VE 28…

Hayatın hızlı oluşu konusunda dilim tutulacak gibi oluyor bazen. Sanki daha dün 27 yaşına bastım. Hatta ondan biraz önce de tam 20. doğum günümdü. Az daha önce ise 17. yaşımı kutluyordum. Hızlı işte. Manasızca akıp gidiyor, koşuyor da durmuyor.
Büyümeyi sevmediğimi biliyorsunuz. Biliyorum çok saçma gelecek ama büyümeyi sevmemek bir yana dursun yaşlanmaktan korkar oldum. Konu kırışıklıklar, kilo ya da saçımda çıkacak olan olası beyazlar değil. Hepsine varım Daha çok günlerin geçmesi ve malum başımıza gelecek olan sona her dakika, her saat, her gün, her yıl biraz daha yaklalıyor olmak. Bunu düşünerek zaman geçmez di mi? Bence  de geçmez ama bunu düşünüp duruyorum ruh hastası gibi. Belki de öyleyim?
27 bitmeden rock’n roll ölmedim neyse ki. Zaten bir rock star da değilim ama nedense içimde bir korkuydu bu. Eskiden de lise bitmeden öleceğimi zannederdim. Şimdi sırada ne var acaba? Var da söylemem, önce bir geçsin… Ama geçmezse de bilemeyeceksiniz? Neyse belki sonra söylerim.

Rüya, Sipahi, Elüf, Mededi, Çiçek, ben, Lil, Dönis

27 enteresan bir yaştı. Şöyle geriye dönüp bakınca ne kadar da çok şey yapmışım diyorum. Zaten 27 yaşımın ilk 2 ayında New York’taydım. Ardından 3 ay Bodrum ve başka işler için de totalde 1,5 ay İstanbul dışı… Bunları düşününce “en güzel yanı buydu herhalde” diyorum. 12 ayın zaten 6,5 ayı İstanbul’da değildim. Daha ne olsun?
1,5 yıldır süre gelen kendime dönme halim devam ediyor. Ne çağımızın kronik olayı yoga sayesinde ne de çim gibi biten yaşam koçlarının (!) kitapları sayesinde… Gerçi ne de başka bir şey. Oluverdi sadece. Kendimle uğraşmayı seçtim. Ama bir yandan da çevreye bakmaktan kendimi alamıyorum elbette, insanlık hali. İnsan gerçekten hayret edebiliyor çünkü.
Kendime çok kızdığım bir yaş oldu. Daha çok şey yapabileceğim ama hiçbirini yapmadığıma dair çok kızdım. Umarım öyle düşünüp kendime haksızlık ediyorumdur ve yapmışımdır. Ama sanki cidden yapmadım gibi ve bu çok acı. Zamanı iyi değerlendirmediğim, değerlendiremeden bu kadar büyüdüğüm için aşırı kızdım hem de. Halbuki ne kadar çok hayalim vardı… Ve hepsini de gerçekleştirebilecek zamanım. Ama olamadı (henüz) işte. Gerçi hala geç değil ama neyse…
Neden hırs yoksunuyum?” diye çok sordum kendime güzide 27 yaşımda. Cevabını bulamadım ama hırslı olsam o gerginlikle yaşayamayacağıma karar vererek konuyu kapadım. Aslında kapayamamış da olabilirim, emin değilim.
Aşırı embesil insanlara şaşırmaya devam ettim. Halbuki embesil olduklarını zaten biliyordum neden tekrar tekrar şaşırdım anlamadım.
Birkaç tane insanı özellikle inceledim bu sene. 1 adet eski sevgili, 1 adet ortamlardan insan, 1 adet yakın arkadaş ve 1 adet de gazeteci. Oturup zırt pırt sosyal medya account’larını kurcalamadım ve sürekli onlarla vakit geçirmedim ama bir paylaşımlarını gördüğümde kendimi, kendilerini incelemekten alıkoyamadım. Ve bunun sonucunda bazı çıkarımlar yaptım. Misal bazı insanların geninde mutsuzluk baki. Sonracığıma “amaca giden her yol mübahtır” bir yaşam stili. Efendim güzel eğitime sahip olmak bir halta yaramıyor zira ‘sıfır’lar iş başında. İyi iş değil, boş iş yapmak daha mühim vs gibi sonuçlar. Çok “sıfıra sıfır elde var sıfır” bir inceleme biliyorum ama inceledim işte.
Arkadaşlarımı yine çok sevdim, yine her zaman oldupu gibi çok güzeldik. Bazen anlayamadığım zamanlar oldu ama bunları da konuşabilen insanlar olduğumuzdan sıkıntı yok.
Babaannemi kaybettim 27’mde, çok üzüldüm ama her nerede ise iyi olduğuna inanıyorum. Yaşlanınca kendisi gibi olmak istediğim yegane insan. Dünyada insan jenaratörü diye bir şey icat aşamasındaysa
denek olarak bizden habersiz babannemi kullanmış olabilirler. Bitmeyen bir enerjisi vardı.
27 yaşı sevdim mi yoksa normal mi karşıladım kendisini bilmiyorum ama bir boş ve manasız geçti sanki. Ama sevmedim de diyemem yani. Tabii ki boş geçmesini değil, 27’yi. Her geçen yaşım için bir kafa karışıklığı, bir bilinmezlik.
Mesela geçen sene yazının sonuna “Umarım 27 yaşım sağlığın, sabitleşmenin, ailenin, sevilen işin, dünyayı görmenin, aşkın ve arkadaşlığın yaşı olur.”cümlesini eklemişim. Olanlar da oldu, olmayanlar da. En önemlisi sağlıklıydım, o ayrı. Yine dilemekten zarar gelmez di mi? “Umarım 28, sağlığın, sabitleşmenin, ailenin, sevilen işin, dünyayı görmenin yaşı olur. Çok da güleyim”
Benden yaşça büyük arkadaşlarım 28 yaşı çok övdü. “En güzel yaş” dediler, “çok keyif alacaksın” dediler. “İşte esas şimdi çılgıncasına başlıyor o hayal ettiklerin” dediler. Normalde ciddiye almam böyle söylemleri ama daha önceki yaşlarımda söylemediklerine göre bir bildikleri olmalı di mi? Hem şu anda ciddiye almak işime geliyor.

