Washington D.C. – L.A. – San Francisco Hattı (Part IV)

GGB2Bu şehirde mutsuzsanız ya çok şanssızsınızdır, ya deli, ya da aptal. Burada gökyüzünü bile biri çizmiş, gününüze iyi başlayın diye. Evet, San Francisco’dan bahsediyorum. Şehre girer girmez, şeker gibi bir enerji sarıyor insanı. Hava yumuşacık, insanlar sevimli. Sokaklar, evler oyuncak. Anlatacak o kadar çok şey var ki. Hemen otelden bahsedeyim. İşte burası. Fiyatlar uygun, sabah kahvaltısı küçücük bir odada tıkış tıkış insanlarla ama çeşitler yeterli. Zaten otelde n’apacaksınız? Agatha Christie misiniz; roman yazıp odada mı kalacaksınız? Otel dediğinden sabahın köründe çıkılır, akşam son damla kanınızla dönülüp uyunur içinde.

Bu otelcik City Hall’a (belediye binası) beş dakikalık yürüme mesafesinde. San Fran 1Belediyede ne işimiz var? Ulaşım için gereken city pass’lar burada satılıyor. Bu noktada daha önce size söylemeyi unuttuğum bir şeyi artık dile getireyim: California çok pahalı. San Francisco da California’da. Noktaları birleştirin.

Nerelere gitti(m)k?

De Young ve Legion of Honor Müzeleri: Ulaşım için yine Google Maps’ı kullanarak, hangi duraktan hangi otobüse binip, hangi durakta ineceğinizden, sonra ne kadar yürüyeceğinize kadar öğrenebiliyorsunuz. Eşim gün boyunca konferansta olduğu için buraları ben hep tek gezdim ve ben kaybolmayıp, bir yerlere ulaşabiliyorsam, herkes de ulaşır. T-Mobile’ye verdiğimiz 40-45 doların her sentine değdi! Her sentine! (Burada bağırdım)

Bu iki müzeyi bir arada yazmamın sebebine gelince, eğer ikisine birden aynı gün içinde giderseniz, birinden aldığınız bileti, diğerinde de kullanabiliyorsunuz. Giriş ücreti 10 dolar ama girişte city pass’la geldiğinizi belirtirseniz 2 dolar daha indirim yapıyorlar ve kısaca iki müzeyi sekiz dolara gezmiş oluyorsunuz. Tabii ki yine çok değerli koleksiyonlar, derin hayallere dalacağınız büyülü müze bahçeleri sizi kucaklamak için bekliyorlar. Ben de koştum, sarıldım! De Young, Golden Gate Park’ın

De Young 1
De Young

içinde bu arada. Ya arkadaşlar ya! Yerlerde yuvarlanın bu parkta, ne bileyim, gidip bir ağacı öpün yani. Neyse. Müzede Gustave Doré’den, Frank Stella’ya, Wayne Thiebaud’dan, Dale Chihuly’ye ve şu an adını hatırlayamadığım nice kıymetli sanatçıya ait eserleri görmeniz mümkün. Bir yarım günü burada geçirdikten sonra yine otobüsle hoop, Legion of Honor’a kondum.

Legion of Honor’da ben gittiğimde Raphael’in Portrait of a Lady with a Unicorn tablosu sergilenmekteydi. Müzenin çoğunluğu Avrupalı sanatçıların eserlerinden oluşan koleksiyonu, belki daha önce çok kapsamlı bir müze görme şansı olmamış arkadaşları etkileyebilir. Beni çok etkilemedi ama yine de mimarisi ve inanılmaz manzarasıyla kalbime yerleşti.

City Lights Booksellers & Publishers: Ünlü ya da kimilerine göre ünlü, şair Lawrence Ferlinghetti tarafından 50’li yıllarda kurulmuş olan bu San Francisco kıymetlisi, bağımsız kitapçılar arasında çok önemli bir yere sahip. Ayrıca yine başta Ginsberg ve Kerouac olmak üzere Beat kuşağının mihenk taşlarının da buralarda gezindiklerini, okumalar yaptıklarını, hemen kitapçının yanındaki Vesuvio Café’de içkilerini yudumladıklarını unutmamak lazım. Biz de o hissiyatla gittik ama cafeye uğramadan otele döndük. Neden? Mıymıntılıktan.Tram

Lombard Street: Hani San Francisco’nun o ünlü yokuşları, pastel renkli evleri ünlüdür ya, bu da en ünlü sokağı. İnanılmaz manzarası, sağlı, sollu şiir gibi evleriyle dünyanın en eğri büğrü, en yokuş sokağı burası ve gerçekten çok sevimli. İnsana bir Türk klasiği olan “Kiralar burada nasıl acaba?” sorusunu sorduracak bir mahalle aynı zamanda.

