İNSAN İÇİNDE AĞLAMAK

light_at_the_end_of_the_tunnel_pedestrian_underpass_in_tbilisiAğlayan insana bakınca ne düşüneceğini bilemeyip gözlerini kaçıranlardan ve kişinin neden ağladığına dair çeşitli senaryolar yazıp hüzünlenenlerden misiniz? Ben onlardanım ama buyrun bir de ağlayan bir insanın penceresinden yazayım size. Çünkü ağlıyorum.

Haftalardır tüm bu yaşananlardan ötürü girdiğim ruh halini kelimelerle tarif edemiyorum. Bir ben mi tabii, kim girmedi ki bu ruh haline? Kayıplardan, sürekli korkmaktan, yapayalnız olma hissinden, geleceğin gelemeyeceği kaygısından, her gün kırılmaktan, hayal kuramamaktan, sevgisizlikten… Özetle içinden çıkmadığım ve nasıl çıkacağımı bilemediğim bu ruh halinin ağırlığından ötürü insani bir tepki olarak ağlıyorum işte.

Mütemadiyen küçük bir çocuk gibi ağlıyorum hem de. Metroda ağlıyorum, İstiklal Caddesi’nde yürürken ağlıyorum, takside ağlıyorum, bir avm’de ağlıyorum, sokakta küçük bir çocuk görüp ağlıyorum, Nişantaşı’nda bir kafede kahvemi sipariş ederken ağlıyorum, konserde ağlıyorum, vapurda ağlıyorum, uyumadan önce ağlıyorum, uyumak için ağlıyorum, uyandığımda kesin ağlıyorum. Ara ara tebessüm ediyorum gün içinde tabii ama o kadar işte. Durmadan, şuursuzca ve bağımsızlığını ilan etmişçesine akıyor gözyaşlarım. Hiçbir şekilde müdahale edemiyorum. Ve ben ağlamayı hiç sevmiyorum.

Müzik dinliyorum, kitap okuyorum, şiirlerde kaybolayım diyorum, dizilerle başka dünyalara gideyim diyorum, sevdiklerimle vakit geçireyim diyorum ama yok, olmuyor. Sürekli daha da “acı!” diyor hayat. Acıyacak yerim kalmamışken inatla “acı!” diye bastırıyor.

Önceleri sürekli utanıyorum; sabah akşam gözümde gözlükler, kafamdan çıkarmadığım kapüşonlar, öne eğip de kaldırmadığım başım, insanlardan uzaklaşmak… Sonra şunun farkına varıyorum ki istesem de istemesem de ağlıyorum yahu. Çıkarıyorum gözlüğü, kapüşonu, kaldırıyorum başımı ve her zaman yaptığım gibi hayatıma devam ediyorum. Ağlamak da gerçek değil mi sonuçta? Ve bambaşka bir şeyi gözlemlerken buluyorum kendimi, ağlayan insanla kurulan empatiyi ağlayan kişi olarak yaşamayı… Empati, yani duygudaşlık. Hiçbir insanın “Ah birini mi kaybetti acaba?”, “Vah sevgilisinden mi ayrıldı acaba?”, “Yazık işinden mi oldu acaba?”, “Ah zavallı ne geldi başına?” diye düşünmediğini farkediyorum. Aksine gözlerimle buluşan her gözde “Acını paylaşıyorum” ifadesini görüyorum. Bazen buna acı bir tebessüm, hafif bir kafa selamı, zaman zaman dolan gözler eşlik ediyor. İddia ediyorum, sarılmak ve hatta sarılıp benimle ağlamak isteyenler bile var içlerinde. Delirdik. Delirtildik.

Diyeceğim şu ki utanmıyorum, utanmayın… Sadece acilen toplu tedaviye ihtiyacımız var ya da belki de birbirimize biraz daha sarılmaya ne bileyim.

Hala saf bir şekilde ümit ettiğimden olsa gerek Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’nden Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl Cihanı sensin azad eyleyen bin ye’s ü mihnetten cümlesi geçiyor kafamdan.

Dilerim geçici bir deliliktir bu yakalandığımız.

Geçicidir di mi?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s