ALGI EKE ve EMRAH KAMAN ile KAÇMA BİRADER sohbeti

IMG_2762Sakin bir Cihangir gününde Algı Eke ve Emrah Kaman ile Blue Jean için buluşuyoruz. Algı’nın Kurt Cobain’in öldüğü yılki göz yaşlarını, aldığı Blue Jean dergisinden çıkan postere sevinmesini ve üzerinden çıkarmadığı Nirvana t-shirt’ünü anlatmasının üstüne Emrah’ın “Kurt Cobain’i yıllarca Kurt Çobanı olarak okudum” demesi bizi gülmekten kırıp geçiriyor. 4 Mart’ta vizyona girecek olan “Kaçma Birader”in çekimlerinin etkisinden kurtulamamış olmalılar ki ciddi ciddi röportaja girene kadar epey gülüyoruz. Anlatacakları çok, buyrun onlardan dinleyelim…

Senaryo ile başlayalım, Murat’la (Kaman) beraber yazdınız. Ben sadece fragmanı izledim henüz, Yozgat’tan Taksim’e uzanan bir macera. Nereden çıktı bu fikir?

Emrah: Yaklaşık 5 senedir yapmak istiyorduk ve hep köşeye espriler karalıyorduk nasıl olur, nasıl biter diye. “Kardeş Payı”ndan sonra arkadaşlarımız “Düğün Dernek 2”yi yapacaklardı bizim de film çekmemiz gerekiyordu ve bir sürü hikaye vardı elimizde. Bir Taksim filmi bu aslında. Kaybolan insanların hikayesi bize çok komik ve ilgi çekici geldi. Çünkü Yozgat’ta hiçbir şey yok. Öyleki biz ilk Yozgat’a mekan bakmaya gittik “Biz burada film çekeceğiz” dedik, adamlar “Niye?” dedi. Senaryonun orada geçtiğini söyledik ama dediler ki “Burada hiçbir şey yok ki”. Kendi aralarında “Abi Çorum çok gelişti” diye konuşuyorlar, düşün. Oradan gelen insanların Taksim’de kendini her anlamda kaybetmesini anlatıyoruz. Bir kısmının buranın cazibesine ve magazinsel hayatına kapılıp kaybolması, bir kısmının kadın peşinde, bir kısmının geçmişine kapılıp, bir kısmının da sadece saflığından kaybolması. Taksim o anlamda yazar olarak size bütün kapıları açan bir yer. Biz bir hikayeye başlamadan önce, bize ne kadar heyecan veriyor, insanlar buna para verip izlemek isterler mi ona çok dikkat ediyoruz. “Kaçma Birader” tam böyle bir hikaye. Karakterler çıktıktan sonra durduramadık biz onları zaten.

Algı senin rolün nasıl?

Algı: Anne, baba, bir kız kardeş ve iki erkek kardeşten oluşan Yozgatlı bir aile. En küçük kardeşin Yozgat’tan kaçmasıyla hikaye başlıyor. Eskiden orada yaşayan insanlar orada kalıyorlardı ama şimdi orada yaşayan insanlar kafa olarak orada kalamıyorlar. Çünkü çok ciddi bir televizyon ve internet faktörü var. Oynadığım karakter Esma bir internet café işletiyor kocası ile. Dolayısıyla sosyal medyaya ve kadın programlarına çok hakim ve beyni yıkanmış. Çok düzgün Türkçe konuştuğunu iddia edip hepsinden kötü konuşuyor. Ben çok eğlendim. İnanılmaz ünlü merakları var, İstanbul’a gelip bir ünlü görünce çıldırıyor filan.

Mesela Teoman var…

Algı: Tabii ki. Ben Teoman’ı zaten dinleyen ve çok seven biriyim ama Yozgat’tan gelen biri için Teoman çok ciddi bir şey. Rolling Stones’u görmek gibi. Bir de Funda Arar var ünlüleri görme aşamasında. Esma, karşılığını sokakta çok rahat bulabileceğimiz, küçük yerden gelmiş bir karakter. Tabii ki biz onun komedisini biraz abarttık.

Peki senin oynadığın Erdinç karakteri?

