SEYAHAT DEĞİL, NEW YORK

Screen Shot 2016-04-21 at 11.53.08
Salute!

New York‘a ayak basalı 24 saati biraz geçti. Neredeyse 1 sene oldu gelmeyeli. Açıkcası gelmeden önceki 2 hafta boyunca kafamda sebebini bilmediğim türlü sıkıntılar vardı, böyle tanımlayamadığım bir iç sıkıntısı gibi. Ama gelişimle geçmesi bir oldu. Daha JFK havaalanından taksiye bindiğim an geçti. Queens’teki türlü, minik ve güzel evlere bakarak yol alırken yok oldu gitti. Çok acayip ama kendimi buraya inanılmaz derecede ait hissediyorum. Geçen sene geçirdiğim 5 ayda da böyle hissetmiştim. Hatta “sanki bir yere özlem duyuyormuşum da hayatım boyunca neresi olduğunu bilmiyormuşum, burasıymış.” diye yorumladım hep o hissi. Neyse işte geldim buradayım di mi? Çok düşünmeye gerek yok işte. Birkaç güzel arkadaş, harcanmayı bekleyen binlerce mil, biraz boş vermek, biraz heyecan arayışı ve bir tutam mutluluk ile oluyor hepsi. Bu arada yanlış anlaşılmasın, İstanbul’u deli severim hatta aşık bile olabilirim. Gerçi biraz aşk & nefret ilişkisi var aramızda ama olsun. Bir şekilde olamıyor orası artık -en azından şimdilik-. Sosyal hayat olamıyor, işler olamıyor çünkü her şey iptal oluyor, üç kuruşa iş yapan kabiliyetsiz insanlardan ötürü piyasa düşüyor, korkular sarıyor dört bir yanımızı, içimiz sıkılıyor. Sıkılıyor di mi?

Dün İdil’in evine geldiğimde bir anda sanki markete kadar gitmişim de dönmüşüm gibi hissettim. Öyle bir 1 yıllık yokluğu hissetmemek. Bir de ben her yere ışık hızında adapte olabildiğim için enteresan oluyor bu durumlar. Çıkıp East Village’da (buradan mahalle diye bahsedebilirim bence!) yürümek, Thompskin Square Park‘a gidip Hare Krishna ağacına kocaman sarılmak, Empellen Cocina‘da kendini taco ve margarita ile şımartmak, Rue B‘de berbat ses sisteminde canlı çalan genç jazz’cıları izlemek, tanımadığın insanlarla sohbet etmek ve dönüp uyuyup da sabah uyanınca “oh, buradayım” demek.

Sabah ilk iş kalkıp East River kenarında koşuya çıktım. Kulağımda Bon Iver (bu aralar çok taktım kendisine) etrafı izleyerek Williamsburg Bridge‘e kadar koştum. Böyle “koştum, koştum” dediğime bakmayın toplamda git – dur – gel 8 km koştum, o kadar. Konu koşu değil tabii… Konu, önünde puset, içinde bebek koşan babalar, dev köpeği yanında, tasması elinde bisiklete binenler, sohbet ederek yürüyen arkadaşlar, pek mutlu çiftler… İnsanın içi açılıyor, keyfi yerine geliyor, sonra bir hüzün çöküyor “Biz neden olamıyoruz?” diye. Derken The xx – Sunset çaldı benim gözler doldu mu? Valla doldu. Hayır işin komiği şarkının sözlerinde yer alan şeyi yaşamadım şu hayatta. Demek yaşasam salya sümük ağlardım. Sonra da kendi kendime gülerek eve geldim, size bunları yazdım. Jetleg mi? Öyle bir şey yok, diyorum ben size!

Bye.

P.S. Herkes gibi ben de türlü türlü ruh hallerinden geçiyorum. “Neden ben?” diye soruguluyorum, zaman zaman olaylara / insanlara öfkeleniyorum, sonra öfklenediğim için kendime kızıyorum, kendime kızdığım için de kendime kızıyorum. Bazen de çok mutsuz oluyorum filan. Ve hayallerimin hepsini yaşayamıyorum, evet. Hatta çocukluğundan beri ne hayal etse yapan biri olarak zaman zaman travmalar da yaşıyorum. Ama hayal etmeye hep devam ediyorum. Daha zevkli ne olabilir ki? Şikayet edebilirim. Ama etmeyeceğim. Yoo yoo hiç etmeyeceğim hem de. Hayatı seviyorum ben ya, bir de her sabah düzenli teşekkür ediyorum. Özellikle büyük teşekkürler çünkü şu an New York‘tayım.

 

Advertisements

One thought on “SEYAHAT DEĞİL, NEW YORK

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s