Washington D.C. – L.A. – San Francisco Hattı (Part II)

venice beach 2
Venice Beach

Nerede kalmıştık? Washington D.C. denen o buz küpünden (BURADAN okuyabilirsiniz Washington D.C yazısını) United’la (United’ın yer yer “Allah belasını versin” demekten de kendimi alamayacağım) uçarak LAX’a indik. Bu arada eşim Los Angeles’teki araba kiralama işini Fox Rent a Car denen acayip hesaplı bir şirketten halletti. Günlüğü 40 dolardı yani, öyle söyleyeyim. Alın BURADAN bakın isterseniz.

Tüm araba kiralama şirketlerinin shuttle’ları, kendi müşterilerini havaalanının 15 – 20 dakika uzağındaki ofislerine götürmek üzere dışarıdaki duraklardan gelip topluyorlar. Fox’unki gelmedi. Telefon ediyoruz, açan yok. “Ahan da ucuz diye işte” hezeyanları içinde 50 dakika taşikardi geçirip, sonunda bizimle birlikte bekleyen Brezilyalı kızları da alarak taksiye bindik. (Arkada adam bırakmam) Biz ofise girdikten beş dakika sonra da shuttle başka müşterilerle geldi. Demem o ki, bekleyin işte. Tom Hanks’li “Terminal” filmindeki duruma düşecek değilsiniz. Biz sanırım öyle olacak sandık. Ofiste tüm bürokratik işlemleri hallettikten sonra, sizi ofisin arkasında hangar gibi bir yere yollayıp “18 – 19 numaralı adalarda park halindeki araçlardan istediğinizi seçin.” diyorlar. Ben hemen eşime “Koş, koş, kapacaklar iyi arabaları” diyerek orada o hangara koşan tek kişi oldum. Neyse, sonunda bir araba seçtik ve otelimize doğru önceden T-Mobile’den 45 dolara aldığımız, içinde bir ay boyunca sınırsız Internet, sınırsız ülke içi konuşma ve mesajlaşma olan sim kartımızı kullanarak, GPS’mizle kırk yıllık L.A.’lılar gibi Studio City’de bulunan otelimize vardık. Bu arada tabii ben Washington’dan yün elbiseyle geldiğim için kurtlandım o ayrı. Malum, L.A. 24 dereceydi. Boşuna melekler şehri değil burası gençler! Woo Hoo! (Gamsız California kızı!)

Otel seçimimiz tabii ki ücretsiz park yeri olan, en ucuz otel kriteri üzerineydi. Bu arada sigarayı bırakalı altı yıl olduğu için non-smoking oda diye belirttik. “Yok ben fosur fosur sigara içeceğim!” diyorsanız, sigara içilen oda isteyiverin bir zahmet. Her şeyi düşünemem ben. İşte BURASI da otelimiz. Canım benim ya! Otelin hemen karşısında bagel dükkanı, biraz ilerisinde büyük bir market, kısacası hemen hemen tüm ihtiyaçlarınızı ve sabah ucuza kahvaltınızı karşılayacak her şey var. Güvenilir bir mahalle.

Biz L.A.’ta 3 gece – 2 gün kaldık. O yüzden Sunset Boulevard’larda barlarda, kulüplerde rock star hayatı, Hollywood’a, Oklohama’dan cebinde biriktirdiği para ve umutlarıyla aktör olmaya gelmiş yakışıklı genç hayatı falan yaşamadık. Naçizane bir kaç yer anlatıp işime bakacağım..

KogiTruck
Ben & eşim (Hakan) @ Kogi Truck

Mamalar

Kogi Truck: Ben L.A.’a gelmeden önce en çok yemek istediğim şeylerden biri Los Angeles’ta çok ünlü bir yemek kamyonu olan Kogi Truck’tan Kore ve Meksika mutfağı füzyonu sokak yemeği yemekti. Yedim de. Şu cicilere bi bakın ya! (TIKLAYIN) Denediğim mama, Kimchi Quesadilla ve short rib taco’ydu. İlki biraz yağlı gelse de her iki bebeğin de lezzeti tartışılamaz. Tabii kamyonu nerede bulacaksınız? İsterseniz web sitesinden haftalık ya da Twitter hesabından günlük güzergahlarını öğrenip, hangi gün yollarınız kesişecekse orada buluşabilirsiniz. (1 yonca)

In-n-out Burger: Bir fast-food restoran zincirinin yüzü olacak olsam bunlarınki olmazdım ama burada yemek de bir California geleneği. Bana çok ortalama geldi. (1 yonca)

Mamalar bu kadar. Dedim size 3 gece kaldık, bir akşam yemek yemedik, öbür akşam sağ olsun bir arkadaşlarımızdaydık. Hiç doymadım ama yine de teşekkürler.