Emrah: Erdinç karakteri için karaktersiz demek lazım aslında (kahkahalar). Gerçekten ultra gerizekalı bir çocuk, “Sihirli Annem” diye bir dizi vardı, oradaki Tuğçe’ye aşık. Onun numarasını bulmak için RTÜK’ü filan aramış. Filmin genel olarak her tarafına akseden bir cümle var aslında “Biz kırsalda televizyonda gördüklerimize çok aşık oluruz”. Erdinç hayatında hiç Yozgat’tan çıkmamış. Babası belediyede şöför ve diyor ki “Ben emekli olduktan sonra yerime sen geçeceksin”. Ama o şöför olmak istemiyor, jinekolog olmak istiyor. Yozgat’ta biri var, Faruk. Belediyede özel kalem müdürü. Geçenlerde konuştuk “N’apıyorsun Faruk?” dedim, “Abi hayatımı yaşıyorum” diyor. “N’apıyorsun mesela?” diyorum. “Dün gece O Ses Türkiye’yi izlededim, annem çayımı koydu, çekirdek çitledim” diyor. Bence o gerçek değil. O gerçekse biz değiliz. Hayatı yaşamak orada öyle ve çok mutlular.

Ne güzel öyle mutlu olmak. Biz bir günümüzü öyle geçirsek ne kötü gündü deriz…

Algı: Kesinlikle, şehir insanı o anlamda çok yutuyor. Kimsenin mental olarak çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum.

Filmde Ömer Faruk Sorak süpervizörlüğü var. Nasıl gerçekleşti bu iş birliği?

Emrah: Senaryo yazım aşamasında Ömer Abi’lerle konuşmuştuk. Ömer Abi’ler de Endemol’le ortak sinemaya giriyorlardı. Senaryoyu okuduğu gün anlaşmayı imzaladık. Mesela Algı konusunda çok ısrarcı oldu. Algı’nın peşinden de çok koştuk, Kaş’ta tatildeyken dönmedi bize uzun süre. (kahkahalar)

Algı: Havuzda suyatağımın üstünde kokteyl içerken tabii… (kahkahalar)

Emrah: Özetle bize her konuda akıl hocalığı yapıyor Ömer Abi. Zaten ustamız.

Ben de yeri geldiğinde küfür eden bir insanım, bu konuda yalan söyleyemeyeceğim. Fragmanda biraz fazla geldi küfür ama bir yandan da komedi filmlerinin ana öğesi. Kötü değil, komik algılanan bir noktada…

Algı: Ben komedide küfür kullanılmasından yana biri değilim aslında. Özellikle bela okuma gibi şeyler beni çok rahatsız eder. Fragmanda ben de biraz fazla buldum bu arada. Ama izlediğiniz zaman göreceksiniz ki bunu yapan zaten Erdinç karakteri. Ve Erdinç’in üstünden yürüdüğü çizgi o ve o yüzden sırıtmıyor. Bu tip köyden indim şehire filmlerinde eski sinemadan da söz edersek küfür olayı hep var. Şener Şen’de, İlyas Salman’da, Kemal Sunal’da da var. Oyuncunun kendine, ağzına ve sahneye yakıştırması ile alakalı bir durum. Bu arada dipnot, çocuklar için kötü oluyor durumuna hiç katılmıyorum. Çocuk bunu zaten duyuyor. Benim çocuğum eğer sadece izlediği şeyden öğrenecekse benim çocuğum gerizekalı o zaman.

Çekim aşamasında ne tarz komiklikler yaşadınız?

Algı: Bir kere Emrah beni acayip güldürüyor.

Emrah: Yalnız bu arada Algı çok güzel küfür eder (kahkahalar) Aslında her şey çok komikti.

Algı: Bir kere İstiklal Caddesi bence İstanbul’un en tehlikeli yeri. Ben normal hayatımda çok fazla uğramam ve gerçekten korkarım. Cadde üstündeki sahnelerde oyuncu olduğumuzu belli etmemek için yapmadığımız şey kalmadı.

Emrah: Bir sahne çekiyoruz, Algı ile Cihan bir ara sokakta konuşarak yürüyorlar. Ben de onları monitörden izliyorum. “Kayıt” dendi, bir an kamera kaçırdı onları sonra biz “Hellooo Leydiiiies!” diye bir ses duyduk. Sesin geldiği kişiler kadrajda yok ama Algı ile Cihan koşarak kadrajdan çıktı. Arkasından da 3 – 4 tane tinerci girdi kadraja. O noktada bu gerçekten absürd bir film oluyor dedim.

Algı: İstiklal Caddesi benim için çok farklı bir deneyim oldu. Bir oyuncu olarak genelde kendini dış faktörlere kapatıyorsun ya ben her şeye kapattım. Bir taraftan tramvay geçiyor, bir taraftan biri fotoğraf çekiyor. Melek Baykal’ın inanılmaz bir kadın kitlesi var kadın programlarından ötürü. Yanında durmuyordum ben onun. Çünkü durduğum anda 20 kişi ile birlikte hareket ediyorduk.

