DOĞRULUK MU CESARET Mİ?

QuestionKüçük bir kız çocuğu bana “Doğruluk mu Cesaret mi?”yi sordu. Hala var mı diye bir şaşırdım ki neden olmasın. Önce anlattım, sonra da bir düşündüm de…

Çocukken hem sevdiğim hem de gerildiğim bir oyundu “Doğruluk mu Cesaret mi?”. Zaten manasızca doğrucu başıydım. “Doğruluk” seçip kolayca her sıra gelişinde mevzudan sıyrılabileceğime ya da yalan söyleyemediğim için gerileceğime “cesaret” seçip adrenalin yaşamayı tercih ediyordum. “Doğruluk”ta en yüz kızartan soru “Kimden hoşlanıyorsun?” olurdu hep. Of ne büyük dramdır ona cevap vermek ya da verememek… “Cesaret”te en büyük adrenalin ise “Ya birini öpmemi isterlerse!” olurdu. İğrenç geliyordu birini öpme fikri. Özellikle küçük yaşlarda berbat bir şey. Berbat ama bir yandan da herkesin meraklısı olduğu… Ama telefonla işletmek olsun, yok içi su dolu balonu camdan atmak olsun, bilmem kaçıncı kattan bir paket unu aşağıya boşaltmak olsun, 1 dk boyunca rezil olma pahasına müziksiz dans etmek filan neler neler yapıldı “cesaret” yolunda. “Yaparım ya n’olacak!”çıydım hep. Muhtemelen biraz da asi hissetmekten ya da hissetmeyi istemekten. Millet bunlardan geriliyordu. Bir de bazıları için “doğruluk” adına kafadan bir şeyler sallamak çok da zor değildi.

Sonra yaşlar biraz büyüdü, ortamlar değişti. “Doğruluk” yine yüz kızartabilecek konumdayken, “cesaret”; hele ki ortamda hafif hoşlanılan bir çocuk da varsa “Ay umarım onu öpmemi isterler”e döndü. Küçük masum bir öpücük. Ama o öpücük hiç olmazdı. Çünkü genelde öyle bir çocuk varsa bir şekilde herkes o çocuktan hoşlanırdı ya da o kızdan farketmez. Kimse de onunla bir başkasının öpüşmesini istemezdi. Diğer bütün manyaklıklar ise yine bakiydi. Sadece şekli ve dozajı değişiyordu. Tabii biraz daha korku . “Doğruluk”la yine işim olmuyordu, ne soracaklar da söyleyemeyeceğim? Ya da nasıl yalan söyleyeceğim… Büyüdükçe söylemek istemediklerin de artıyor.

Daha da yıllar geçti, iyice büyüdük. O insanların adlarını bile hatırlamıyorum şimdi. En son ne zaman “Doğruluk mu Cesaret mi?” oynadığımı da. Ama hayatın kendisi zaten o oyunmuş. Sen yıllarca öyle ya da böyle oyna ama hayata dair hiç ama hiç kondisyon kazanma, ne ayıp!
Büyüdüğünde önce, “doğruluk”un birçok kişi için zaten tedavülden kalktığını görüyorsun. Ya da pek tercih etmediklerini. Yalanlar, dolanlar, arkadan iş çevirmeler, aldatmalar, aldanmalar ama hep yüze gülmeler. Ama bunun yanında, “Doğruyu söylerim ben!”in seni ya da bir başkasını ne kadar yaralayabileceğini de görüyorsun. Hayat mı seni, sen mi kendini bu duruma sokuyorsun tartışılır ama ne kadar kaçarsan kaç kendini orada buluyorsun. Oyunu tam oynayamıyorsun artık. Bir de üstüne yalan söylemeyi öğrenmen gerekiyor. Yalan söylemeyi istesen de istemesen de (burada küfür var) öğreniyorsun.

Biraz kendi doğruların, kendi isteklerin varsa hayat içinde “Cesaret!” demeye devam edebiliyor, “Ben istediğimi, doğru bildiğimi, hissettiğimi yaparım” diyebiliyorsun. Tamam, belki artık içi su dolu balonu camdan aşağıya atmıyorsun hatta öyle bir şeye denk gelince anında teyzeye bağlayabiliyorsun ama inandığın şeyin arkasında durmakta da tereddüt etmiyorsun. Hem de ne olursa olsun. “Bunu yapamazsın!”, “Bu olmamalı!” gibi şeyler sana dokunmuyor. Konu “cesaret”se yetişkin dönemin cesareti de bu oluyor. Bazen bir arkadaşının arkasında, bazen yaptığın işin arkasında, bazen bir hatanın arkasında farketmez; üstüne üstüne gelen şeylere karşı duruyorsun. Arkasında durduğun konudan dolayı insan kaybediyorsun bazen. Biraz üzülüp, biraz da üzüyorsun hatta. Bazen tutunacak bir şey ya da birilerini arıyorsun. Çünkü konu oyun değil de hayat olunca biraz sert olabiliyor. Bazen buluyorsun, bazen bulamıyorsun. Çokça yoruluyorsun. Bazen “Ulan ben n’apıyorum?” bile diyorsun.

Büyüdükçe önce yalan söylemeyi sonra da kaçak dövüşmeyi öğreniyorsun maalesef. Ama mecburen.

“Doğruluk mu Cesaret mi?” sorusunun cevabı da çekimsere dönüşüyor. Kokmayayım, bulaşmayayım, rahatımı bozmayayım… Üzmeyeyim, üzülmeyeyim, canımı sıkmayayım…

Artık oyunun kuralları sadece esnemekle kalmıyor, bir bir silikleşiyor.

Zaten yalan da bir opsiyonsa “doğruluk”un pek anlamı kalmıyor.

“Cesaret”in var mı yok mu emin olamıyorsun.

Hoşlandığın çocuğu öpmeye cesaret edemiyor,
Su dolu balondan korkuyor,
Dans edersen gülmelerinden kaçıyor,
Hoşlandığını söyleyemiyorsun yani.

Eh b*ktan tabii.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s