TIMEHOP ETKİSİ

ip
Al sana #tbt

Bu Timehop application’ı ilk çıktığında çok manasız gelmişti. Hatta instagramdaki #tbt dünyası da bir “Amaan” hissi uyandırıyordu. Sonra farkettim ki içten içe seviyorum. Kendime bile itiraf etmiyorum ama seviyorum yani.

Sabah ritüelim bellidir. Daha doğrusu “belliydi” diyeyim çünkü şekil değiştirdi. Uyandığımda ilk iş her zaman kahvedir, ardından gazetelere bakar haberlerle sinirlerimi bozar, köşe yazarları ile içimden münakaşa eder, sonra biraz mail, biraz mesaj cevaplar, sırasıyla Twitter ve instagram’a bakar ve güne başlardım… Son dönemlerde ise bu durum farklı. İlk iş yine kahve, kahvesiz huysuzum hep. Haber yok, sinirlerim kıymetli. Ardından sırasıyla Timehop, instagram ve sonra yine Timehop. aslında geçmişteki mutluluğu arama hali ne kadar da hastalıklı.

Geçen sene, iki sene önce, beş sene önce neredeydim diye bakmak, o fotoğraflarla yeniden gülmek, bazı geçmiş tweet’lerde yazdıklarınla aynı duyguyu hissetmek, bazen “ne kadar da değişmişim” demek, bazen “ne kadar da yerimde saymışım”… Artık olmayan insanları anmak, olanlarla “bak n’apıyormuşuz geçen sene!” diye paylaşmak. Instagram’a #tbt’ler post etmek, o post’lar altında sayısız geyik yapmak ve nicesi. Peki ya, “şimdi n’apıyorum?” desek. Diyemiyor işte insan bazen. Hatta kendimde ve çevremde yaptığım gözleme bakılırsa diyemiyor değil, dememeyi tercih ediyor. Belki de üstümüze çöken bu çirkin ülke havasındandır, kim bilir…

Geçmişi tebessümle anmak ve geçmek gerekirken. Geçmişte ve -bazen- olmayan gelecekte yaşayıp anı tebessümle geçiyor olmak ne kadar da acıklı. İngiliz yazar Evelyn Waugh’un dediği gibi “Sometimes, i feel the past and the future pressing so hard on either side that there’s no room for the present at all.”

İşte bu aralar kendi kendimi “an” ile eğitiyorum. “An”ıma alan açmaya çalışıyorum. Başarılı oluyor muyum tartışılır. Zaten hep “an”ı yaşıyorum, evet. Zaten o sebeple ben benim. Ama zamanda ufak bir sapma oldu sanki. Sabah uyanıp da “Tıpkı eski günlerdeki gibi Kaktüs’te kahvaltımı edip yazı yazayım” dediysem. “Tıpkı eski günlerdeki gibi şu yoldan yürüyeyim” dediysem ve “Tıpkı eski günlerdeki gibi bir Pazar değil mi?” diye düşündüysem pek de başarılı saymıyorum kendimi. Ama kafanı kaldırıp bakman da yetiyor, “tıpkı” olmadığını görmek için. Akşama kadar gözünden çıkaramadığın güneş gözlüklerinle tanıdık, tanımadık bir sürü kişiyle geçirdiğin kahkaha ve yer yer gözyaşı dolu umursamaz hangover sabahların yerini, çoluk çocuğa karışmış tanıdık simalar ve suratta kaygı ifadeleri almış. Aynı olmamak da güzel be, aynı kalacak parçalarımızı iyi seçtikçe.

An, anda olduğu kadar zamansız da güzel belki de. Ama en çok da kafalar dolu, bedenler yorgun olduğu için bence. Yaş almak dedikleri konuya mı geliyoruz ne?

Canım “an” seni seviyorum. Timehop öpücükler, ilişkimize biraz ara veriyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s