Getty Center
Getty Center

Müzeler

Getty Center (Getty Villa değil. İsterseniz ona da gidin. Biz gidemedik): Bu inanılmaz merkeze gidip arabanızı park ediyorsunuz ve yine 15 dolar park ücreti ödüyorsunuz. Merkezden tramvayla asıl binaların olduğu Getty alanına gidiyorsunuz. Burası modern mimarisi, kendileri ayrı birer sanat eseri olan bahçeleri, o muazzam büyüklükteki Los Angeles manzarası ve daha da önemlisi Vincent Van Gogh’un “Irises” tablosunun da dahil olduğu inanılmaz koleksiyonuyla mutlaka gidilmesi gereken bir yer. Sabah 10:00’da açılıyor, biz 12:00’da gidip 19:00’da zorla çıktık.

LACMA: Dünyadaki her mühim şehrin bir modern sanat müzesi olur.

Lacma 1
LACMA

Los Angeles’inki de LACMA. Şu an Patti Smith’in fotoğrafçı eski eşi rahmetli Robert Mapplethorpe’un “The Perfect Medium” isimli sergisi var. Burası da mimarisi, çok ilginç Rain Room’u, ve inanılmaz koleksiyonu (Burhan Doğançay’ın da bir eseri var) ile kaçırılmaması gereken bir müze. Rain Room’da kaldı aklınız di mi? Bu oda Random International isimli, deneysel çalışmalar yapan bir stüdyonun bilim ve sanat sentezine bir örnek. Bu odada sürekli yağmur yağıyor ama içeri bir insan girdiğinde yağmur duruyor. (4 yaş Türkçe’siyle anlattım.) Fazla bilgi vermek istemiyorum, sürprizi kaçmasın. (Sürpriz mi kaldı?) Ama en önemli nokta, müzeye gitmeden en az bir ay önce Rain Room için rezervasyon yaptırmak zorunda oluşunuz. Öyle “Ben geldim, bir bakıp çıkacağım” yok.

Venice beach 3
Venice Beach

Başka Neresi?

Beverly Hills, Malibu, hepimizi etkilemiş hayranlık duyduğumuz aktör ve şov dünyasının isimlerinin yıldızlarıyla parlayan Hollywood Bulvarı, yine bu isimlerin el, ayak izleri ve imzalarının olduğu Chinese Theater önü, Oscar‘ların sunulduğu Dolby Theater –ki bildiğin bir alışveriş merkezinin içinde, aşırı ortalama bir yer- elbette ikonik ve görülmesi gereken yerler ama ben ters bir insan olduğum için buralar beni etkilemiyor. Gittim, gördüm. Tabii ki Beverly Hills’te bir malikanede yaşarım ama Venice Beach’te “Ayşecik” filmindeki Ayşecik gibi göbek ata ata yaşarım.

Venice beach 4
Venice Beach

Venice Beach: Mesela “The Doors”, “Speed”, “American History X”, “Heat” gibi ünlü filmlerin de bir çok sahnesinin çekildiği bu cennet sahil; müzisyen, aktör, akrobat, kaykaycı, vücut geliştirme çalışan sporcular, sörfçüler, sanatçılar, evsizler, aklını kaçırmışlar ve diğer her çeşit eksantrik insanın süslediği bir sanat eseri! İster plajda takılın, ister kaykay yapanları ya da ünlü Muscle Beach’te ağırlık çalışan kas kütlelerini izleyin. Burası hiçbir yere benzemiyor. Beni buraya gömün. Canlı da gömebilirsiniz.

Griffith Observatory:Gözlemevi” dediğin şeyin Los Angeles manzarası olur. Buranın var. Giriş ücretsiz. Bir sürü teleskoptan güzelim yıldızlara uzanabilirsiniz. Biz gittiğimizde o kadar kalabalıktı ki, sıra bekleyemedik teleskoplar için. Bizim zaten evde var (İçime oturmuş).

the last bookstore
The Last Bookstore

Ama bir Los Angeles manzarası var ki, o güzelliği izlerken içimden “L.A., sen mi büyüksün? Ben mi?” demeden duramadım. Sonra da “Sen büyüksün ben zaten yarın gidiyorum.” diyerek mekandan ayrıldım.

Bradbury Building: Şehrin simgelerinden sayılan bu ofis bina, göz kamaştırıcı mimarisinin yanı sıra efsane bilim-kurgu “Blade Runner” filminin çatı sahnesi ve J.F karakterinin dairesinin mekanı.

The Last Bookstore: Bir çok “Dünyanın En Güzel Kütüphanesi” listesinde yer alan bu kitapçıda yeni ve kullanılmış kitap satın alabilirsiniz. Ben ilk kullanılmış kitabımı buradan aldım. Hem de 3 dolara! Çeşitliliği ve mimarisiyle sıradışı bir yer fakat çalışanları hem seme hem kasıntı. Gelemem ben öyle afra tafraya. Kitapçı çok güzel ama.

Sonuç

Los Angeles bir rüya şehir. Çok kalp kırdığı her halinden belli. Geçtiğimiz arka sokaklar yüzleri acı içinde tonlarca evsizle dolu. Tam bir ayın karanlık yüzü hikayesi. Ama herşeye değiyor demek ki. San Francisco’da buluşmak üzere!

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s