VE 2016 BİTER…

“Nasıl anlatsam nereden başlasam…” diye önce bir MFÖ’ye selam göndereyim. Bu, araba ile Bodrum seyahatlerimin şarkısıdır ama şu an İstanbul’da denize karşı oturmakla idare ediyorum. Gerçekten nasıl anlatıp, nereden başlayacağımı bilmiyor, tek bir kelime ile özetlemek istiyor ama onu bulmakta zorlanıyorum. Birçok kelime geçiyor aklımdan acı, hüzün, kaybolmak, kaybetmek, bilememek, bulamamak… Bunların bir kısmı kendi hayatımdan nüanslar da taşısa sadece “ben”i kapsamıyor. Çoğunlukla ülkenin, dünyanın ve bazen çevrenin üzerimde yarattığı etkiden aslında. Hangi aya dair bir şey söyleyecek olsam, hangi günü hatırlamaya çalışsam acı bir tarihle bir yerden mutlaka kesişiyor. Biz seçmedik ama içindeyiz işte n’apalım…

2016, kendimi bir miktar sorguladığım bir sene oldu. Ben ki yalnızlığı severim, artık kendi kendimi nasıl hırpaladıysam yalnız kalmak istemedim. En azından ilk 2 çeyrek için bunu söyleyebilirim. Sonra bitti. Sürekli kendimi hırpalayıp arkadaşlarıma ve hatta 3 ay yurtdışına kaçtım. Sertti ama bir yandan da herkesin yaşaması gerektiğine inandığım bir süreçti. Çünkü “ben” dediğimiz şey arada bir silkelenmeye ihtiyaç duyuyor. Silkeleyin 🙂

2016,  zaman zaman insanları üzdüğüm bir sene oldu. Şimdi dönüp baktığımda sebepler ortak. Doğru bir hareket mi? Hayır. Ama yaptım mı? Evet. Pişman mıyım? Asla. Ama işte bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde birilerini üzen her insanın yaşadığını yaşıyorum şu an: üzülüyorum. Hem de çok. Hem de bile bile. Bazen bana “fazla iyisin” diyenler oluyor. Sadece tebessüm edebiliyorum. Ben hiçbir zaman fazla iyi olmadım, keşke. Ama belki de bunu söyleyenler hiç olamadı, kim bilir…

2016, aşık olduğum bir sene oldu (cümle 2016’ya değil elbet!). 10 sene kadar önce, benim için hala çok değerli olan biri bana, hayatı boyunca defalarca aşık olduğunu söylemişti. O zaman anlıyormuş gibi yapmış ama aslında zerre kadar anlamamıştım. “Bir insan neden defalarca aşık olsun ki? Bir kere olması gerekmez mi? Geri kalanlar başka bir şeydir.” diye düşünmüştüm. Yıllar içinde farkettim ki olabiliyormuş. Hem de öyle böyle değil. Her biri kendi içinde başka açılımlara, başka güzelliklere, başka dinamiklere, başka anılara, başka şarkılara sahip aşklar. Her “son”da da o kişi ile gerçekleştirdiğim konuşmayı hatırlayıp tebessüm ettim. Bir aşkı tebessümle hatırlayacağım sene olacak 2016 da.

2016, duran ve durduğu için endişelendiren bir sene oldu. Endişeleri hep beyin kıvrımlarımın en dip köşelerine attım ama durmadılar. Ara ara ve hatta bazen sık sık yokladılar. En çok da bu endişelere cevap verememek yordu beni. Cevap veremediğim anlarda sığındığım “Amaaan boşver” artık işlemez olmuş onu gördüm. Yıllar geçtikçe boşveremiyormuşsun.

2016, çok sevdiğim babaannemin aramızdan ayrıldığı sene oldu. Hala ara ara elime telefonu alıp “Bir arayayım bakayım Lamiş n’apıyor?” derken kendimi bulabiliyorum. Bazen kimsem kalmıyormuş gibi hissediyorum, size de oluyor mu? Belki de ondandır hayatıma zor insan alıyor oluşum. Çoğalıp çoğalıp azalmak yoruyor.

2016, sevdiğim bir çok müzisyenin de veda ettiği sene oldu. Prince, Leonard Cohen, George Michael, David Bowie… Ayrıca Carrie Fisher gibi hayatlarımıza dokunan birçok insanın da… Her birine ayrı üzüldüm her biriyle beraber benden de bir parça gitti sanki. O kadar çok parçamıza dokundular ki…

2016, çevremdeki insanların hayatlarının deli gibi değiştiği bir sene oldu. Herkesin acı, tatlı her anında yanında olmak için Speedy Gonzales olmak istedim. Oldum da ama çok yoruldum. En az onlar kadar sert yaşayıp en az onlar kadar zorlu atlattım bazı şeyleri ve en az onlar kadar sevindim yeri geldiğinde. Alkış mı bekliyorum? Hayır. Ama benden size tavsiye, yapmayın. Ve fakat etrafınızda yapan insanlar varsa da şanslı olduğunuzu bilin.

2016, bütün hüzün, keder ve dram temasına rağmen yine de eğlendiğim bir sene oldu. Bazen kendi kendime, bazen arkadaşlarımla, bazen hiç tanımadığım ve “o an”lık hayatıma giren insanlarla ve genelde müzikle.

2016, gitmeye ve her şeyden uzaklaşmaya en yaklaştığım sene oldu. Temellerini bundan 2 sene önce atmış, bu sene neredeyse “tamam” haline getirmiştim. Diyeceksiniz ki “Neden hala buradasın?”. Tabii ki cevabım var. Birincisi ben İstanbul’a aşığım. Aşkın en acılı, en tutkulu ve en yorucu hali. Belki de yeterince gitmek ya da İstanbul’u terk etmek istemedim ki hala buradayım dimi? İkincisi, gitmenin bir çözüm olmayacağını bilecek kadar da çok gittim. Şöyle söyleyeyim, neyse kaçtığınız şey geçmiyor. Ve son olarak gitmek o kadar da kolay bir şey değil. Özetle duruyorum.

Bundan 5 sene önce yine uzun uzun yazmış ve “mor ve ötesi’nden alıntı yapmak istiyorum; “Zaman geçer büyürüz, sertleşir dünya…”  diye eklemişim. Sanırım “son” dediğimiz noktaya kadar da sertleşmeye devam edecek. Hazır mıyız?

Ah bir de 2016’ya Jakuzi – Koca Bir Saçmalık şarkısını armağan ediyorum.

Üzdün be 2016!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s