Ghirardelli: Çikolata yemek bir sanat sayılsa bu işin pir’i de ben olurdum. Bu iddiayı boşa çıkarmayarak yine San Francisco menşeli (TDK’den kontrol ettim, evet menşeli)bu ünlü ve insanı çikolatalarıyla bayıltacak çikolatacıyı yerinde ziyaret ettik. Siz gittiğinizde burayı bulur musunuz bilmiyorum çünkü biz mekanı da yedik. Burası aynı zamanda turistik bir bölge olan Fisherman’s Wharf’a da çok yakın. Buradan şeker komasına girmeden çıkarsanız, oralarda gezinin, cafelere, barlara, restoranlara girin, çıkın. Biz yapmadık. Neden? Artık biliyorsunuz.

Golden Gate Bridge: O filmlerden, fotoğraflardan ve yakın zamanda çok depresif içerikli “Bridge” isimli belgeselden de tanıdığımız, bence bir sanat eseri olan bu köprünün “Vista Point” denilen yerinde durup inanılmaz azametteki köprünün süslediği şehir manzarasını içinize çekmek ve fotoğraflamak mümkün.

Ve diğer mekanlarlegion of Honor 1

Bütün gününüzü San Francisco sokaklarında ve inanılmaz güzellikteki parklarında geçirebilirsiniz. Zaten city pass’la tüm otobüs ve tramvaylara binebilirsiniz ki tramvay başlı başına bir deneyim. Bu arada Amerika’daki en büyük Çin Mahallesi de bu şehirde. Tozunu attırın. Aa, unutmadan… gözümüzün nuru, elimiz ayağımız Twitter’in genel merkez binası da şehir merkezinde. Ve tabii ki Alcatraz turu. Ve tabii ki biz yapmadık. Neden? Bu kez vakit yoktu. Alışveriş yapmak isteyenler için bir önerim yok, şehir merkezinde bin tane marka, dükkan var. N’aparsanız yapın.

Hunan Home’s Restaurant: Çin Mahallesi’ndeki bu restoran harikaydı. Otantik, hesaplı ve leziz mamaları yuttuk. (2 yonca)

Muir Woods National Monument: San Francisco’dan bu doğa harikası sadece California’ya özgü bir ağaç türü olan kızıl ağaç ormanına ve doğal milli parkına 40 dakikada ulaşabiliyorsunuz. Tüm gününüzü burada geçirebilirsiniz. Hatta günlerinizi. Buraya giren hayatın gerçek anlamının manadan ve doğadan geçtiğini anlar da sonra hatırlar mı bilemiyorum. 800 yıllık ağaçlar var. Daha fazla bir şey dememe gerek var mı?

Pekii ya Napa, Sonoma?

California şarabının ününü duymuşsunuzdur. En çok da Napa ve Sonoma bölgeleri bu konuda isim yapmıştır. Özellikle de Cabernet deyince akla California denir. Her ne kadar zamanı olmasa da, hazır buralara gelmişken bu deneyimi de ucundan kıyısından yakalayalım diyerek Muir’den sonra yaklaşık 100 dakikalık bir araba yolculuğuyla Napa’ya ulaştık. Veee…..

Gott's burgerGott’s Roadside: Önce inanılmaz “cool” hali ve tavrı olan, gurme burgerleriyle ünlü Gott’s Roadside’da acayip mamalar yedik. Mutlaka ve mutlaka gitmelisiniz.

Buradan da artık şu şarap tadımı işini yapalım diyerek yeni dalga diyebileceğim bir şarap imalathanesine gittik. İşte burası. Çok güzel şaraplar tattık. Burası ayrıca başkaları – restoran, otel, vb – için de şarap üretiyor, oradaki tadım yaptıran tatlı kadın, müşterileri arasında Türklerin de olduğunu söyledi.

Son günümüzü de bu şekilde tamamlayıp bir seyahatin sonunu daha getirdik. Eğer daha fazla zamanımız olsaydı, emin olun Napa’dan da kolay kolay çıkmazdım 🙂 Bir daha ne zaman gideriz, gider miyiz, hiç bilmiyorum. Emin olduğum tek şey California’ya aşık olmak çok kolay.

Biz eve döndük. Şimdi sıra sizde.

Aşkın her türlüsünü bulduğunuz, hatırladığınız, yaşadığınız tüm mekanlar, coğrafyalar, kalpler sizin ve sizinle olsun.

Hadi bana eyvallah 🙂

Monterey‘e bir bakış…

Los Angeles‘a bir bakış…

Washington‘a bir bakış…

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s