Masal Şehre Yolculuk / Part II

IMG_9123

ALIŞVERİŞ ROTASI

Herkesin medeni, saygılı ve güleryüzlü olduğu, eğri mimarisiyle Tim Burton filmlerinden çıkmış gibi bir his veren Amsterdam’ın sokaklarını arşınlamaya devam ettik. Sıra biraz alışverişteydi. Kalverstraat’ta bulunan Urban Outfitters, ilk durak noktamdı. Galiba yarım saatte o dükkandan çıkabildik ama yanımda Burak olmasa günümün yarısını orada geçirebilirdim diye düşünüyorum. Eğer biraz nerd’seniz ve bilgisayar oyunlarına merakınız varsa Pop Cult isimli mağazayı mutlaka ama mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Super Mario’dan Pokemon’a oyun kültürüne nüfuz etmiş her karakterin yer aldığı giysiler ve çantalar çok eğlenceliydi. Ben ne mi yaptım? Tabii ki dayanamayıp Super Mario ve prensesinin yer aldığı bir tayt alıp çıktım. Yaş 34 ama olsun. Bu arada alışverişi seviyorsanız, dokuz sokaktan oluşan De 9 Straatjes adı verilen bölgeyi ziyaret etmeden dönmeyin. Cos, &Other Stories gibi beğenerek takip ettiğiniz birçok markanın küçük küçük dükkanları bulunuyor bu bölgede. Ayrıca Adidas Originals takipçisi olup Türkiye’de olmayan modellere ulaşmak istiyorsanız, her büyük caddede en azından bir tane olan büyük spor mağazalarını gezin. Arada İstanbul’da bulamayacağınız ilginç modeller, çok daha uygun fiyata karşınıza çıkabiliyor.

9-straatjesLEZZET DURAKLARI

Yiyecek içecek konusunda da biraz çevreden edindiğimiz tavsiyeler biraz da Foursquare yorumlarından feyz alıp, kahvaltı için Bagels&Beans’i tercih ettik. Klasik bir kahvaltı sever olarak Bagel tarafı beni çok tatmin etmese de sevenler için tam bir cennet diyebilirim. İstediğiniz bagel’ı seçip içine istediğiniz her üründen koydurup rüyalarınıza girecek olan bir bagel yaptırabiliyorsunuz. Uzun saatler yürüyüp etrafı keşfederken, farkında çok olmadan çok acıkabiliyorsunuz. Yine öyle bir anda karşımıza çıkan Burger Bar’ın kendi özel soslatıyla hazırladıkları burger’lerini tatmanızı öneririm. Sanırım üç gün boyunca üç kere uğramış olabiliriz. Ve tabii patates kızartması da yanındaki sosuyla inanılmaz lezzetliydi. “Amsterdam’a gidip hamburger mi yiyeceğiz” diyorsanız, size tatlı mı tatlı bir İtalyan lokantası önerim var. “Amsterdam’da İtalyan lokantası ne kadar iyi olabilir ki” diyor olabilirsiniz ama gerçekten hayatımda yediğim en güzel lazanyayı yemiş oldum. Küçücük bir restoran olan Lo Stivale d’Oro, Amstelstraat’ta yer alıyor. Özellikle akşamları önünde uzun kuyruklar oluşuyor ama beklemeye değer. İçeriye adım attığınız anda kendinizi Sicilya’ya ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. Sahibi olan İtalyan amcanın bizi İtalyan kabul etmesiyle bütün bir geceyi onun İtalyanca bizim İngilizce konuştuğumuz bir şekilde noktaladık.

IMG_9100VAN GOGH’TAN OUDE KERK’E

Son günümüzde ise Amsterdam’ın meşhur bisiklet trafiğine biz de katılalım dedik. Sabah erkenden bisikletlerimizi kiraladık ve yola koyulduk. Açıkçası İstanbul trafiğinin bütün kaos ve karmaşasının bisiklet versiyonu burada diyebilirim. Bir de bisikletli olunca hep öncelik senin. İlk başta İstanbul’da bisiklet süren birisini görünce içlerine psikopat kaçan şoförlerin onları sıkıştırması aklıma gelince ürkmüş olsam da kısa sürede alıştım. İlk rotamız Museumplein yani Müzeler Meydanı oldu. Hayat hikayesi ve eserleriyle küçüklüğümden beri ilgimi çeken Van Gogh’u ziyarete gittik. Van Gogh müzesinde, sanatçının hayat hikayesini, nasıl bir dahi ve bir o kadar deli olduğunu, “doğuştan sanatçı olmak işte böyle bir şey” dedirten etkileyici eserlerini kendimizi kaptırıp saatler geçirdik. Ardından bisikletle büyük bir şehir turu yaptıktan sonra hep uzaktan gördüğümüz Oude Kerk isimli heybetli kilisenin hemen yanında olduğumuzu fark ettik. Mum yakıp dilek dileme telaşımdan olsa gerek elimize tutuşturulan rehberi okumadan içeri daldık. Ve büyülendim… 1306 yılında inşa edilen bu heybetli kilise Amsterdam’ın en iyi saklanan sırrı olarak da biliniyor. Nedendir bilmem bir kiliseye girdiğim anda hemen tavanına, fresklere bakarım. Kafamı yukarı kaldırdığımda bugüne kadar hiç görmediğim bir mimari detayla karşılaştım. Tahtalar üstünde yer alan çizimler kilisenin gün ışığını alma şekline göre görünür oluyorlar. Tek tek kilisenin içinde yer alan alanları gezerken, bastığımız  bugüne kadar hiç görmediğim bir mimari detayla karşılaştım. Tahtalar üstünde yer alan çizimler kilisenin gün ışığını alma şekline göre görünür oluyorlar. Tek tek kilisenin içinde yer alan bölümleri gezerken, bastığımız zeminin mezar taşlarından yapıldığını görünce afallayıp kaldım. Hemen üstünden çekilmeye çalışıp başka bir yere basmaya çalışsam da bütün kilisenin tabanının bir anıt mezar olduğunu öğrenince tüylerim diken diken oldu. Büyülenmiş bir şekilde etrafı gezerken, zeminden tavana uzanan Cennet’e Giden Merdivenler’i ise tırmanmamak için zor tuttum kendimi. Aklım hala o merdivende… Üç günü dolu dolu geçirmemize rağmen gezip görülemeyenler listesi kendi adıma birazcık kalabalık. O yüzden ilk fırsatta tekrardan görüşmek üzere Amsterdam

Masalsı Şehre Yolculuk – Part I için TIKLAYIN

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s