Hep gülsek ya?

Doğum Günü…
Gelelim doğum günüme. İki senedir bir şey yapmadığım için bari bu sene minimal bir aksiyon olsun dedim. Öyle de bir aksiyon hayal ettim ki hem içelim, hem güzel müzik dinleyelim hem de sohbet edebilelim. House of Hops & the Barley tam yeriydi.
İlk doğum günü pastamı annemler ile bir gece önceden kesmiş, mumlerı üflemiş ve bu mevzuya start’ı vermiştim.
Doğum günümde ise pastam Çikoli (!) oldu. Mükemmel çikolata shot’lar. Mumları üfledim, dilekler tuttum. Ardından da sesli bir biçimde herkes için dilekler tuttum.
Bir diğer doğum günü pastam ertesi gün Açık Sahne’nin kulisinde idi. Hızlı mum üfleyiş ve hızlı dilekler ile.
Sevdiklerim yanımda diye keyfim pek yerindeydi. İnsanların kaynaşması ise ayrı güzel bir şey. Kronik mutsuz ve durgun insan istemiyorum sanırım hayatımda, her şey aksın gitsin. Zaten zaman akıyorken aksi manasız değil mi?

Bir klasik olarak EN’ler…
En ilk kutlayan 3’lü: Eş zamanlı olarak Mededi – Sipahi – Nil – Deniz dörtlüsü, Murat (9 yıldır istisnasız) & Çağlan. Tabii İdil’i de eklemek isterim çünkü New York’tan burada saatin 12 olmasını bekledi 🙂
En teşekkürler: Annecik, Mededi – Sipahi – Nil – Deniz dörtlüsü & Birol
En ev sahibi: Birol
En “Haydi gel içelim”: Margarita
En iyi ki beni yapmışlar: Tabii ki annecik & babacık!
En doğum günü kızı: Tabii ki ben!

Sipeşıl tenks tu:
Biricik Mededi & sevdiceği Lemi, taze anne Dönis, çılgın Lil, Sipahi & Burak, pek özlenen Elüfü, pek bir tatlı, pek bir şahane ev sahibi Birol & sevdiceği Derya, Çiçek, Emre, Emre the Aydoğan, en sevdiğim çift Rüya & Murat, genç kızların sevgilisi Kerem, Çağlan, Cancu, pek sevindiren Ayyan & Alper & Melis, uzaklardan gelen Didem, Güray, Irmak, Duru’ları temsilen Güneş, Eda, İrem & Okan, bir varmış bir yokmuş Nadir, Kürşad & Özge & Serkan, doğum günlerimin demirbaşı Siyabend, rock’n roll esintisi Nikki, Füsun & Adnan, bir diğer ev sahibi Berti, daha da son dakika golü ile Can ve tüm House of Hops & The Barley ekibi.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s