2017 DİLEKLERİ

screen-shot-2016-12-10-at-16-47-03Ooo 10 Aralık hoş geldin. Normalde otomatik olarak hatırlarım bunu yazmayı ama bu sefer Timehop hatırlattı. Sadece bunu değil şu aralar kendimi de ara ara unuttuğumdan ötürü sıkıntı yok tabii. Buna alıştım sanırım. Garip de bir rahatlığı var bu halin o da ayrı mesele. Neyse, girişi uzatmayacağım, “çıkış”a dayanın diye. Ama tek bir şey söylemek istiyorum, “All we have is now.” O zaman başlayayım…

Ve dilekler…

  • Öncelikle herkesin sağlıklı ve mutlu olması. El Clásico.
  • Sevdiklerimin daha da mutlu olması. Başkaları da olsun tabii, herkes olsun. Neden olmasın?
  • Hayatımı güzel kılan birkaç ufak ama mühim şeyin mümkünse bozulmaması.
  • Bu sene biraz durdum sanki. Daha çok seyahat edeyim. Tamam, arada blok halinde yine bir New York yapmış ve aralarda ufak tefek kaçmış olabilirim ama olsun. Tekrar tekrar dilemekten zarar gelmez. Şöyle bir Peru’ya gidip Machu Picchu çılgınlığı, efendim Dublin, ufak bir İspanya esintisi, hala nasıl oldu da gitmediğimi anlamadığım defalarca gündeme gelip, ardından yok olan Londra ve tabii yine bir New York. İyi geliyor kendisi.
  • Ben artık gitmeyi mi diliyorum kalmayı mı bilmiyorum. Zaten konunun sadece gitmekten ibaret olmadığını da biliyorum ama “gidiş”e sığınıyorum işte. Fakat esas ne diliyorum? Yani alt metin ne? Huzur.
  • Yine bir sürü şey yaptım 2016’da ama pek tatmin olmadım. Biraz çalkantılı bir seneydi… Bir şeyler biraz daha kafamdaki gibi olsun ya da en azından yaklaşsın. Diledim gitti.
  • Hep müzik olsun, hep yeni güzel şarkılar olsun, harika albümler çıksın, çok güzel konserler olsun ve hepsine gideyim. Bu sene yeni & eski farketmez bana sabit bir şekilde eşlik edenler o kadar değişkendi ki… The xx – ‘Sunset’, Michael Kiwanuka – ‘Love & Hate’, Astronauts – ‘Skydive’, Metallica’nın yeni albümünün son dakika sürprizi olması, bol Radiohead, bol Tricky… Bol çeşit, bol eski, bol yeni yani. İnanılmaz güzel konserler de izledim, mis.
  • Düzgün insanlar diliyorum. Kulağa basit geliyor ama en zoru bu. Halbuki düzgün olmak daha az efor harcatıyor insana, birer ruh hastası olmaktansa… Bir de insanların gözünün içinin gülmesini diliyorum. Zor günler, acayiplikler olabilir ama bari onu kaybetmesek? En azından denesek. Aksi içimi sıkıyor.
  • Tabii ki bir klasik olarak yeni yaşıma güzel girmeyi diliyorum. Çok mühim bir şey bu.
  • Heyecan, huzur ve tabii olmazsa olmaz aksiyon dolu bir yıl olsun 2017.

Yılın Dersi…

Tam bir “neye niyet, neye kısmet” yılı oldu 2016. Geçen seneki yazımı okuyunca, zaten düşündüklerimle pek alakası olmadığını görüyorum. Bu bir sorun mu? Hayır, çünkü kendi içinde gerçekten enteresan bir seneydi. Ben ki hiç plan yapmam, yapasım tuttu bu sene. Gördüm ki doğal ve plan yapmayan halim -tabii ki!- daha iyiymiş. Al sana ders. Ya da zaten bildiğim dersin sağlaması. “Go with the flow” mottom her zaman olduğu gibi doğruymuş. En azından benim yapımda biri için. Sizi bilemem…

Kimle, ne formatta, ne olarak çalıştığının önemli olduğunu bir kez daha gördüm bu sene. Bu da tekrar dersi oldu. En önemlisi insanların seni, sen olarak kabul etmesi aslında. Ben herkesi kendi gibi kabul etmek konusunda -zaman zaman sinirimi bozsa da- ustayımdır mesela. Ama işte biraz sınırlarımı zorladım bu sene kendi adıma. Ekstra sakin, maksimum anlayışlı, hep karşı tarafın penceresinden bakmaya çalışır şekilde geçirdim bütün bir seneyi. Bir şey diyeyim mi? Gerek yok. Yapmayın.

Benim gibi çenesi düşük bir insan için maksimumda sustum bu sene. Delicesine dinledim. Bundan ne ders mi çıkardım? Çok da dinlememek lazım.

Şimdi herkesin tecrübesi kendine tabii ama işte yaşadıklarımdan olsa gerek bir sürü şeyden manasızca kaçtım. Kendime çılgın fobiler geliştirmişim haberim yok. Bu korkuları yerleşmesine sebep olan olaylara ya da insanlara lanet filan etmedim ama bunu içimde tamir edemediğim için kendi kendime epey yüklendim. Bu sebeple şahane bir şekilde, bol bol mahvettim bir takım insan ilişkilerini. Kırılmayayım derken yine kendi kendini kırmak şeklinde manasız bir döngü. Sen hem anı yaşayayım de hem de yaşayama. Hoş fobilerden arınıp içimden geldiği gibi davrandığım zamanlarım çok. Ama oradalar. Neyse, siz yapmayın. Arının filan bir şey yapın. Dilerim derinlerde bir yerde bu konu ile ilgili ben de ders çıkarmışımdır.

Hayatıma çok fazla insan almama durumum bu sene de devam etti. Sosyal biri olmak demek kapasite genişliği anlamına gelmiyor. Hatta benim hayatıma insan alma kapasitem yerlerde sürünüyor. Birileri geldi, birileri gitti, bazıları kaldı ve hatta bir kişi var ki iyi ki girdi hayatıma. İnsanları hayatlarımızda oluş sebebi ya da kalış süreleriyle değil de oldukları süre içerisindeki halleriyle değerlendirmek lazım kesinlikle. En azından ben öyle yapıyorum. Enerji, sinerji, evrene mesajlar, pozitif olmak, zart zurt dünyaları beni baysa da hep söylerim, herkesin hayatımıza girişinin bir sebebi var. Sebepsiz bir şekilde pop-up eden bir insan olmadı henüz. 24 saat içinde “şu sebeple geldi” derim. Genelde pek de yanılmam. O yüzden içimizden onlara teşekkür etmeliyiz. Teşekkür iyi bir şeydir, ara ara edin.

En büyük dersim “çok da düşünmemek” oldu. İstediğin kadar düşün, istediğin kadar yorumla, istediğin kadar kendini, beynini yor… Bir şey değişmiyor. Dersi çıkardım da henüz uygulamaya geçemedim.

Neyse özetle 2017’den pek de büyük bir beklentim yok. 2016’yı aratmasın yeterli.

& Thanks To…

Her sene isim isim yazarım. Bu sene tek bir şey söylemek istiyorum, koşulsuz, içten, samimi, olduğu gibi, kendi gibi ve en önemlisi de dürüst bir şekilde hayatımda olan herkese teşekkürler. Azsınız, özsünüz ve bence harikasınız.

O zaman bye.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s