Emrah: Çekimden önce konuştuğumuz yönetmen arkadaşlarımız bile, böyle bir kadro ile İstiklal Caddesi’nde çekim yapamazsınız dediler. Ama çok şükür çok sıkıntılı bir durum olmadan atlattık.

Ne kadar sürdü çekimler?

Emrah: 6 hafta.

Özellikle Taksim’i seçme sebebin ne? Daha kaotik olduğu için mi?

Emrah: İstiklal Caddesi üzerinden hafta içi hergün 2,5 milyon insan geçiyor, küçük bir ülke kadar. Her sosyo kültürel yapıya sahip insan var, küçük bir Türkiye. Komedi dediğimiz şey uçlardan beslenen bir şey. Yozgat’ın şehir merkezi nüfusu 70.000. Oraya ait insanları buraya koyduğunuzda zaten kendiliğinden komik şeyler oluyor. Algı’nın ve Cihan’ın olduğu aks biraz daha romantik komedi şeklinde gidiyor. Zafer Abi’ninki biraz daha orta yaş üstü bir aşk hikayesi. Melek Abla’nınki bir fal café’ye giriyor, orayı polis basıyor. Onu nezarete atıyorlar ve o orada narkotik köpeğini çalıp oğlunun çorabını koklatarak oğlunu bulmaya çalışıyor. Erinç karakteri ise Tarlabaşı tarafını yaşıyor.

Algı: Hemen kötü yola düşüyor (kahkahalar)

Emrah: Cidden bir bakıyor, 1,5 saat içinde kötü yola düşmüş.

Hayatında böyle bir karakterle tanıştın da mı bu fikir ortaya çıktı?

Emrah: Bizim yazma şeklimiz biraz tersten oluyor. Önce aklımıza gelen en komik sahneyi yazıyoruz. Sonra bu komik sahneleri kim yaparsa komik oluru düşünüyoruz. Atıyorum Muğla’lı modern bir aile içinde komik olmayan bir şey Yozgat’lı kapalı bir toplum içinde olduğunda çok komik oluyor. Algı’ların bölümü için ilk yazdığımız kısım “Çalışmalara başladık” kısmı oldu. Evli bir çift ve çalışmalara başlıyorlar.

Algı: Sürekli aile içinde “Biz biraz daha çalışalım” diyorlar.

Emrah: Ve herkes bunu mazur görüyor. Baba en son soruyor “N’apıyorsunu? Bakü – Ceyhan boru hattı mı döşüyorsunu?” diye. Aslında Anadolu’da seks bir tabu değil, sadece evlenmeden önce öyle.

Film 4 Mart’ta vizyona giriyor. Filmle paralel ilerleyen başka projeleriniz var mı?

Algı: “Kaçma Birader”den sonra bir film daha çektim, bağımsız bir film o Ceylan Özçelik yazdı ve yönetti adı “Kaygı”. Bu sezon büyük ihtimalle dizi yapmayacağım gibi gözüküyor. Televizyonda olacağım fakat içerik veremiyorum çünkü yasak. Kutsal sır gibi saklıyor herkes projelerini, ben de saklıyorum. Ben sinemayı çok seviyorum, 6 filmim oldu ve onu 26 film yapma gayretindeyim çünkü beni çok besliyor. Başladığınız bitireceğiniz tarih belli, kazanacağınız para, oynayacağınız oyuncular ve hikaye belli. Dizide ise bir senaryo tıkanıklığı var ve çok haklılar. Bazen müthiş dizi projeleri oluyor. Mesela ben Meral Okay’a çok hayrandım, keşke vefat etmeseydi ve çalışabilseydik. Onun gibi bir sürü müthiş diziler çekildi. Eğer onlardan birine denk gelirsem inşallah, olmak istiyorum dizide. Olmazsa daha çok sinema istiyorum. Yazıp çekmek istiyorum.

Emrah: Ufak ufak “Kaçma Birader 2”nin çalışmalarına başladık. Bu film bizim için kırılma noktası olacak. Başka filmlerden ve talk show’lardan teklif var ama ben daha çok kendi işlerimde olmak istiyorum, başka bir yerde olmak istemiyorum. Güzel bir gişe yaparsak sadece filmden yürüyelim istiyoruz. Sadece komedi filmi yapmak istemiyoruz. Arada aksiyon yazıp çekelim. Dibine kadar dram yazıp çekelim. Murat ve benim için bu film çok belirleyici olacak.

