70, 35, 20… Doğru, Yanlış…

99ylLvd3_400x400Yazı yazmak için bilgisayarımı açtım, derken eski yazılara bakayım dedim. Neler neler varmış, çok eğlendim. Bir de bu varmış 11 sene önce yazdığım. İnsan kendi yazdığına şaşırır mı? 🙂 Bayağı başka biri yazmışçasına okudum. Neyse birkaç gündür hava durumuna hafif hüzün hakimken cuk oturdu bence. Yarınki havada olmaz mesela bu yazı.

Küçüklüğümüzden beri ‘doğru’lar ve ‘yanlış’lar vardır. “Cısss!” vardır bir kere aileden gelen. Sonra okulda öğretmenler tarafından yapılan “ck ck ck” anlamındaki parmak hareketiyle tanışırsın. Ufak şeylerden başlar bunlar; yaklaştığın çaydanlık, saçını çektiğin arkadaşın, ispiyonladığın çocuk… Var mıdır cidden doğru ve yanlış?

Ve ilişkiler vardır, hiçbir mantığı olmayan. Kalptir orada hükmeden. Beyine ise sadece çıldırıp susmak düşer. Beyin aile olur, öğretmen olur. “Cısss!” der, duyulmayacak kadar sessiz bir çığlıkla. Ama yaramaz çocuk dinler mi? Hayır…

Biri birini çok sever. O kadar sever ki artık kendini ‘sevmediğine’ inandırmaya çalışır. Çalışır, çünkü karşı taraf inatla sevilmediğine inanıyordur. Acı verir inandıramamak. Gider bir sürü kişiye aşık olur. Olduğunu sanır ya da gerçekten olur. Ama aklı hep ‘o’ndadır. Bir şeyler yaşanır, bir şeyler kaybolur bir havada olma durumu hakimdir. Gün gelir bir telefon gelir… Gelir ama o telefon beraberinde neler neler getirir… Hangisi doğrudur ki? Ya da hangisi yanlış?

Biri birlikteliğini bitiremez. Bitiremez çünkü tutunacak bir dal arar. Belki de aramaz kim bilir. Ama o dal bir şekilde karşısına çıktığında birlikteliğini bitiverir. Her şey gizemli olmalıdır. Çünkü ‘etik’ olan dal bulmadan yuvadan uçmayı gerektirmektedir ya hani, doğru ve yanlış vardır ya… Ve o dal ona aşık olur, o da o dala sımsıkı yapışır. Yapışır ki bir güzellik daha zarar görmesin. Peki ya dal kendini dal olmaktan öte hissedebilecek midir? Hangisi doğrudur ki? Kalbinin hissettiğini yaşamak mı? Beynini dinlemek mi? Ya da hangisi yanlış?

Biri artık yorgundur, içinde bulunduğu durumdan yorgun, sevgiden sarhoş ama olması gerekenden uzak. Yakar bütün gemileri ama arkada küller de bırakır izini kaybetmemek için. Çünkü sevgi vardır, büyük sevgi. Ama sevgi her zaman yeterli midir? Maalesef ki cevabı ‘maalesef’tir. Başka şeyler de gerekir hayatta. Bırakır kendini başka duygulara, sevgi yoktur belki artık ama tarif edilemez bir başka mutluluk vardır. Uçuyordur, içi rahat ama hafif bir sızı ile. Hangisi doğrudur ki? Sevgiyle yetinmek mi büyük duygulara yelken açmak mı? Ya da hangisi yanlış?

Evlilikler vardır, temelleri sağlam ama içi boş. Arayış vardır hep bu sebepten. Birileri üzülür, birileri bilmez, birileri umursamaz. Peki hangisi doğrudur? Ya da hangisi yanlış? Aklını yitirip üzülen mi? Bilmediği için önüne bakan mı? Yoksa umursamadan yola devam eden mi? Kim kandırıyordur bu noktada ya da kim kandırılıyordur? Doğru? Yanlış? Üç maymunculuktur.

Ve rakı masası vardır. Can yakan, kahkaha attıran, kalbinin küt küt küt atmasına sebebiyet verirken bir yandan da ruhunu sıkıştıran. Midende uçan kelebeklerle aynı anda, kalbini söküp almaya çalışan elle mücadelene tanıklık eden. O masa bilir her şeyi. Dinler ama hiç yorum yapmaz. 70, 35, 20… Biri gider, biri gelir. “Rakının dili olsa!” dersin. O ise sadece dilini çözer. Masadan kalkarsın. Kafa hafif puslu ama ne 70’ten, ne 35’ten, ne de 20’den… Hayattan.

Gece yatağına yatarsın, düşünürsün. Kabus görmeye bir kala ilk defa kalp yenik düşer ve beyin kalbe aile gibi, öğretmen gibi hükmeder, “Cısss!” der. Artık rüya da görmezsin.

Kalbin kabul etmene izin vermese de her şey normaldir. Hepsi normal.

12 Kasım 2006 / 22:44

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s