EVDE 13. GÜN

Selam, niyeyse “selam” diye başlamak istedim. Belki de “Sevgili günlük” diye başlamlıydım… “Evde 13. Gün” dedim ama tabii ki markete gittim, bir kez de yürüyüşe çıktım. Ah tabii bir de kediyi aşıya götürmem gerekti. Onun dışında gerçekten de hep evdeyim. Freelance ve aşırı özgür çalışan bir insan olarak 9-6 çalışanlar gibi hissetmedim tabii ki ya da zaten para kazanma kaygısı olmayan ekmek elden su gölden birilerinin baktığı insanlar gibi de. Veya bir öğrenci gibi… Zaten evde çok vakit geçirebiliyordum ama bir yandan da keyfi ya da iş olarak sürekli sokaktaydım. Aşırı sosyal bir insanım çünkü. Böyle tam arada bir yerdeyim bu hikayede; sanki keyfi bir şekilde evdeymişçesine takılıyorum… Ama sebebini (ki çok ciddi!) bir kenara atacak olursak güzel bir 12 gün oldu benim için. Neden mi?

  • Epeydir adam akıllı kitap okumuyordum. Şimdi bir güzel kitap okuyorum gün içinde. Önceden de okuyacak bolca vaktim vardı ama oturup kendimi “Neden okumuyorum ki?” diye sorgulayacak vaktim/kafam yoktu.
  • Evde de gayet motive şekilde spor yapabileceğimi gördüm. Yıllar içinde defalarca bunu yaptım ama hiçbir zaman devamını getiremedim. Hep gidip pilates stüdyoma koştum. Şimdi kendimi adamış bir şekilde her gün (evet her gün) yapıyorum. Motivasyonum canlı bir eğitmenken şimdi sanal da gayet idare ediyorum. Çünkü mecburum 🙂
  • Her gün “Ne pişirsem?” diye düşünüyorum. Bunu tamamen kendimi mutlu etmek için yapıyorum tabii. Önceden arada sırada basit yemekler yaparken ve dışarıdan sipariş vermek daha kolay gelirken şimdi kendi sınırlarımı zorluyorum. Mesela ben kim “kiş” kim? Yaptım, çok da güzel oldu. Sonra fırında mücver denedim berbat oldu mecburen attım… Çorbalara, zeytinyağlılara girmiyorum bile. Yemek yapmak benim için bir hobi haline geldi şu süreçte öyle diyebilirim, çok da güzel oldu. Kafa rahatlatıcı, terapi gibi bir aktivite. Bir tek sushi ve pizzayı özledim hehe 🙂 Yakında onları da yaparım kesin.
  • “Ev temizliği” gibi bir mevzu girdi hayatıma. Tabii ki arada evi süpürüyor ve yerleri siliyordum ama esas ciddi işi eve gelen yardımcı yapıyordu. Şimdi hepsini ben yapıyorum. Bir de her dakika yapıyorum, obsesyon haline geldi. Misal bunu yazayım bitireyim de sonra gidip şöyle bir güzel lavaboları temizleyeyim gibi şeyler geçiyor kafamdan.
  • Bu “Social Distance” döneminde, uzaklarımızı yakın kılmak için anında digital dünyaya adapte olmamıza inanamadım. Yerli yabancı birçok konser izledim. Önce güzel geldiler ama arada da moralimi bozdular kapattım. Zoom’da, HouseParty’de süper muhabbetler ettim arkadaşlarımla. Eskiden nadiren Skype yaptığım yurt dışındaki arkadaşlarımla aniden daha fazla konuşur oldum. Ama ilk kez hepimizi etkileyen bir olay/duygu durumu yaşamamızın etkisi de büyük tabii.
  • Hayatımdaki bazı insanların davranış bozukluğu karşısında dehşete düştüm. Canımı sıkmadan, keskin çizgiler yaratmadan hafif bir “konum değişikliği” yapmam gerektiğine karar verdim. Konumları değişti 🙂
  • Hepimizin “ah”ı ve de “vah”ı var ama ekstradan “ah”lar ve de “vah”lar beni aşırı bunalttı. İnanılmaz ama hepimiz aynı gemideyiz (bir gün bu lafı edeceğimi düşünmezdim) bu sefer ve hayat devam ediyor. “Ah”la ve de “vah”la tabii, istersen günlerce yap bunu ama o loop’tan hiç çıkmamak? Misal ben, yarınım için aşırı endişelendim. İşler iptal, ne yapacağım, nasıl olacak? Arkadaşlarımla paylaştım bunu, 2 günüm berbat geçti endişe ve kaygıyla. Şimdi mi? Geçti. Ama bir şey olduğu için değil, yapacak bir şey olmadığı için.

Fakat bir yandan da kötü aslında… Neden mi? Mesela işler ne zaman düzelecek gerçekten çok merak ediyorum. Özellikle benim gibi eğlence sektöründe çalışan birçok insanın bunu merak ettiğine eminim. Ya da mekan sahiplerinin de ne kadar endişe içinde olduğunu tahmin edebiliyorum. Kiralarımızı, faturalarımızı nasıl ödeyeceğiz? Kredisi olan nasıl ödeyecek? Peki ya kredi kartı borçları ne olacak? Sınavları havada kalan kafası karışık öğrencilere girmiyorum bile… Bizler için çalışan sağlık çalışanları ya da lojistik destek veren kişileri düşündükçe (ve tabii ki ailelerini) hem minnet duyuyorum hem kalbim sıkışıyor.
“Hastalanırsak” konusuna girmiyorum bile ya da bir yakınımız hastalanırsaya…
İlk gideceğim konseri çok merak ediyorum mesela. Bu temsili bir örnek tabii ama cidden merak da ediyorum. O kalabalığa ilk karışma anı, insanlarla “Naber?” diye ilk kucaklaşma anı…
Bugün yine biraz kaygılıyım ve yarın yine geçecek biliyorum.
Bazen “keşke” diyorum keşke içimizi biraz rahatlatacak bir konuşma yapacak bir devlet büyüğümüz olsaydı, biraz kaygıları azaltsaydı. Ama işte “keşke”de kalıyorum.

Neyse buradan seslenmek iyi geliyor 🙂


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s