Türkiye’de oyuncu olmak hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Algı: Bir kere Türkiye’de oyuncu olacaksan kendini Dünya ile mukayese etmeyeceksin. Çünkü onlar bir filmi dünyaya satıyorlar ve o yüzden inanılmaz paralar kazanılıyor. Ben de çok isterdim bir film çekeyim, hayatım kurtulsun. Bizim ülkemizin içinde hala gelişmeye çalışan bir durumdayız. Bizim ülkemizin gerçeği bu. Türkiye çok yetenli aktör ve aktristlerimiz olduğunu düşünüyorum. Dünya klasmanında birçok ağzımızı açıp baktığımız kadın ya da adamlar kadar iyiler.

Emrah: Özellikle komedi alanında gerçekten Hollywood ile kapışabileceğimizi düşünüyorum. Yazarlar, aktörler, aktristler ve izleyici olarak da öyle. Ama aksiyon, drama, savaş ve biyografi filmlerine bir şey diyemiyorum.

Algı: Popüler olma meselesi ise belli şartlara dayanıyor. Tercih edenler ve etmeyenler olarak ikiye ayırıyorum. Aslında belli bir yere gelmek gerekiyor. Aksi takdirde bir iki kere skandalın olması, üç kere sarhoş yakalanman gerekiyor bilmem ne. Ya da sosyal medyayı çok aktif kullanman gerekiyor. Ben oyuncunun gizli kalması gerektiğine inanıyorum. Hollywood’da da böyleydi, sonradan kırılan bir şey. Sürekli eleştirirler beni “yeni dünya gerçeğine uymuyorsun” diye ama uymayarak 6 senedir çok yoğun bir kariyer yapıyorum. Şimdilik bildiğim yoldan gitmeye çalışıyorum. Popülariteyi tamamen işimle yapacağım. O yüzden “Kaçma Birader” tamamen bir gişe filmidir. Bunun altında başka bir şey aramaya gerek yok, müthiş bir komedi. İlk defa bir filmim için konuşabilirim ki çok büyük gişe beklentim var. Eğer belli matematiksel şeyler ile bir tahmin yürüteceksek “Kaçma Birader” bütün bunlara uyan, aynı zamanda da bir konusu olan çok gerçek bir film.

Filmde tek bir kişiye bağlı değil de her bir karakterin hikayesinin olması gerçekten merak uyandırıcı…

Algı: Filmde hepsinin hikayesi var ve bu hikayeler de ana hikayeye hizmet ediyor. Geçen “Amy” belgeselini izledim. Diyor ki “Şarkılarım tamamen benim yaşadıklarım ve bunun olmadığı şarkıları yazamam” yazma konusunda öyle düşünüyorum ben de. Ben tutup da 80 ihtilalini yazamam. Şimdi bir şey yazmaya çalışıyorum, 70 yaşında bir karakter var. yaşlı biriyle konuşuyoruz ki bize yardım etsin. Çünkü dili bile değişiyor insanın. Emrah ve Murat’ın bildikleri şeyi yazmalarının getirdiği gerçeklik orada ortaya çıkıyor. Güzel olacak ya, ben filme inanıyorum.

Filmdeki isimlerden de bahsetmeden olmaz…

Emrah: Zafer Algöz, Melek Baykal, Cihan Ercan, rahmetli Nejat Uygur’un torunu Nejat Uygur, Alina Boz, Nursel Köse, İlker Kızmaz, Meltem Yılmazkaya, Defne Yalnız, Muharrem Bayrak, Necip Memili ve daha birçok kişi. Çok güzel bir kadro, izleyince göreceksin zaten.

Algı: Zordu ve profesyonel olmak lazımdı bu filmde. Ama mesela son olarak “Kardeşim Benim”de Murat Boz’u izledim, o da oyuncu değil ama sırıtmıyordu. Çünkü o film ona yazılmış gibiydi. Öyle olduğunda sırıtmıyor. Bu filmde öyle biri olsaydı, bir de Taksim’in hengamesinde rol yap deselerdi olmazdı. Zaten Murat Boz’u görseler hayatta çekim yapamazdık. (kahkahlar)

Filmin müziklerinde şaşırtıcı şeyler olacak mı?

Emrah: Müzikleri Atakan Ilgazdağ yapıyor. O da geçen senenin reklamda ödüllü bir müzisyeni. Açıkcası son halini ben de bilmiyorum ama her şeyi yansıtacak bir müzik olacak. Çünkü Taksim’de kemençe de var, horon tepen adamlar da, rock müzik de var, kızılderili müziği de… O sebeple fazla enstrümandan oluşan bir aranjesi var.

O zaman bol gişeler diliyorum…

Emrah: Teşekkür ederiz.

Algı: Çok sağ ol.

Mart 2016 / Blue Jean

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s