
  • En önde sürekli beni sevdiklerini söyleyen tatlı ekibe, sahneden de bana Seda Sayan gibi “Ben de sizi” lafını söylettiniz ya helal olsun 🙂
  • Güler yüzlü Garajistanbul ekibine.

Bir Ufak Not:
2:30 civarıydı sanırım gece bittiğinde. Yüzümde Şebo ile grand finale yapan ve birbirinden güzel isimleri ağırlayan Açık Sahne’nin gülümsemesi ile kulise eşyalarımı almak üzere yürüyordum ki çıkıp arkadaşlarımla kendi grand finale’im için House of Hops & The Barley’e gideyim. Birkaç kişi “Neden kapanış yapmadınız?”, “Neden bye bye demedin İpek Abla?” ve türevi şeklinde sorular sordu. Açıklamadan olmaz. Yapmadım çünkü Şebo’nun ekibi istemedi. Yeşim son derece kibar bir şekilde “Biz indikten sonra yap kapanışı, şimdi konsantre bir şekilde sahneye çıkacaklar” dedi, anlayışla karşıladım ve konseri beklemeye koyuldum. Üstüne de kapanış yapmadım çünkü var olan düzenin aksi bir hareketti ve zaten insanlar koşar adım evlerine gidiyorlardı. Tabii durumu yadırgamadım dersem yalan olur zira ben de orada karşılığında hiçbir şey beklemeyerek, keyif alarak ve inanarak yer alan görevli birisiyim ve görevim isimleri takdim etmek. Ama en önemlisi ise “hoşgeldiniz” ve “güle güle” demek. İşte sebebi bu. En azından bir diğer Açık Sahne’de “ben sunulmak istemiyorum” diyerek kendini sahneye atan Demir Demirkan durumunu yaşamadım 🙂

Neyse efenim daha nice Açık Sahne’lere, görüşmek üzere. Müzik hiç susmasın. Bizi kurtarır mı bilmem ama akıl sağlığımızı kurtaracağı kesin.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s